Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

12 Eylül 2012

“Kötülük Muhteşemdir”

Belki, yeryüzünde insanlar var olduğundan beri kötülük de var. Ancak, şimdi farklı bir durum söz konusu. Şöyle ki: Eskiden, kötülük yaptığını bilen birey, bu kötülüğü aslında istemeyerek yaptığını söyler, doğru ya da yanlış bir gerekçe ileri sürerek kendini savunurdu ve en azından kötülüğüne bir kılıf bulmaya çalışırdı.

Şimdi ise, kötülük yapan veya kötülükten yana birçok bireyin sık sık şunları söylediğini görüyoruz: “Kötülük, insan yaşamını yönlendiren en doğal ve en temel durumdur. İnsan yırtıcı bir kuş olmalı. İnsanların birbirinden nefret etmesi, savaşması olağan durumlardır. İyilik zehirlidir. Tarihte görüldüğü gibi; muhteşem olmak ancak kötü olmakla mümkündür. Vicdanlı davranmak salaklıktır. Barıştan yana olmak, merhametli olmak aptallıktır. Samimi olmak, sahici davranmak büyük bir palavradır.”

****

Masumiyetin her geçen gün biraz daha aşındığı, kötülüğün meşrulaştırıldığı ve kötülüğün yaşamın her alanına sirayet ettiği böyle bir ortamda: Kendinizi solcu olarak nitelendirseniz ne olur, sağcı olarak nitelendirseniz ne olur? Alman olsanız ne olur, İngiliz olsanız ne olur? Ya da Kürt olsanız ne olur, Türk olsanız ne olur? Sahi, ne olur? Ne fark eder?

****

Belki her şeyden önce şu soruya cevap vermek gerekiyor; “Kötülüğü Meşrulaştırma Merkezinden” mi yanasınız, yoksa karınca kararınca yaşamlarında iyilik yapmaya çalışanlardan mı yanasınız? Evet, siz hangi tarafta olmak istersiniz? Cevaplanması gereken diğer bir soru da; bugün yeryüzünde vuku bulan bunca kavga, savaş iyiler ve kötüler arasında mı cereyan etmekte; yoksa bütün bunların önemli bir kısmı kötüler arasındaki güç mücadelesinin bir yansıması mı? Üstünde düşünülmesi geren önemli bir soru.

Muhteşem olmak mı, mutlu olmak mı istersiniz? Tercih sizin. Tercih bizim.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Kemal
23 Ekim 2012 00:06

Sayın Çalıkuşu,
Yaklaşımınız için teşekkür ederim.
Ben birinci dünya savaşı ile ilgili bir bilgiyi aktardım. Bilgiyi de kendi araştırmalarım olarak değil, kaynağını vererek yaptım. Bu dergi yerli veya yabancı kökenli herhangi bir medya dergisi olsa idi aynı düşünceleri yazarmıydınız bilmiyorum.
Sizi çok iyi anlıyorum. Özellikle basın özgürlüğünün konu olduğu bu son zamanlarda ismi verilen her gazete ve dergi nedense mercek altına yatırlıyor. Yayın organının rengi, siyasi ve dini gücü her nedense devamlı yargılanıyor.
İnsan yaratılışı itibariyle hürdür ve düşüncelerini ifade edebilir. Düşünceler üzerinde fikir yürütebiliriz, ancak yargılayamayız. Her insan kişiliği ile kazandığı saygıyı fikirleriyle de kazanmalı.
Yazınızdaki iki cümle üzerinde tekrar düşünmenizi rica edeceğim: ‘‘Yehova şahitlerinin yayınları, hikmetli kişi diye sunulmuş. Din satmanın her türlüsü yanlıştır‘‘.
Alıntı yapılan bilgi tüm dünya yayın organlarında bulunabilir ve okunabilir. İsmini verdiğim dergi de bu bilgileri diğer yayın organlarından titizlikle alıntı yaparak yayınlamıştır. Bu yayının tarafsız aktardığı bu bilgiyi eleştirmek sanırım bu doğru bilgileri içeren tüm diğer yayın organlarını da eleştirmek olur. Zannederim bu konuda tekrar düşünmeniz gerekecek.
‚‚Din satmak‘‘ kavramı ile yargılı davranmış olmuyor musunuz? Yukarıda yazdığım gibi insanlar düşüncelerini ifade etmekte özgürdür. Ben bu özgürlüğümü bir inanç ismi vererek yapmadım. Oysa siz konuyu genel alandan dar bir alana çekmek istiyorsunuz!
Dünya üzerinde veya ülkeler içinde gelişen tüm olaylar maalesef insan ve yapısına ters düşmektedir. İnsanlar, rengi, inancı ve siyasi görüşünden dolayı yargılanıyor, linç ediliyor veya öldürülüyor.
Bilgi çağına girdiğimiz bu dönemde halen bu ve nevi düşüncere sahip kimseler maalesef insanlık dünyasına ve insan yaratıcısına karşı hareket ediyor demektir.
Tabii özgürlük sınırsız değildir. İnsan nasıl ki fiziksel olarak yaratılışın kendisine verdiği özgürlük alanlarını kullanıyorsa (örneğin, bir insan uzun süre su altında kalamaz ve herhangi bir yardım olmadan uçamaz), düşüncelerimizi de ifade ederken sınırlarımızı bilmeliyiz. Sosyal ilişkilerde bu çok önemli. Aynı şekilde toplumları ve insanları yanlış yöne yönlendirecek bazı düşüncelerin de sınırları dahilinde kullanılması gerektiğini söyleyebiliriz.
Size tekrar yaklaşımınız için teşekkür ederim.

Çalıkuşu
19 Ekim 2012 23:11

Yehova şahitlerinin yayınları, hikmetli kişi diye sunulmuş.

Din satmanın her türlüsü yanlıştır.

Kemal
3 Ekim 2012 17:37

Kenan bey merhaba,

görüşlerinize ilave olarak bir dergide okuduğum makalenin kopyasını gönderiyorum. (Yorum: İnsanlar geleceklerini görme ve bilme konusunda eksiktirler. Hep de eksik kalacaklar. Kötülerin çoğaldığı ve iyi diye adlandırdığımız 'insanı' insan olarak yaşamak isteyen kişilerin azalması, Sosyal sistemin çöküşünün belirtileridir. Bir de buna eko sistemin yanlış ve futursuzca kullanımı eklenirse... Geleceği tahmin edebilir miyiz?
Saygılarımla

Gaflarla Başlayan Dünya Savaşı

Üçüncü dünya savaşı kazayla başlayabilir mi? Devlet adamları ve askeri danışmanların yanlış hesapları milyonların yaşamını kaybetmesine neden olabilir mi?
BUNU bilemeyiz. Fakat bir zamanlar böyle bir şeyin olduğunu biliyoruz. Yüz yıl kadar önce Avrupalı liderler, yaşanacak dehşetin boyutunu tahmin edemeden uluslarını büyük bir savaşa sürüklediler. Sonradan bu savaş I. Dünya Savaşı olarak adlandırıldı. 1916-1922 yılları arasında İngiltere başbakanı olan David Lloyd George şu itirafta bulundu: “Ne olduğunu anlamadan kendimizi savaşın içinde bulduk.” Bu korkunç katliama neden olan başlıca olaylardan bazılarını ele alalım.
Tarihçi A. Taylor “Hiçbir devlet adamı büyük çapta bir savaş istemez” diye yazdı. “Fakat gözdağı vermek ve kazanmak ister.” Rus çarı da barış uğruna mümkün olan her şeyin yapılması gerektiğini düşünmüştü. O, korkunç bir katliamdan sorumlu olmak istemedi. Her şeye rağmen 28 Haziran 1914’te saat 11:15 sularında atılan iki talihsiz kurşunla olaylar çığırından çıktı.

Ara başlık: Dünyayı Değiştiren İki Kurşun

1914’e gelindiğinde Avrupalı güçler arasında uzun süreli çekişmelerden doğan bir gerilim vardı, bu da birbirine muhalif iki müttefik grubu ortaya çıkarmıştı. Bunlar, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Almanya’dan oluşan Üçlü İttifak grubu ile Britanya, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf grubuydu. Ayrıca bu ulusların bazı ülkelerle politik ve ekonomik bağları da vardı, buna Balkan ülkeleri de dahildi.
O sıralarda Balkanlar büyük güçlerin egemenliğinden rahatsız, patlamaya hazır bir durumdaydı. Bölgede bağımsızlık planları yapan çok sayıda gizli cemiyet vardı. Bunların arasından küçük bir gençlik grubu, Avusturya Arşidükü Franz Ferdinand’a 28 Haziran’da Bosna’nın başkenti Sarajevo’yu ziyareti sırasında bir suikast yapmayı planladı. Orada az sayıda polisin olması da işlerini kolaylaştırdı. Fakat suikastçılar eğitimli değildi. Gençlerden biri küçük bir bomba attı, ama hedefi tutturamadı, diğerleri de zamanında harekete geçemediler. Komploculardan sadece biri, Gravilo Princip başarılı oldu. Ancak bu başarı tamamen bir kaza eseriydi.
Arşidükün bombadan zarar görmeden yoluna devam ettiğini gören Princip, arabaya binmeye çalıştı fakat başaramadı. Cesareti kırılmış bir şekilde yolun karşısındaki kafeye girdi. Bu arada bombalama girişiminden dolayı sinirlenen arşidük yolunu değiştirmeye karar verdi. Fakat şoförü planın değiştiğinin farkında olmadığından yanlış yöne doğru gidiyordu ve arabayı geri çevirmek zorunda kaldı. Tam o sırada Princip kafeden dışarı çıktı ve hedefiyle karşı karşıya geldi; arşidük üç metre ötede, üstü açık arabasının içinde oturuyordu. Princip arabaya yaklaşıp iki el ateş ederek arşidük ve karısını öldürdü.( Princip arşidükün karısını kazayla öldürdü. O aslında arşidük ve karısı ile birlikte arabada olan Bosna valisi general Potiorek’e ateş etti fakat bir şekilde hedefe isabet ettiremedi).
Toy bir Sırp milliyetçisi olan Princip yaptığı işin sonuçlarının nasıl çığ gibi büyüyeceğini hayal bile edemezdi. Ancak bu korkunç olayların tüm sorumluluğu ona yüklenemezdi.

Ara başlık: Savaş İçin Tüm Şartlar Hazırlandı

1914’ten önce birçok Avrupalının zihninde savaşla ilgili romantik fikirler vardı. Ayrıca, bir kaynağın belirttiği gibi savaş öncesi yıllarda “Muazzam büyüklükteki aşırı milliyetçilik dalgası Avrupa’yı kapladı” (Cooperation Under Anarchy). “Okullar, üniversiteler, basın, politikacılar, hepsi bu kendini övme ve efsaneleştirme çılgınlığına katıldı.”
Kaynak: Gözcü Kulesi 08/2009


Kenan
26 Eylül 2012 00:02

Başlık provoke edici.. Düşündürücü.
Biraz da ben provoke edeyim: Sanırım savaş iyilerle kötüler arasında değil, çünkü iyiler yeterince kavgacı değil:) Ya da yumuşatalım: mücadeleci değil. Kavgacı olduğumuzda iyi kalabilir miyiz
o da ayrı bir soru?
Velhasılı kelam bu deneme kafamı karıştırdı...

Kemal
21 Eylül 2012 23:55

‘‘İnsanın insana egemen olması...’’

Haydar bey merhaba,

düşünebilen ve vicdanı olan insan nedense yaratılışından bu yana kültürüne yani insanlığa yabancılaşmıştır.

Doyumsuz insanlar maalesef yaşama ve insanlık kültürüne olumlu bakan kişileri de etkilemişlerdir.

Tarih boyunca insanlar mutluluğu muhteşemliğin gölgesinde aramışlar. Bu nedenle de güç kullanarak, hakim olma duygusuyla gerek insanları gerekse de ulusları yönetmek için savaşmışlardır.

Uzun yıllar önce yaşamış hikmetli bir kişi şöyle demişti: ''insanın insana egemen olması hep insanın zararına olmuştur''

Başka bir deyişle; insan insanı yönetme yetisiyle yaratılmamış. Bu nedenle Özgür, düşünme ve karar verme yetisine sahip her bir birey bu haklarının elinden alınmasına karşı olduğu için mücadele vermiştir. İnsanın bu özelliklerini korumayı amaçlayan kişiler provoke edilerek maalesef bir gerginliğin veya bir savaşın içine çekilmişlerdir

Sonuç: Aynı hikmetli kişi sonucu şöyle özetlemiş

* Kötülerin yoluna adım atma, alçakların yolunda yürüme. Onların yolundan sakın, yanına bile uğrama; yolunu değiştir, geç git. Çünkü onlar kötülük yapmazlarsa gözlerine uyku girmez, birini tökezletmezlerse uykuları kaçar. Yedikleri kötülük ekmeği, içtikleri şiddet şarabıdır.

* Doğruların yolu ise gün ışığına benzer; tan ışığı gibi gitgide parlayıp tam aydınlığa erişir.

* Kötülerin yolu gece karanlığı gibidir; neden tökezlediklerini bilmezler.

Yazınızda ki sorunuza cevap vermek istersek; mutluluk dış bir etken değil bizzat kişinin kendisindedir. Mutlu olan kişi kelimenin tam anlamıyla muhteşem biridir. Mutlu olan kişi ‘komşusunu kendisi gibi seven’ ve komşusu tarafından da sevilendir.

Mutlu muhteşemliği, kötü diye adlandırdığımız kişilerin sahte muhteşemliği ile karıştırmayalım.

Hürmetler

Kemal

Tüm Yorumlar (10)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI