Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

12 Ocak 2011

Daha aydınlık bir ülke için siyaset

Gelir dağılımında eşitsizliğin, yoksulluğun ve küresel ısınmanın her geçen gün artığı bir dünyada ve ülkede yaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse, ülkemizde milli gelirin yaklaşık olarak %50'sini ülke nüfusunun %1'i alırken, ülke nüfusunun %99'u ise yaklaşık olarak gelirin diğer %50'sini almaktadır. Yoksulluğun her gecen gün arttığını görüyoruz, örneğin ülkemizde yoksulluğun göstergesi olan yeşil kart sahibi insan sayısının 14 milyon ulaştığı söylenmektedir. Ülkemizin ekonomik olarak büyüdüğü söyleniyor. Ancak görüyoruz ki, bu ekonomik büyüme yeterli yeni iş ve çalışma olanakları yaratmamaktadır. Elbette bu örnekler çoğaltılabilir. Ülkemizdeki gerçekler orta sınıfın yaşadığı Bağdat Caddesi veya Etiler'de görüldüğünden çok farklı.

Ülkemizdeki sorunların çoğunu ciddiyetle analiz edilmesi, üzerinde ayrıntılı olarak düşünülmesi gereken ve ancak köklü reformlarla çözülebilecek nitelikte yapısal sorunlar oluşturmaktadır. Hayat her geçen gün bize net olarak, bu sorunları çözmenin en önemli aracının siyaset olduğunu ve farklı sınıfların siyasi arenada faaliyet göstermeleri ile mümkün olduğunu işaret etmekte…

Dünyaya, şöyle bir baktığımızda, çoğu zaman iyi örgütlenmiş küçük bir topluluğun iktidarı ele geçirdiğini ve ülke yönetimine geldiğini görüyoruz. Bu küçük topluluk iktidara gelmek için milliyetçilik gibi toplumlar tarafından genel kabul gören ideolojileri kullanıp sessiz ve derinden iktidarının haklılığını geniş kitlelere empoze etmekte ve bu sayede toplumu kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirebilmektedir.

Dünya tarihi bize göstermektedir ki, iktidardakiler, başta iyi niyetli olarak ülke sorunlarına çözüm üretmek amacıyla iktidara gelseler de, sonradan ellerinde tutukları gücü suiistimal edebilmekte veya kendi çıkarları doğrultusunda kullanabilmektedirler. İşte bunun panzehiri, yani çözümü, geniş kitlelerin etkin olarak siyasete katılmaları ve bu katılım mekanizmalarının oluşturulmasıdır.

Ülkemizde, ülke sorunlarına kafa yoranlara, daha güzel ve aydınlık bir ülke için çaba gösterenlere büyük bedeller ödetildi. Önemli bir yazarımız ve aydınımız olan Sabahattin Ali'nin bazı derin güçler ile ilişkisi olduğu iddia edilen biri tarafından kafası ezilerek öldürülmesi, cinayeti işleyen şahsın dört yıl ceza alması ve o dönem çıkan bir aftan yararlandığı için kısa bir süre cezaevinde kalması bu konuda verilebilecek örneklerden sadece birisidir. Bu süreç 12 Eylül askeri darbesi ile zirveye çıktı. Hatta 12 Eylül darbecilerinin siyasete düşmanlıkları öyle boyutlara varmıştı ki, darbeciler hızlarını alamayıp üniversitelerdeki 'siyaset' bölümlerinin ismini 'kamu yönetimi' olarak değiştirdiler. Üniversiteye başladığımızda ebeveynlerimizin "sakın siyaset ile uğraşmayın!" demeleri hala kulaklarımızda…

Toplumun geniş bir kesiminin siyasetten uzaklaşmasının diğer bir nedeni de; felsefenin, sosyolojinin ve bu konudaki tarihsel birikimin ışığında insanların yaşamlarını örgütleme ve sorunlarına çözüm arama aracı olan siyasetin, somut hayatta karşılığı olmayan vaatlerle kirletilmiş olmasıdır.

Aşımız, huzurumuz ve özgürlüğümüz demek olan siyaset ile uğraşmadığımız ve siyasi faaliyeti yalnızca birkaç yılda bir oy kullanmaya indirgediğimiz için yaşamımızı cehenneme çeviren birçok yapısal sorun çözül(e)memektedir.

Örneğin, hepimizin yaşamını zehir eden trafik sorununa birey olarak ne kadar kafa yoruyoruz? Yılda yirmi binler ile ifade edilen sayıda insanımızı trafik kazalarına kurban veriyoruz. Acaba bu kazaların kaçı sürücü hatalarından ve kaçı ülkemizde yapısal bir sorun olan kara taşımacılığından kaynaklanıyor? Cumhuriyet'in ilk yılları dışında da demiryolu taşımacılığına gerekli yatırım yapılsaydı eğer, bu kazaların ne kadarı önlenebilirdi? Daha da ötesinde bu konuda kaç bilimsel çalışma var? Ya da kaçımız hususi otomobillerin bu trafik tıkanıklığını tetiklediğini veya kentleşmede yarattıkları sorunların farkındayız? Şehirlerde - neredeyse - konutlar için ayrılan alan kadar park yeri ve yol alanı hususi otomobillere ayrılıyor. Peki bu kadar hususi otomobil gerekli mi? Bu hususi otomobiller yaşamımızı gerçekten kolaylaştırıyor mu?

Toplum olarak futbola gösterdiğimiz ilgi ve onun için harcadığımız zamanın yüzde birini her gün karşılaştığımız sorunlara gösterseydik acaba bugün bu sorunların çözümünde ne kadar yol kat edilmiş olunurdu?

Ülkemizde hemen hemen tüm politikacılar katılımcı, çoğulcu demokrasi, adil ve özgürlükçü bir gelecek diyor ancak katılımcı ve çoğulcu demokrasiyi hayata geçirecek ve katılımcı ve çoğulcu demokrasinin devamlılığını sağlayacak mekanizmaların oluşturulduğu söylenemez.

Geniş kitlelerin siyasete katılmaları yalnızca bugün için değil, gelecek için de yaşamsal öneme sahip. Esasen, geniş kitlelerin siyasete katılmaları yetmez zira, geniş kitlelerin bilinçli olarak siyasete katılmalarını sağlamak için eğitim sistemimizin sorgulayan, araştıran ve paylaşmayı bilen bireyler yetiştirmesi amacıyla yeniden düzenlenmesi gerekir. Mesela bunun ilk adımı olarak ortaöğretimde 'Siyaset Bilimine Giriş' dersine yer verilmesi düşünülebilir.

Ayrıca, şiddet içermeyen her türlü düşüncenin örgütlenebilmesi ve propagandasının özgürce yapılabilmesinin önündeki her türlü engel kaldırılmalıdır. Bunun yanı sıra şiddet içermeyen her türlü düşüncenin ve yaklaşımın ifade edilebilmesi için tüm yasal güvencelerin sağlanması yerinde olur.

Vurgulanması gereken bir başka nokta ise, siyasi partilerin (milletvekili adaylarının da belirlenmesi dahil) karar alma süreçlerine siyasi parti üyeleri ve halkın aktif ve etkin katılması sağlanmalı ve bunun için gerekli yasal düzenlemeler zaman geçirilmeden yapılmalı.

Ayrıca, sendikaların ve meslek kuruluşlarının ilgili oldukları iş kollarında faaliyet gösteren şirketlerin yönetim kurulu toplantılarına gözlemci sıfatı ile temsilci bulundurmaları ve yine ilgili meslek birlikleri veya odaları ve diğer demokratik kitle örgütlerinin kendilerini ilgilendiren yasa tasarı veya tekliflerinin görüşüldüğü TBMM komisyonlarında müzakerelere katılıp görüş bildirme hakkı olan gözlemci sıfatı ile temsilci bulundurmaları düşünülmelidir ve neticede bunların gerçekleşmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması önerilebilir.

Yukarıda da belirtildiği üzere "gücün" suiistimale açık olmasından ötürü iktidar olmayı hedeflemeyen fakat iktidarı denetlemeyi, iktidarın eksikliklerini veya yanlışlarını göstermeyi, toplumu eşitlik ve özgürlük temelinde bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi amaçlayan siyasi veya demokratik kitle örgütlerinin oluşturulması ve elbette devletin bu tür örgütlenmelere gerektiği ölçüde mali destek sağlaması yerinde olacaktır.

Sonuç olarak, birey ve toplum olarak yaşamımızı örgütlemek, adil, özgür, uygar ve refah içinde bir ülkede yaşamak istiyorsak, insan merkezli ve doğaya saygılı bir siyasi faaliyeti inşa etmemiz ertelenemez bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Ayrıca, insanın insana tahakkümünü, "kulun kula kulluğununu" asgariye indiren veya biraz olsun azaltan, insanın doğayı tahrip etmeden gelişmesi için çaba gösteren ve insanlar arasındaki eşitsizliğin bir nebze de olsa önünü alan her türlü çaba desteklenmelidir.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

hayri yaman
13 Ocak 2011 13:59

Geniş kitlelerin siyasete katılımı siyasette yaşanan tıkanıklığıda aşmak bakımından öneme sahiptir.
Maalesef partilerimiz geniş katılımcılıktan uzak adeta diktatöryal birer yapılara dönüşmüşlerdir. Parti üyeliği bir formalite haline gelmiştir. söz, karar ve yetki padişah konumundaki genel başkanlardadır.
İşte siyasette aşılması gereken en önemli sıkıntı budur, CHP ye burda bir görev düşmektedir. CHP, Kılıçdaroğlu ile başlayan değişim ve dönüşümü devam ettirmek istiyor ise, mutlaka ÖNSEÇİM2i yaşama geçirmelidir. Tüm üyeler ile yapılacak önseçim, sitasette yaşanan yıkanıklığı aşmanın ilk adımı olacaktır.

tomurcuk
12 Ocak 2011 17:23

Sevgili Haydar,
Getirdiğiniz öneriler siyasete geniş katılımın sağlanması açısından oldukça yararlı olabilir.

-Sendikaların ve meslek kuruluşlarının şirketlerin yönetim kurulu toplantılarına gözlemci sıfatı ile temsilci bulundurması
-İlgili meslek birlikleri veya odaları TBMM komisyonlarında müzakerelere katılıp görüş bildirmeleri, gözlemci bulundurmaları vs… HALKIN ne istediğini gösterilebilmesi açısından faydalı olabilir.

Böylelikle iktidarın yapacağı yanlışların bir nebze önüne geçilebilir. Devamlı bir otokontrol ve muhalefet dışında kontrolör görevindeki sivil oluşumlar sebebiyle İktidar VEKİL OLDUĞUNU ve amacın asile(HALKA) hizmet olduğunu unutmayacak ve belki de kendi derdine düşmeyecektir.

Toplum olarak geniş kitleler halinde hareket edebilmemiz, siyasete oy kullanmaktan farklı olarak daha aktif bir şekilde katılabilmemiz için, biraz inanca, umuda ve temiz siyaset yapabileceğine inanacağımız siyasetçilere ihtiyacımız olduğu da bir gerçek.

erol ercan
12 Ocak 2011 14:30

Haydarcığım, Yazını okudum ve oldukça naif buldum. Hoş ve kolaylıkla okunuyor.Herkese hitap eden bil dili yakalamışsın.Tebrik ediyorum.Ancak bana göre bazı siyasi hatalar var.Birincisi kendileri siyasi iktidarı hedeflemese de siyasi mücadele içinde olan sivil toplum örgütlerine iktidar veya herhangi bir siyasi erk tarafından yardım edilmesi gibi bir durum olamaz.O zaman sivil olma özelliğini kaybederler.Zira sivil toplum örgütü olmanın olmazsa olmazlarından en önemlisi siyasipartilerden,hükümetlerden ve devletlerden bağımsız olmalarıdır. Belki demokrat da olmayabilirler.Zira her sivil toplum örgütünün demokrasi mücadele içinde olması gibi bir zorunluluğu olmayabilir.Elbette ki,ideal olanı özgürlük ve demokrasi mücadelesi içinde olarak kendi ekonomik veya mesleki çıkarlarını da savunmasıdır...
Konu geniş ama şimdilik bu kadarı ile yetiniyorum. Çalışmalarında başarılar diliyorum.Umarım daha iyi koşullarda tanışır ve bol bol sohbet etme imkanını buluruz.Hoşça kal.
Erol Ercan
Mali Müşavir.

M. Yıldırım
12 Ocak 2011 14:28

Üçte ikisi dindarlık ve milliyetçilikle teskin edilmiş bir topluma kendisini sevdirebilecek anadolu tipi bir sosyal demokrat parti haline gelirse CHP ve diğer ılımlı solcuları da kendi bünyesinde toplamaya gayret ederse ve belki de bu hükümetten rahatsız olan merkez sağcılarla da ittifak yaparsa, o zaman bu gidişe dur denilebilir. Yoksa ne düzen değişir, ne de düzülenler.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI