Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

26 Nisan 2017

 

27 Ocak 2012

Geri çağırma...

Gazetelerde ara sıra haber çıkar; Japon araba üreticileri yıl ve model belirttikleri araçlarını geri çağırırlar. Bantta ya da üretimde fabrikasyon bir hata bulmuşlardır ve o modeli hiç çekinmeden geri çağırırlar, kâr zarar bakmaksızın onarırlar. Bir ırkın sorumluluk anlayışı. Bu idrake şapka çıkarılır, saygı duyulur.

1960 yılında bu sevimli, saygıdeğer insanlar bir geri çağırma daha yaparlar, o yıllar bizde ihtilâl yıllarıdır, devşirdiğimizi zannettiğimiz ve en mahrem okulumuz Harbiye’de eğitip yetiştirdiğimiz "Gürbüz" çocuklarımız, halk iktidarı DP’yi ihtilâlle saf dışı ettikleri yıllardır, sansür ve basına pres had safhadadır… Bizler Japonya’da olanları duymadık, bilmedik, anlamadık.

1945 yılında atom bombasıyla yeksan olan Japonlar, kendileriyle kara savaşına girmeyi göze alamayan Amerikalıların generallerinin yalanlarıyla teslim olmuşlar, eğitimden – sağlığa – iş hayatından – aile hayatlarına bir sürü değişime veya devirime zorlanmışlardır. Bizdeki fullbright komisyonu gibi bir heyet Japon maarif sistemini şekillendirmiştir.

1960 yılında yedikleri zokanın farkına varan Japon uluları acil bir karar alırlar.

Öyle ya geçen 15 yılda kalkınma hızında düşme yaşanıyor, ülkede sükûnet bozuluyor, hırsızlık artıyor, aile huzursuzlukları ve suç islemede fevkalade büyük artışlar oluyor.

Sebep ve sonuç bağlamında ve uzun araştırmalar neticesinde Amerika’nın dayattığı eğitim sistemiyle yetişen nesillerin, Japonya’nın milli, manevi, iktisadi, sosyal ve kültürel şartlarına uymayan nesiller olduğu gerçeği ortaya çıkarılıyor.

Japon ulularının bulduğu çözüm, bu bozuk kafaların diplomaları, görevleri ne olursa olsun üç aylık "Japon maneviyat eğitimine" tâbi tutulmalarının şart olduğu şeklindedir. Japonlar tekrar Japonluğa sarılırlar, işte bugünlere Japon maneviyatı ile gelirler. Onlardan eski kurulan Cumhuriyetimizin ve onun maarif siteminin anaokullarından çıkan vicdani Red’çileri anlamıyorum, anlamakta özürlüyüm ve anlamayacağım.

Öyle kör yetiştirildik. Obskürantizm heyulası karanlığında, karanlık odalarda bize var denilen kara kediyi aradık durduk. Kara denizin karanlığında gelecek kızıl orduyu bekledik gelmeyince birbirimizi yedik. Dışa vuramadığımız enerjimizi, içeride fitneler, nifaklar, ayrılıklar üzerine inşa edilmiş aynı merkezin, ayrı fikir odaklarının silahşörleri olarak birbirimizi yedik bitirdik. Gençliğimizi tükettik.

Gazi Mustafa Kemal’in tarihten silinen, kazınan bir sözünü artık gün yüzüne çıkaralım, silkinelim…

"Ya elli sene sabredeceğiz, ya da 70 milyon olana kadar bekleyeceğiz."

Haydi, ben arızasızım diyenler, pamuk eller kaleme…

Ulus’un Ulu’su kaldıysa, ayağa kalkacaktır.
Kimbilir o kişi belki de bu satırları okuyandır.
Evet; dedesinin mezar taşını okuyamayanlar.

Sıfır meridyen İngiliz tarafından çalınıp İstanbul’dan ta Greewich’e taşınırken sesi çıkmayanlar.

Fethin nişanesi Ayasofya Camii sahte imzalarla müze yapılırken gözünü kapayanlar.

Dünyanın en çok konuşulan 3üncü lisanı iken, İngiliz oyunu ile Türkçeyi 5inci yaptırtanlar.

Evet; METU kafalılar, mikroçip takılanlar.
Evet; Gül gibi milliyet aidiyetinin sahibi olmak varken peykeciliklerde gezinenler, Kültçüler, gardropçular, kavramların içi boşatılırken sessiz kalanlar,

Geri kalmışlığımızı, ahlaksızlığımızı, yozlaşmayı sorgulamayanlar, ‘suçum ne’ yerine ‘suçlu o’ yaklaşımında bulunanlar, sonuç?

Hepimiz suçluyuz.

Zamanın da ayağa kalkmadık, şimdiyse tâkat yok…

Geleceğimiz için. Kendimizi geri çağıralım…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

ferruh oruçoğlu
1 Şubat 2012 01:05

yazının neredeyse tamamını anladık da bu metu kafalılar da ne oluyor ya da mikroçip meselesi. kasdedilen orta doğu teknik üniversitesi ve onun mezunları ise sanırım bu kadar iddialı olabileceklerin daha 5 fırın ekmek yemeleri gereklidir.

bir üniversitenin ya da üniversitelerin ingilizce eğitim vermesini eleştirmek başka şey, o üniversiteden mezun olanlara miktoçipli gibi metu kafalı gibi aşağılayıcı ifadeler kullanmak başka. kaldı ki burada bahsettiğiniz kurum kabul edin ya da etmeyin çocuklarınız girsin diye lise hayatları boyunca özel derslere milyarlar akıttığınız bir kurum. ve bu kurumda eğitim türkiyenin %1'inden azına kısmet oluyor genede. lütfen sözlertimizi tartıp söyleyelim. ortadoğu teknik üniversitesi ve mezunları akademik anlamda bu ülkede en kaliteli eğitim veren kurumlardan biri olmuştur ve kalitesini üniversite sayısının artmasıyla daha da belirgin hale gelmiştir.

uzanamadığınız ciğere pis derken bunu dolandırmadan da söyleyebilirsiniz.

OLGUN ARDAN
27 Ocak 2012 16:45

Sn. yazarın bir önceki yazısına yazdığım eleştiriyi (hakaret değil) okuyup değerlendirseydi diyorum ama sansürlendiği için maalesef okuyamamış görünüyor ve hala ODTÜ'lüler hakkında (çaktırmadan) bel altı vurmaya kompleks gidermeye çabalıyor. Aslında yazısının içerisinde ana vurgu doğru olmakla birlikte (dilimizi yüceltme ve önemseme anlamında) çok bariz Türkçe dil bilgisi ve imla hataları ile dolu bir yazı yazmaktanda (yazamamaktanda!) geri durmuyor. Eğer ATATÜRK'ün çok değer verdiği güzel Türkçemiz ve Ulusal değerlerimiz hakkında bir şeyler karalıyacaksanız biraz daha dikkatli ve özenli olmalısınız, bununla ilgili dilimizde güzel bir deyiş vardır; “Bu ne Perhiz bu ne Lahana turşusu”...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI