Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

21 Nisan 2014

 



14 Mart 2011

Alevi, Sünni ve imkânsız bir aşk

Alevilerin bu ülkede uğradıkları haksızlıklar, karşılaştıkları baskılar ve yaşamak zorunda bırakıldıkları sorunlar hiç bitmedi.

Daha birkaç gün önce İzmir’de toplanan ve Gündoğdu Meydanı’nı dolduran on binlerce Alevi yurttaşımız, bunun en açık örneğidir.

İşte “Saklı Hayatlar” filmi, Aleviler için kâbus dolu günleri, Çorum Katliamı ile 12 Eylül Cuntası arasında geçen süreci anlatıyor, bir Alevi genç kız ve Sünni bir delikanlının imkânsız aşkı üzerinden… “Ya Sonra”, “72. Koğuş” ve “Bir Avuç Deniz” adlı vasat filmleri peş peşe izledikten sonra Saklı Hayatlar bana ilaç gibi geldi.

Kültür Bakanlığı Fonu’ndan destek almasına rağmen düşük bütçeli diyebileceğimiz bu filmin, elbette ufuk tefek kusurları var. Ancak inanın izlenmeyi hak ediyor, kaçırmamalı.

Saklı Hayatlar’ı, “Türkiye’nin tüm saklı hayatlarını örnekleyen Alevi kimliğinin dramı, Sünni çoğunluğun da trajedisidir” diyen A. Haluk Ünal yazdı ve yönetti. Bu onun ilk sinema filmi ve vasatı aşmak kolay değil, o bunu başarmış, umarım yeni filmler çeker. Filmin görüntü yönetmeni iki Altın Koza ödüllü Gökhan Atılmış, müzikler ise Ender Akay ve Sunay Özgür’e (Kedi Müzik) ait. Saklı Hayatlar’ın belli başlı rollerini Ceren Hindistan, Yusuf Akgün, Lâçin Ceylan, Zerrin Sümer, Ahmet Mümtaz Taylan ve 8 yaşındaki Irmak Öztürk sırtlamış. Gelelim filmin başrolündeki Ceren Hindistan’a. Kars doğumluymuş, dizilerde oynuyormuş, birkaç yıl önce güzellik yarışmasında finalist olmuş filan, tanımıyordum, bilmiyordum, ilk kez Saklı Hayatlar’da gördüm ve diyeceğim odur ki, hayli zamandır beyazperdeye bu kadar yakışan bir yüz daha görmedim. Figüranlar ise bir âlem, özellikle Alevi aileyi, mahalleden kovmak isteyen kadınların, öfkeli olması gerekirken bazıları gülüyor, neyse ilk filmlerde olur böyle hatalar. Bunun dışında faşist karakterler daha iyi çizilmiş, devrimciler ise fazla çocuksu ve romantik.

Üzerine Hazreti Ali’nin resminin dokunduğu duvara asılan küçük kilimin seccade olduğu ve küçük Alevi kızın, dua okuyan Sünni kadınlar önünde namaz kılmaya çabaladığı sahne son derece vurucu. Gecekondu mahallelerinde geçen sahneler ve Çorum’daki katliamı anlatan bölüm de keza öyle. Alevilerin karşısındakine Yezit, Sünnilerin ise Kızılbaş dediği, Mum Söndü gibi hurafelerin işlendiği bu filmin, toplumsal baskıya, önyargılara, ötekileşmeye ve ayrımcılığa dair sözleri var. Bu nokta çok ama çok önemli… Gerçek olaylardan esinlenen senaryo, Alevi toplumunun yaşamak zorunda bırakıldığı acı ve kanlı bir dönemi anlatması ve Alevilerin saklı hayatlarını dillendirmesi bakımından Türkiye’de bir ilk. “Anadolu’nun farklı kimliklere sahip insanları olarak resmi tarihin, resmi ideolojinin bize bellettiklerini bir kenara koyup birbirimizin gerçek acılarını, karşılıklı önyargılarla birbirimize çektirdiğimiz tüm acıları dinlemeye ve paylaşmaya başlamanın zamanı artık. Kendimizin ve başkalarının hikâyelerini hissetmenin, paylaşmanın en zengin en yoğun dili olan sinema, kimliksel önyargıların çözülmesine de önemli bir katkı yapabilir” diyor A. Haluk Ünal. Sonuna dek haklı.

Evet, yoksulluğu ortak olanların, birbiriyle yıllarca dost kalanların, birbirlerine benzemediklerini öğrendiklerinde verdikleri tepki trajediye dönüşebiliyorsa, saklı hayatlara hep mahkûm kalırız. Çünkü hoşgörünün olmadı yerde her zaman hırgür vardır.

BİR AVUÇ DENİZ'DE BOĞULMAK

Sinemada aşkın birçok denklemi vardır, zıt karakterli iki kadın arasında kalan ve haliyle bocalayan erkek, misal bunlardan biridir. Aşk üçgeni, aşk örgüsü artık adına ne derseniz deyin, öykü bildik, formül basittir. Hiçbir şey çözümsüz değildir, asla! Peki, burjuva sosu, klişe deposu ve şişik egosuyla “Bir Avuç Deniz” ne yapıyor? Bırakın okyanusu, denizi, bu film, mucize yaratarak bir bardak suda boğuluyor.

Bir Avuç Deniz’i reklâmcı Leyla Yılmaz yazdı ve yönetti. Filmin belli başlı rollerinde Engin Altan Düzyatan, Berrak Tüzünataç, Zeynep Önder, Ayda Aksel, Can Gürzap, Tuğrul Tülek ve Ahu Yağtu var. Filmin sloganlarından biri şu; “Deniz’e açılmaya cesaretiniz var mı?” Evet, var ancak deniz tükenmişken ne fayda. Uzun zamandır halkın gerçeğinden bu ölçüde kopuk, zenginlik heveslisi, yurtdışında okumuş çocukların destekçisi bir film daha görmedim. Uzayda mı yaşıyorsunuz? Ayaklarınız yere hiç mi basmıyor? Gerçeklerden gerçekten bihaber misiniz? Yatım var, katım var, boğaz manzaralı evim var, param var, işim var, ama biz hepimiz sorunluyuz. Zenginlik battı bize, dünya yansa umurumuzda da değil. Steril yaşamlarımıza rağmen deli doluyuz biz, macera arayan bir avuç züppe genciz. Neyse…

Filmin oyuncuları şöyle iyiydi, şöyle kötüydü diyemem, çünkü oyuncu yönetimi, sınıfta kalmış, herkes affedersiniz kafasına göre takılmış. Yani olmamış. Düzyatan, dizilerde hatta Canlı Para’da daha iyi iş çıkarıyor, demek ki neymiş, proje seçerken dikkat etmek gerekirmiş. Filmden çıkar çıkmaz, magazinciler bana Tüzünataç’ın çıplak sahnelerini sordular, Bir Avuç Deniz filmini değerlendirmemi istemek yerine… Pes!

“Cesur sahneler” ne demekse artık bunlar önemliymiş medya için, toplum için, bir filmde soyunmanın cesaret olarak algılanması bile sanat adına edilmiş bir küfürdür oysa… Oyuncu sahnenin gereğini yapacak, öpüşmem, koklaşmam, sevişmem, yok daha neler, üstelik Türkan Şoray bile tarihi kanunlarını yıkmışken… Hayatta ne yaşanıyorsa, perdeye de o yansır, sinema salt dar alanda kısa paslaşmaları değil, uzak ve geniş bir ufuk da ister. Biz bu kafayla sinema sektörünü biraz zor oluştururuz. Benim pek umudum yok.

Bunun dışında Tülek, Yağtu değil de benim dikkatimi Zeynep Önder çekti, iyi görüntü veriyor, oyunculuğunu geliştirirse, bence beyazperde adına isabet olur. Ayda Aksel ve Can Gürzap’a ise ayrı üzüldüm, emektarlar daha iyisini hak ediyor, kesinlikle… Öte yandan bir filmde, trajik sahneler bu denli komik, komik bölümler ise bu kadar trajik olabilir mi? Sinema salonunda uzun zamandır bu denli gülmemiştim, kahkaha attım resmen sinirden… Kara mizah ile izah edilecek yanı da yok bu senaryonun, bir burjuvazi eleştirisi olsa saygı da duyacağım üstelik. Ama ne gezer… Yönetmen Leyla Yılmaz, sinema yazarlarının filmini beğenmemesine sanırım bozulmuş. Eleştirmenleri eleştirmek yeni moda oldu, bence kolaya kaçmak bu, şayet bize haddimizi bildirmek istiyorsanız, sıvayın kolları, güzel bir film ile karşımıza çıkın, yeter.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

derwiş
17 Mart 2011 17:31

TETİĞİ ŞAKAĞINDAN YANSIMALAR !

yaslarınızda , sevinçlerinizde yanınızda
daha dün memet amcanın tabutu omuzlarımdaydı !
velinin düğününde halayın başında
sizin evin çocuğu beni amca , teyze bildinizmi
başınız dardayken hızır gibi biterim
tanıdınızmı mahalenin dertlerini çeken altanı



filistinde intifada taş sallardık karşıya ,
vietnamda gazlan beraber yandık ,
kürdistanda hewallerin yoldaşıydık
kozmosun heryanındaki mazlumlar beni sorar
hep taraflarında yüzen ben
bildinizmi sırdaşınız ferhatınızı



sistemin hırsları , yalanları
prangalamamıştır başkaları gibi
cehalletten arınıp modern derwişanlar adasında katre
zamanın ölçüleri tartamaz
birikimli , erdemliller bilir onu hamlar değil
o dem nedir bu çarkıfelekler , hileler
soymaya , çarpmaya gelenlere ,
tepeden bakanlara platonik aşklar



kefenim arka cebimde , tetiğim şakağımda
sizin için varım
halk denizinde evrene örnek yaşam sunmak derdim
yoksullar , hakları yenenler , bütün ezilenler namına
kendini , dünyayı bilmeyen yozlaşmaların arasında
cahıl nefs kurbanlarına değil
sokağın , kentin , evrenin evlatlarından yana
yeni , eşit , hür yaşam kuralım beraber sandıklarda !





bizleri bugüne kadar yönetip yönlendirenler halkı nerelere sürüklediler , çıkmazlara , kör kuyulara , çaresizliklere attıkları görülmekte peki aynı hatalarmı tekrar edilecek yoksam yüzleşip ozanın yukardaki şiirinde tanıtmaya çalıştığı evrensel şahikalaramı destek verilecek ? Zor , çetin sınavlar herkesi beklemekte gelin bu sefer dayatılan hernereden olursa olsun ezberleri , önyargıları parçalayıp farklı - doğru olana destek verelim . Herşey bizlerin ellerinde beyninde bitmekte kutuplaşmaların , kinlerin esirleri olmadan yalnız . Bütün ibrahimi dinlerde , hint - çin felsefelerinde yada sol literatürde betimlendiği gibi tanrının günahkar kullarına gerçeği tanıtmaları için elçi olarak yolladıkları çocuklarını bilin , anlayın destek verip hemhal olalım . Bugünden sonra hatalarımızla , eksikliklerimizle yüzleşelim kandırdıkları , boyaladıkları , maskeledikleri yeter artık temiz , namuslu , samimi notları tarihe düşürmek için çaba sarfedelim . Derinlerden gelen kadim sesler evde oturken dahi odasının perdelerini aralandırıp meydanla iletişimini koparmayan , gösterişsiz , bilge , erdemli , duyarlı , ince olmak gibi bişeyleri aramak sanırım fazlaca bişey beklemek değil zaten umarım istemlerim ucundanda olsa gerçekleşir altan tana ve ferhat tunça atfen ithaf olunur ....... hasan hüseyin koçgiri .... 17 . 3. 2011


ErdalGeyikçi-Santcı..
16 Mart 2011 14:27

Sy:Alper Turgut bey,Köşenizi okuyunca yıllardır tartışılan konuyu yazmak istedim.Bende bir alevi vatandaş olarak.Çevremden durduklarımı anlatmak istiyorum.Öncelikle şunu belirtmek istiyorum.Türkiye 7 bölgedir.81 İlden,100,lerce ilce ,kasaba ve Binlercede köyden oluşmaktadır.Hepsindede alevi vatandaşı bulunmaktadır.KÜRTTEN ALEVİ OLMAZ.Sakın kürt,Türk veya başka açıdan ayrımcılık yaptığımı sanmayın.!Çevremde kürtlerinde alevisi olduğu söyleniyor.Ben iç ve orta anadolu alevisini ayırıyorum bu konuda.ERKAN AYRI OLSADA,HEPSİNİN YOLU AYNIDIR.!Aleviler Gerçek türkmendir.Dili türkçe,Dini islamdır.Alevilik bir mesep degildir.Alevilerde Hanifi messebindendir.Her bölge ayrı ayrı alevi vatandaşı vardır.yORUMUMU SON VERİRKEN BİR NASRETTİN HOCA FIKRASIY YAZIYORUM..Nasreddin hoca ile balık-
hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer, bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek birşeyler isterler.
Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir.
Bunun üzerine hoca \\\'ben balığın sadece başını yiyecem\\\' der. Hancı bunun nedenini sorar, hocada \\\'balık başı zekayı arttırır,balık başı yiyen insan akıllı olur\\\' der.
Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve hocaya \\\'balık başını niye sen yiyeceksin, ben yemek istiyorum\\\' der.
Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini hoca yer ve bir güzel karnını doyurur, diğer yolcu ise sadece balığın başını yer ve sonra hocaya seslenir
\\\'sen koca gövdeyi yedin karnını doyurdun ben sadece kafayı yedim aç kaldım \\\' der
Hoca da bunun üzerine şunu der \\\'Bak nasıl akıllandın\\\' der.Saygılarımla.Erdal Geyikçi-Sanatcı.

terazi
15 Mart 2011 12:57

sayın alper bu filimi henüz göremedim lakin sizin yazınızdan anladığım kadarı ile iki aile arasında geçen bir dıramayı anlatıyor bu ülkede alevi toplumu osmanlı döneminden cumhuriyet dönemide dahil hep ayrımcılığa maruz kalmışdır bizler dışlanmamak için çalışdığımız iş yerlerinde oturduğumuz mahallelerde gizleme geregi duyarak yaşadaı bu ayrımcılıgı devletin kurumları eli ile yapıldığını bilmeyen yok alevilerde diyanetinden milli eğtimine kültür bakanlığına kadar altdan alta ayrımcılık yapılmışdır heleki AKP ikdidarı ile bu hat safaya vardırılmışdır gerçeği sayın binnaz toprağın yapdığı anketde daha bir çok araşdırmalarda görüyoruz bizlerde yaşamımızda hiseddiyoruz alevi toplumu cumhuriyetin ilk dönemlerinde biraz nefes almış geri kalan zamanlarda ayrımcılığı hep üzerinde hisetmişdir buna mukabil yinede yımadan bu ayrımcılığa karşı mücadele veriyorlar vereceklerde bu konuyu yazdığınız için size çok teşekür ediyorum

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI