Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

1 Temmuz 2009

Malakanlar…

Şimdi düşünüyorum da o yıllarda onlar da içimizden birileriydi. TOLSTOY’un hemşerileri gibi değil, GORKİ’nin köylüleri gibiydiler adeta. Kadınlar göğüsleri çıtçıtlı veya düğmeli, kol ağızları fırfırlı açık renk bir üstlük, dizlerinin altına kadar inen koyu bir eteklik giyerlerdi. Keza açık renk bir peştamal bu düzgün kıyafetin olmazsa olmaz aksesuarıydı.

Gençlerinin başı açık olurdu. Genç olmayanlar boyunlarını da içine alarak doladıkları çoğu kez ipekli bir eşarpla örterlerdi saçlarını. Kalın topuklu, atmalı bir iskarpin, bu kadınların toprağa kararlı ve inatçı bastıklarının göstergesi gibiydi. Ya bir vazifeye gider veya bir ayinden döner gibi her zaman temiz, her zaman pırıl pırıl…

Erekleri iri kıyım, elleri nasırlıydı. Bellerine kemer taktıkları bol gömlekleri vardı. Bazıları pantalonlarını içine tıktıkları çizme giyerlerdi. Başlarında bizim kasketlerimiz olurdu, selam verdiklerinde hep onu çıkarırlardı saygı gösterisi olarak. Bütün bu insanlar, okulda arkadaşımız, mahallede komşumuz, ÇAKMAK’ta, ZÖHRAP’ta, ŞAHNALAR’da köylümüzdü.

O yıllarda sarılı, kırmızılı, katmerli gül bahçeleriyle, malina yetiştiren bakımlı ağaçlarıyla ÇALKAVUR, sadece MALAKAN’ların oturduğu bir sayfiye yeriydi. 1930’lu, 1940’lı yıllardaki MALAKANLAR, hafızalarımızdaki yerlerini koruyor. Köylerimizde en bakımlı at onların, en besili inek onların, en verimli tarla onlarındı. Köyün bütün arabalarını, kızaklarını onlar onarır, hayvanların koşumlarını onlar yaparlardı. Hatta ve hatta hayvan ve bitkilerin bakım ve hastalıklarına geleneksel, pratik çareler bulurlardı. Köylerimizdeki değirmenleri hep onlar çalıştırırdı.

İlkokuldaki sınıf arkadaşım TATYANA KANAVALLAR, KAMASOR’un, DİMOŞKA köyüm ŞAHNALAR’ın değirmenini işletirdi.

Bu toprakların insanı idiler, bu topraklara yürekten bağlıydılar. Bu topraklarda ellerinin emeği, alınlarının teri vardı. Hiçbir taciz, hiçbir tecavüz bu topraklardan koparmıyordu onları. Fakat bir gün geldi, 1960’lı yılların başında o güzel insanlar, o güzel bahçelerini, o güzel değirmenlerini ve de buruk hatıralarını bırakarak, kırık gönülleriyle çekip gittiler…

Şimdi bir parantez açıyorum.

Eski VATAN GAZETESİ’nin sahibi ve başyazarı AHMET EMİN YALMAN, “”Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim” adlı 1800 sayfayı bulan anı kitabında MALAKANLAR MESELESİ başlıklı sayfada şöyle yazıyor: “1939 yılının başında New York’ta bulunduğum sırada Washington sefaretimize hepsi iri yarı, sakallı insanlardan oluşan bir grup gelmişti. Gelenlerin sefir MÜNİR ERTEGÜN’e söyledikleri şuydu”: ‘Kaliforniya’daki MALAKAN topluluğuna mensubuz. Hepimiz dürüst ve çalışkan adamlarız. Refah içinde yaşıyoruz. Dinimizin icabı yalan söylemeyiz. Mezhebimizin PİRİNİ rüyada gördük, bize şöyle dedi, yakında bir cihan harbi kopacak, her tarafa yayılacak, yalnız TÜRKİYE harp dışı kalacak. Bütün hayvanlarınızı, mallarınızı, çoluk çocuğunuzu alarak derhal TÜRKİYE’ye gitmenin çarelerini arayınız. Biz hayvancılık ve ziraat sahalarında ileri usullerle çalışıyoruz. TÜRKİYE’ye faydalı olacağımıza eminiz. Zaten TÜRKİYE’de, BANDIRMA ve KARS’ta MALAKAN toplulukları var.’

Büyükelçi MÜNİR ERTEGÜN, iddialara inanmadı. Bir savaşın çıkması anında TÜRKİYE’nin savaşın ortasında kalacağını söyledi. MALAKANLAR pirlerinin kehanetinde ısrar ettiler. Büyükelçi sığınma taleplerini Ankara’ya iletti. Fakat sonuç alınamadı.

Kaliforniya’ya gittim. MALAKANLARI buldum, bizi ağırladılar, hepsi hoş, dinç, dürüst insanlar, kendilerine mahsus mezhepleri var. Domuz eti yemiyor, kiliselerinde insan sureti bulundurmuyor ve yalan söylemiyorlar. SAN FRANSİSCO’da ünlü bir gazete aracılığıyla AMERİKA’daki MALAKANLAR’A ulaştım. Durumlarını AMERİKA’daki sefirimize ve dışişleri bakanımıza ilettim. Bir sabah otelime 10 kişilik bir heyet geldi. Her birinden benim gibi dört insan çıkardı. Şunu söylediler: ‘Derhal her şeyimizi satıp gideceğiz, iyi TÜRK vatandaşı olacağız. Yalnız iki şartımız var. Birincisi kendi ilkokulumuzun olması, ikincisi de dinimiz adam öldürmeyi yasak ettiğinden askerlikten istisna edilmemiz…’

Başvuru yine ANKARA’ya iletildi. Sonuç alanamadı.

1950, 1954, 1957 yıllarında KALİFORNİYA’daki MALAKAN’LARA uğradım, giderek azalmışlardı. TÜRKİYE’ye gelmekteki amaçlarını anlamıştım, eriyip tükeniyorlardı. Sonraları MALAKAN’larla ilgili bir hayli kitap, belge, fotoğraflar topladım, mektuplar aldım. Bunlardan birinde şöyle deniyordu:

“1939 yılında WASHİNGTON ve TÜRK Sefaretine başvuranlardan birisi babamdı. Yıllarca KARS’ta yaşamış sonra AMERİKA’ya gelmeye mecbur kalmıştı, fakat oranın hasretini unutmamıştı. Ben karımla beraber geçen yıl TÜRKİYE’ ye gittim. KARS’a da uğradım, ilk fırsatta tekrar geleceğim. AMERİKA’dan hoşnut değiliz. 500 ila 1000 aile derhal mallarıyla beraber TÜRKİYE’ye gitmeye hazırdır”.

AHMET EMİN YALMAN’ın anılarındaki MALAKAN’ların öyküsü böyle. Meraklıları yazarın arşivine ulaşabilir. Daha fazla bilgi edinmek isteyenler her konuyu olduğu gibi “GÖÇ SORUNU’nu da” genişliğine ve derinliğine irdeleyen değerli dostum SEZAİ YAZICI’ya başvurabilirler.

Her göç bir dramdır. Bizimki de onlarınki de…

O güzel insanlar, o güzel bahçelerini, o güzel değirmenlerini ve de buruk hatıralarını bırakarak, kırık gönülleriyle çekip gittiler…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

ercüment ağkoç
16 Eylül 2009 21:25

beşir bey ben bir nalakan torunuyum. eline kalemine sağlık . çalkavurluyum . çok guzel bir yazı

taşkın çağatay yamen
2 Temmuz 2009 12:55

elinize sağlık üstad bu yazınız içimi hem ısıttı ham burktu.dediğiniz gibi çok değerli insanlardı.yardımsever,barışçıl çalışkan insanlar olarak anlattılar büyüklerimiz bizlere hep,evet onlar bu toprakların insanlarıydılar

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI