Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

22 Kasım 2010

Her Acı Kendi Bedenini Bulur

Yaşadığımız karanlık, soğuk ve yalnız geceler ruhumuzu ıssızlaştırdı, yüreğimizde ne sevinç ne de merak bıraktı. “Bu da gelir bu da geçer” diyen o hüzünlü türküyü mırıldanıyoruz ve boyuna içimize bakıyoruz. İçimizde kasılma, kurşun gibi bir çaresizlik.

Acı ve keder… Gök gürlüyor ve şiddetli bir yağmur. Acımızı ve kederimizi eskiden olduğu gibi gök gürültüsünün dağıtacağını umuyoruz ama nafile.

Teknoloji ve bilim alanında inanılmaz başarılara imza atan çağımız insanı, ne yazık ki insanlığın acısını azaltacak bir yaşam biçimi veya ortamı yaratamıyor ya da yaratmıyor.

Sadece mırıldanarak, konuşmadan, tepkisiz kalarak yaşıyoruz acıyı.

Ruhumuzu ele geçirmiş, çarmıha germiş bir acı. Yüreğimizden tüm damarlarımıza akan zehir direncimizi kırmak üzere… Evet, insanın bedenini ele geçiren fizyolojik acılardan çok daha zordur, ruhunu çarmıha geren acılar ile baş etmesi. Hele bu acı, keder ve çözümsüzlük -iktidar, sistem gibi- organize ve sistematik bir durumdan kaynaklanıyorsa, durumumuz daha da vahim demektir.

Acının rengi, ulusu, kimliği, adresi var mıdır?

Acı duygusu belki her insan için benzerdir ama her acı kendi bedenini bulur ve acının kaynağı aynı olsa bile her insanının acıyı yaşaması, hissetmesi farklı olabilir. Yazarlar, şairler gibi bazı insanlar acının, yaraların dili olurlar; böylece kendileri daha çok sıkıtı çekme pahasına yeni acıların yaşanmasına engel olmaya çalışırlar.

Daha önce yoğun acılar yaşamış birinin yeni acılardan etkilenmeyeceği anlamında kullanılan “acı patlıcanı kırağı çalmaz” atasözüne katılmak güç çünkü acının, çaresizliğin açtığı yaralar kapanmaz, sadece kabuk bağlar ve insan yeni acılar ile yüz yüze geldiği zaman bu yaralar tekrar kanar, hatta bazen daha da şiddetli kanar.

Şu yaşadığımız coğrafyada öyle dayanılmaz, öyle yoğun acılar yaşandı ki, Türk toplumu yorgun düşüp acıya tepki verme duyarlığını yitirdi. Diğer şeylerin yanında bundan dolayı olsa gerek, yanı başımızda yüz binlerce Iraklı hunharca katledilmesine birkaç bin kişin katıldığı mitingler dışında toplum olarak tepki vermedik, yeteri kadar dayanışma göstermedik.

Ruhumuzu rehin alan çözümsüzlük bazen bizde algı bozukluğuna yol açıyor, dolayısıyla gerçeği ıskalıyoruz.

Sistem bize mutlu olmak için tüketmeyi, daha çok tüketmeyi ve lüks bir yaşam sürmeyi işaret etmekte. Fakat daha çok tüketmek ve lüks bir yaşam sürmek, aşırı ve yoğun çalışmak demek. Her sabah işe giderken aşırı çalışmanın yarattığı stres, aşırı sorumluluğun yarattığı endişe ruhumuzu çarmıha germekte ve keyifsizlik yaşamımızın her gözeneğine sinmekte. Son yıllarda yeryüzünde yaşanan baş döndürücü değişim süreci ruhumuzu karmakarışık hale getirmekte, yeni acılara yol açmakta, yeni yaraların ortaya çıkmasına ortam hazırlamakta.

Bazen acıyı yaşamak maceradır. Pusulasız bir aşka yelken açtığımızda, aslında acı yaşayacağımızı sezeriz ama bu aşk macerasından da vazgeçmeyiz ve sonuçta genellikle aşk acısı çöker yüreğimize.

Acının asgari bir düzeyde olduğu bir yaşam mümkün mü? İnsanların birbirini itip kakmadığı, hayatın önsözünde olanlara eşit imkânlar sunan bir sistem mümkün mü? Aklın aydınlığının bu sorulara cevabı var mı?

“Ne yapmalı”? Tüm acıların ve sorunların çözümü bu olmasa da, hayat, bize yaşamımıza doğrudan müdahale imkânı veren siyaseti; hayat, bize birbirimize elimizi uzatmamızı ve boyuna kendi içimize bakmaktan vazgeçmemizi işaret ediyor.

Hayat bize acılarımızı yeni baştan tanımlamamızı ve hem geçmiş acılarımızın zihnimizde yarattığı birikimler hem de yeni ortaya çıkan acılarımızın analizinin yaratacağı bilinç ışığında içyapımızı onarmamızı işaret etmekte.

Her acı kendi bedenini bulur.
Acıdaş bedenler birbirini daha iyi anlar.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Vehbi Geray Bilimer
17 Aralık 2010 17:58

Insanoglu insanlıgın acılarını azaltacak bir yaşam biçimi veya ortamı yaratamıyor mu yoksa yaratmıyor mu?

Eger yaratamıyorsa, bu tabi ki cok uzucu. Isteyip de yapamamak, yetersiz olmak acı birsey.

Ama eger o yasam bicimini "yaratmıyorsa" yani bunu kasten ve isteyerek saglamıyorsa, o zaman insanoglu benim indimde alt tarafı iki ayaklı bir hayvandır.

[email protected]
4 Aralık 2010 13:37


AKILLININ ÇEKTIGI ACI....APTALIN AKLISIZLIGINDANDIR.....!!
BUDA BİR ACI...HEMDE KİTLELERİ ETKILEYECEK BİR ACI...
MEMLEKET MESELESİ....
KİTLELERIN GELECEGİ....
BÜTÜN ACILARI AŞAR.....

bilge
4 Aralık 2010 12:34

Acının rengi, ulusu, kimliği, adresi var mıdır?
Mükemmel!

Sinan Görkem Gökçe
2 Aralık 2010 19:10

Haydar Aksoy'dan bir şaheser daha. Ellerine sağlık Doktor!

Ö.ALP
30 Kasım 2010 20:54

İnsan yaşamak ve yaşatmak için vardır .Bu yüzden savaşlara , haksızlıklara ,zulumlere karşı çıkar çıkmalıdır kendini bilen insan! İnsan hayatı üretmek , topluma ,doğaya yeni bilgiler güzellikler katmak için vardır.İnsan sevgidir doğasında vardır önce kendini sonra diğerlerini sevmelidir kendini bilen insan... ve hayat bizlere verilmiş bir armağandır , bu karmaşık düzen içerisinde nötr değil neşe ve sevinç içerisinde şimdiyi anı yaşamak en güzeli.. yoksa acılara takılıp kalırsak bize verilmiş armağan olan yaşamımızı zorlaştırır bir türlü kısır döngülerden çıkamayız ..geçmiş sular çoktan aktı her gün başka bir su akıyor deyip her birey yaşadığı acılara sadece deneyim olarak baksa ne güzel olur ...yazınınıza zıt bir yorum belki ... her şey bakışa göre değişiyor ... ne yapalım başka hayat yok ...elinize sağlık ... ben yaşama sevinç tarafından bakmaya devam edeyim...

Tüm Yorumlar (12)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI