Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

5 Mart 2012

Aşkın Şafağı ve Ölüm

Şaşırtıcı ama gerçek, ortak yanı çok olan iki durum aşk ve ölüm.

Kapımızı çaldıklarında ikisinden de kaçmak imkânsız, ikisi de satın alınamaz.

İkisi de yalanı kaldıramaz, ikisi de gizemli olduğu ve bireyi çaresiz bıraktığı için korkutucudur.

İkisi de isyancıdır, hiçbir zorbalığa boyun eğmez.

Çaresiz durumlarda ya ölüme sığınırız ya da yaşamak için aşka tutunuruz.

İkisi için de ne söylense veya ne yazılsa biraz eksik kalır. Hele ölüm için ne desek, ne yazsak boş, onun için yaşamınıza anlam katan önemli unsurlardan biri olan aşk üzerine düşünmek daha hayırlı gibi görünüyor.

Biliyorum çok söylendi, yazıldı ama tekrar söylemekte beis görmüyorum: birkaç bin ailenin ve iyi örgütlenmiş çok küçük bir insan topluluğunun, insanını/bireyi daha çok mal/mülk ve güç sahibi olmak için basit bir araç gibi gördüğü/kullanıldığı bir yeryüzü sisteminde aşktan, sevgiden bahsetmek gereksiz, zamanı boşa harcama gibi görülebilir. Birçok insan da böyle düşündüğü için ne sevgi üzerine ne de aşk üzerine kafa yoruyor, diğer birey ile sadece çıkar üzerinde ilişkiler geliştiriyor.

Bireylerde, aşkta dâhil diğer bireyle geliştirdiği ilişkilerde ne tür bir çıkar elde edebilirim yaklaşımı hâkim. Aslında bu durumun yeni olmadığı söylenebilir ama daha önce bu duruma itiraz eden, sevgiye ve aşka inanan sevgi ve aşka yaşamlarında önemli bir yer ayıran daha çok insan vardı.

Bugün ise, bu konuda çevremizde gördüğümüz tablo karanlık; insanların büyük çoğunluğu tüm insani ilişkilerin temelinde çıplak çıkar ilişkileri olduğunu tartışmasız bir gerçek olarak algılıyor. Bu anlayış toplumun ruhunu bir kâbus gibi esir alıyor.

Yine de bu konuda umutsuz değilim. Yukarıda belirtilen anlayışa teslim olmayan güzel aşklar yaşayan insanlar da var. Ayrıca önümüzdeki yirmi- otuz yıl içinde insanlar, aşkın ve sevginin mutlu ve güzel bir hayat için önemini fark edecek ve sevgisiz, aşksız bir ortamın bireyin ruhunu nasıl çoraklaştırdığını görecek diye düşünüyorum. Çünkü hayatın pratiği içinde insanlar, aşksız sevgisiz yaşamanın da matah bir şey olmadığını yaşayarak görmeye başlayacaklar. Onun için yeni bir aşk şafağındayız demek yanlış olmaz diye düşünüyorum.

Bakın şu ölümlü dünyada kim istemez, ilgi duyduğu, umutlarını, özlemlerini anlayan, acılarını paylaşan, başarılarını onaylayan, ona değer veren, zor günlerinde ona destek olan bir sevgili ile yaşamını paylaşmayı?

Çok malı mülkü olan fakat sevilmeyen bir birey mi, yoksa yukarıdan sayılan özelikleri taşıyan bir sevgilisi olan ve asgari geçimini sağlayan bir bireyin mi daha mutlu, dinamik ve pozitif bir hayatı olur?

Şu anda, şimdi bu yazıyı okuyan sen, çekici bulduğun, ortak yanlarının çok olduğu, sana özen gösteren, esperileri ile seni güldüren, sevgililer günü gibi özel günlerde seni sürprizler ile şımartan, zor anlarında gözyaşlarını şefkati ile sarıp sarmalayan, acısını da sevincini de seninle paylaşan bir sevgili ile yaşamını paylaşmayı istemez misin? Eğer cevabın hayır ise nedeni bilmek isterim sevgili okuyucu (dileyen okuyucu yukarıda adımın altındaki elektronik posta adresine, dileyen okuyucu aşağıya bu konuda yorumlarını yazabilir).

Durumu biraz daha romantikleştirirsek sevgili okuyucu bildiğin, gördüğün ve yaşadığın tüm aşkları bir kenara koyup, gördüğünde yaşamın delicesine canlandığı, tenine dokunduğunda parmaklarının tutuştuğu, sözleriyle ruhunu, sesi ile yüreğini ısıtan bir aşka hayır der misin? Ya da böyle bir aşka hayır denebilir mi? Eğer yanıtın “evet” ise, dediğim gibi sevgili okuyucu nedeni bilmek isterim.

Bu başka bir yazının konusu ama yanlış anlaşılmasın, aşkta, gözyaşı, acı çekmek vesaire yoktur ve aşk sonsuza kadar yaşanan/yaşanacak güzel ve sıkıntısız bir süreçtir demiyorum. Yaşamın diğer alanlarında da olduğu gibi (bazen daha fazla ve şiddetli) bu alanda da acılar, gözyaşları, ayrılıklar ve ihanetler yaşanmış veya yaşanabilecek durumlar olduğunu yadsımıyorum.

Fakat yine de şunu diyorum: aşk, sevgi bireyi daha güçlü, daha cüretli ve yaratıcı kılar. Sevgi, aşk yaşamın vazgeçilmez dinamikleri olarak kişiliğimizi yeniden pozitif olarak şekillendirmemizin ve daha çok haz almamızın yolunu açar. Bunun için önümüzdeki dönem aşkın şafağı bizi yeniden selamlayacak ve yeni kuşak; sevgi ve aşkı yeniden keşfedip bu duyguları dolu dolu yaşayacak diye düşünüyorum.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Semra Barlak
20 Mart 2012 17:37

Yazı güzel,yazar güzel ama...aşk...aşk... bu konunun üzerine birşeyler yazmak isterdim ama aşkı tarif edemem ki ,ben aşkı yaşayarak göstermeyi severim ve sanırım gösterimim uzun sürecek...

ece
15 Mart 2012 19:36

dayıcık süper olmuş birde çok güzelmiş
seni çok seviyorum dayıcık

mutlu
13 Mart 2012 11:37

ayrıca aşk gittiğinde masada içilen çayların eşlik ettiği dostların birgün bile aramamasıdır onların da yalan olduğudur.Yani aşkla birlikte çevresinde yaşadıkların da yalandır.

mutlu
13 Mart 2012 11:29

aşk nedir biliyor musun ele geçirdiğinde bitendir.Ben bunu 7 yıl sonra gördüm egodur.yalandır.teslim olmayacaksın kötü davranacaksın o zaman hisseder karşındaki sana sıkı sıkıya sarılır ne kadar soğuk davranırsan davran ama ele geçti mi biter aşk meşk kalmaz tabanları yağla kaç kalır.biraz düze çıktı mı terk eder. gider inci dişleriyle gülümser başkalarına*

nazlı
11 Mart 2012 09:08

varsa öyle birileri ben niye göremiyorum ?? sıkıntı vermekten baska bı ıse yaramıyo ask. hatta şöyle bişeyde duymuştum ne derece doğru onu bilemem de bi bayanın doğum sancılarının katbekatıymış aşk acısı..

Tüm Yorumlar (11)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI