Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

20 Nisan 2014

 

26 Temmuz 2011

Masaları Başbakan mı kaldırttı?

Önceki gün, uzun süredir gitmediğim Beyoğlu’ndaydım. Gazeteci – insan hakları aktivisti arkadaşım Şaban Dayanan’ın cenazesi için İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) bulunduğu sokağa yönelirken, İstiklal Caddesi’ndeki hareketlilik dikkatimi çekti. Polis ve zabıta birimleri, kafeleriyle ünlü olan Mis Sokak’ta bulunan işletmelerin önündeki masa ve sandalyeleri kaldırıyordu. Polis ile zabıta arasında yaşanan gerilimin büyümesi üzerine, “Ne oluyor?” diye sorduk. Bir esnaf, “Belediye sokağa koyduğumuz masaları zorla kaldırıyor” dedi. Aynı esnaf konuşmasını “İşgaliye ödediğimiz halde, ödemediğimizi iddia ediyorlar” şeklinde sürdürdü.

İHD önündeki cenaze töreninin ardından birkaç gazeteci arkadaşımızla birlikte yeniden Mis Sokak’a döndük. Sokak bu kez daha kalabalıktı. Gazete ve TV’lerin muhabirleri masa ve sandalyelerin kaldırılmasını görüntülüyor, bir yandan da esnafla röportaj yapıyordu. Bu sırada biz de esnafla sohbet etmeye başladık. Adeta dert küpü olan esnaflar, masaların kaldırılmasından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı sorumlu tutuyordu. Bir esnafın iddiasına göre, Başbakan Erdoğan 15 Temmuz gecesi Berat Kandili için Beyoğlu’na gelmiş ve aracıyla Cuba Cafe’nin bulunduğu sokaktan geçmek istemişti. Sokakta bulunan masalar yüzünden sokağa giremediği öne sürülen Başbakan, bunun üzerine “Masaları kaldırın” talimatı vermişti. AKP’li Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan da Başbakan’ın talimatını uygulatıyor, hem Mis Sokak hem de Asmalımescit Sokak’taki kafelerin masalarını kaldırtıyordu. Üstelik; Başbakan'ın "giremediği" sokak ile Mis Sokak arasında neredeyse dört kilometrelik bir mesafe olmasına rağmen...

İstanbul’da yaşayan ya da en azından Beyoğlu’nu birkaç kez ziyaret edenler, bu ilçedeki kafelerin bölgeye hem ticari, hem de görsel bir zenginlik kattığını bilir. Asmalımescit, Mis Sokak, Çukurçeşme, Büyükparmakkapı gibi sokaklarda bulunan kafeler, insanları günün her saatinde bölgeye çeker. Deyim yerindeyse, Beyoğlu da bu sayede 24 saat yaşar… Esnaflar, sokağa koydukları masa ve sandalyelerle gelirlerini artırırken, ödedikleri “işgaliye” ile belediye bütçesine de katkı sunar. Böylece, binlerce kişinin istihdam edildiği “eğlence sektörü” ilçeye dinamizm kazandırırken, insanların sosyalleşmesine de katkı sağlar.

Belli ki; AKP zihniyeti, Beyoğlu’nda insanların bir araya gelip sosyalleşmesinden, oturup sohbet etmesinden rahatsız… Bu yüzden, “masalar sokağa taştı” bahanesiyle, eğlence sektörünün ”tasfiye edilmesi” amaçlanıyor. Zira; Beyoğlu’na gidip gelenler, ya da orada yaşayanlar, mevcut kafelerde günün neredeyse 24 saati boyunca aynı zamanda “siyaset konuşulduğu”nu da bilir. Genelde sol – sosyal demokrat ağırlıklı sohbetler, AKP iktidarının anti – demokratik uygulamalarını hedef alır. İnsanlar o kafelerde politize olur.

AKP iktidarı, işte bu yapıdan rahatsızlık duyuyor. Bu yüzden, bir taşla iki kuş vurulmak isteniyor. Beyoğlu’ndaki kafe ve barların sokağa masa koymaları engellenerek ticari açıdan batmaları hedefleniyor. Kafe ve barların hedef haline gelmesinin sebeplerinden birini de Beyoğlu’nun “el değmemiş rantı” oluşturuyor. Bilindiği üzere, ATV ve Sabah’ın sahibi Çalık Grubu “Kentsel Dönüşüm” adı altında Beyoğlu’nu “yeniden” dizayn etmek istiyordu. Bu bağlamda, Beyoğlu Belediyesi – TOKİ ve Çalık Grubu çeşitli anlaşmalar da imzaladı. Grubun gazetesi Sabah, bu anlaşmaları “müjde” başlıklarıyla duyurdu.

Son operasyon, Beyoğlu – Tarlabaşı’nda yapılmak istenen “kentsel dönüşüm”ün artık İstiklal Caddesi – Mis Sokak ile Asmalımescit’i kapsadığını da gösteriyor. Başbakan Erdoğan’ın bizzat talimat vererek kaldırttığı masalar, yüzde 50’lik oya sahip iktidarın gözünü kararttığını gösteriyor. AKP iktidarı, hem sosyal eğlence alanlarını yok etmeyi, hem de bıkan – bunalan – batan esnafın mekanlarını “ucuza kapatıp” buraları değerlendirmeyi amaçlıyor. Bilindiği üzere, Beyoğlu Belediyesi, bu planı yürürlüğe sokabilmek için, tam üç yıl üst üste her yaz mevsiminde kaldırım taşlarını söktürdü, yeniden yaptırdı. bu süre içinde binlerce "müşteri" Beyoğlu'nu terk etti. Çünkü; sokaklara girmek, çıkmak ve yürümek imkansız hale gelmişti. Ancak Beyoğlu esnafı buna bile katlandı. Birçok esnaf bu yüzden battı. Fakat; Beyoğlu, eğlence mekanı olma özelliğini yine de korumayı başardı. Tam üç yıl boyunca esnafa çile çektirenler, şimdi ise yeni planlarını devreye soktu.

Bu bağlamda, Beyoğlu’nda siyaset yapan kişi ve kurumlara bu planı deşifre etmek ve karşısına dikilmek görevi düşüyor.

***

NOT:
Git gide büyüyen bu sorun, sonuçta çözülecek. Beyoğlu esnafı, sorunun çözülmesi aşamasında, halkın desteğini alabilmek için çevre düzenlemesine de dikkat etmeli. Zira; bazı esnaflar, kendilerine çizilen alanın dışına çıkarak yürümeyi zorlaştırıyor. Ancak bu; yapılacak denetimlerle çözülebilecek bir sorun. Halkın desteğinin alınabilmesi için, Beyoğlu esnafının üzerine düşen sorumluluklar da var.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Sanal Yorumcu
29 Temmuz 2011 11:36

Dev Sol filan derken hadi bakalım yeni trend "En Sol", yalnız bu baştaki En kısaltma olarak düşünüldüğünde pek övünülecek sıfatları çağrıştırmıyor ona göre:)

Neyse ki ben "Sol" cu değilim...

masalcı
29 Temmuz 2011 01:39

Darbeli turnusol kağıdı uzatmış rengimizi sormakta..Turnusol kağıdınıda UKTH olarak görmekte..

Bu kadar bilgi sahibi olduğuna göre orada ''ezilen ulusun'' sosyalist ve işçilerinede görevler yüklendiğini ezen ulusun işçileri ile tam ve kayıtsız şartsız bir dayanışma ve örgütsel birlik içinde olunması gerektiğini bilecektir..Bu olmadan da burjuvazinin her türden entrikaları, kalleşlikleri ve hileleri karşısında proletaryanın bağımsız siyaseti savunulamaz dendiğini
''Ezilen ulusun'' burjuvasinin işçileri aldatmak için ısrarla ulusal kurtuluş sloganlarına başvuracağından, iç politikalarında bu sloganları, egemen ulusun burjuvazisi ile gerici anlaşmalar yapmak için kullanacağından söz edildiğini darbeli zaten biliyordur..Elinde turnusol kağıdıyla önüne geleni ne kadar ''Sol''cu diye test eden en ''Sol''cu darbeli çünkü...

Not:Sayın E.Akel yaratılan gündemle oluşan boş tartışmaya yazdığım yoruma müs-sol,akepeli,fetocu gibi yakıştırmalar yapılınca biraz gaza gelip sizin tekelinizde olan konulara girdiğim için özür dilerim..Tekelinizde bulunan en en en ''Sol'' culukta gözüm yok inanın..Benim gibi derin olmayan kişinin bilebildiği tek ''monopol'' çocukken oynadığım olan oyun çünkü.....

Sanal Yorumcu
28 Temmuz 2011 16:33

E. Uzun bu konuda haklı. Ben de önceden takip ettiğim için biliyorum, Masalcı ile aralarındaki görüş farklılığına şahidim.
Bu arada derinlik ve zeka ölçerek, diğer yorumcuları küçümseyen yorumları kimseye yakıştıramıyorum. Monopol Bey'e bile. Liberallikle Ulusalcılık uzlasmaz çelişkiler taşısa da, siz bu iki sıfatı da zaman zaman sahiplendiğinize göre bu E. Uzun'un derinliğinin azlığını değil sizin çelişkilerinizin bir göstergeside olabilir, Bay Monopol...

Cingöz
28 Temmuz 2011 16:31

Yeni CHP'ye baştan (gelme şekillerinden) sona(ilkesizlik ve yetkili, yetkisiz çok sesliliği medya önünde yapmalarından) karşı olan ben ortalıkta seçim yokken neden eleman toplamaya çalışayım.
Sol'culuk kimin ideali ise bir araya gelirler bir parti kurarlar adı ne şekilde sol olursa olur çıkarlar ortaya oy,destek talep ederler.
Cumhuriyetin kurucusu, ilkelerini belirlemiş parti niye solcu olsun. Ancak gelişen anlayışlar doğrultusunda sosyal demokrat politikalardan bahsedilebilir bunu da halkçılık karşılar.
Ayrıca Kürtçülük ve kendi kaderini tayin hakkı istemenin solculuk olduğunu ilan edene kafasına geçirmesi için bir huni hediye etmek lazım.
Deniz Feneri ve diğer davaların akıbetini CHP, MHP gibi muhalif partilere değil kendini Sol'cu ve Liberal aydın ilan ederken Yetmez Ama Evet diyerek tek gayelerinin Türkiye Cumhuriyetini dönüştürüp bölmek Türk adını yok etmek için işbirliği yapanlara soracaksınız.
Bir başkası çıkar Ağaların, Aşiretlerin Partisine destek verip onların köle olmasını kabullenir sözde fiyaka yapmak için de sigorta der sendika ağaları der.
Bu ülkede insanlar kendilerine benzeyeni seçiyor. Sendika Başkanlarını, Denetleme Kurullarını da burada biz değil yine işçiler kendileri seçiyor ve bizim seçtiğimiz böyle yaşamaya layık diyorlar.
Aynı şekilde politikayı geçim kaynağı, en tatlı meslek olarak görüp kıyısından köşesinde avanta kapmak için Başbakan tabiki o kadar malı olacak çocukları şehzade gibi yaşayacak diyorlar.

E.Uzun
28 Temmuz 2011 15:38

Deniz Feneri davasi, AKP nin ve AKP yandaslarinin gercek yuzlerini kitlelere gostermede muhalefetin ciddi bir sekilde bu konuya egilip, insanlara AKP nin bu sahtekarligini desifre etmesi bakimindan buyuk bir firsatken, Zahit Akmanin tutuklanmasiyla birlikte, zaten nerede ise yok duzeyde olan bu konudaki muhalefet, simdi yine sessizlige burundu.

Bu konuda Sendika org'ta Mustafa Pekoz'un yazi dizisine bir goz atiniz!

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=38760

Tüm Yorumlar (49)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI