Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

27 Eylül 2012

Ertaş’ın inancına saygı gösterilmedi

Bu kuşatılmışlık, ağır koşullar altında insanı soluklandıran, moral veren ne var diye düşündüğümde tabi ki çok şey geliyor aklıma. Ama olmazsa olmazlardan birisi de müzik galiba.
Kaliteli yapılan tüm müzikler elbette güzel. Etkilenmemek elde değil. Benim için halk müziği, folklorik müzikler bir adım önde. Hele Alevi- Bektaşi geleneğinin deyişleri bir başka...

Halk müziği tarihin derinliğinden gelen hayatımıza, dünyamıza ilşkin ne varsa anlatır.

Hem duygularımıza hem ruhumuza, hem de bam telimize dokunarak...

Etnik kökeni, inancı ne olursa olsun türküler insanlar arasında sağlam köprüler kuruyor. Yüzyılların ardından günümüze arına arına, eksile çoğala, dilden dile, kuşaktan kuşağa aktarılarak geliyorlar. Türküler deryadır, denizdir, üretimdir, aşkdır, sevgidir, sevdadır, haykırıştır, baş kaldırıdır, öfkedir, gurbet acısıdır, sevinçtir, ninnidir, yoksunluktur, yoksulluktur. Türküler kısaca yaşamın ta kendisidir.

Bu nedenle türkülermiz hep yaşayacak, onları yeni kuşaklara taşıyacak gelenekten gelenler, yetenekli yorumcular, besteciler de hep olacaktır.

ERTAŞ BÜYÜK BİR KAYIP

İşte onlardan birisi, gelenekten gelen, yaşayan en büyük halk ozanı artık yok.

Neşet Ertaş 25 Eylül 2012 günü İzmir’de 74 şaşında hayata vetti. O yorgun, ‘garip’ ‘göynü kırık’ ‘fukara’adam daha fazla dayanamadı bu ‘’yalan dünyaya’

O küçük bedeni sonsuzluğa göç etti. Ama ürettikleri, eserleri, sesi hep doruklarda, yükseklerde olacak.

Sınıfsal konumları, etnik kökenleri, inanç farklılıkları ne olursa olsun herkes Ertaş’ı kendine yakın hissetti. Onda kendilerinden birşeyler buldu.
Ozanın arkasından duygulu, samimi görüşleri, anıları dinledik.

Türküleri yüreğimizde, zihnimizde iz bıraktı, melodiler dilimize kendiliğinden aktı.
Toplum onu ilk günden sevdi ama muktedirler değerini geç anladılar…

Ondandır yaygın medyanın ölümüne bu kadar yer vermesi, insanların derinden, kederlenmesi. Biraz da özeleştiri gibi geldi bana…

İzmir’de hastaneye yattığı ilk günden beri ozanı izlemeye çalışıyordum.

Sağlığının pek iyi olmadığı anlaşılıyordu.
Yaklaşık iki yıl önce 14 Kasım 2009 Cumartesi günü Bostancı Gösteri Merkezi’nde son konserlerinden birisini izleme şansını yakalamıştım. Halk müziğimizin büyük ustası artık sahnelerden çekilmek istiyordu. Hasta olduğunu duymuştum. Zaten kendisi de ‘yoruldum, mecalim yok’ diyordu.

Hata son konseri olduğu ilan edilmişti. Ama ısrarları kıramadığı için daha sonra defalarca sahneye çıkmıştı. O gece Bostancı’da gürül gürül akan bozlakları, yüreğinin ta içinden kopup gelen türkülerini dinledik, sazıyla butünleşmesini izledik.

TÜRKÜLERİ, SESİ, SAZI GÜRÜL GÜRÜL ÇAĞLIYOR

‘ “Cahildim dünyanın rengine kandım… Zahidem.. Mapushanelere güneş doğmuyor… Mühür gözlüm… Ah yalan dünya… Tatlı dile güler yüze… Kendim ettim kendim buldum” gibi yüzlerce türküsünden yeni eski onlarcasını okudu.
Slogan yoktu onun türkülerinde ama samimiyet, insan sevgisi, mütevazilik, buram buram yerellik hep oldu. O kendini ‘Garip’ olarak tanımlıyordu. Sahnede “gardaşlar” “Gonül hızmatçısıyık” “Ayağınızın turabı, gapınızın hızmatçısı olim” diye tanıdık şivesiyle konuşurken aklım uzaklara çok uzaklara kaymıştı. Tıpkı ölüm haberini duyduğumda olduğu gibi.
Ustayla henüz 9 - 10’lu yaşlarda iken karşılaştım.
Osmaniye’de portakal bahçeleri altında yapılan bir komşu düğününde görmüştüm.

O yıllarda babası, ustası halk ozanı Muharrem Ertaşla birlikte düğünlere, toplantılara çağrılırlardı.
Köy köy, kasaba kasaba, kent kent gezerlerdi. Geçimlerini de böyle sağlıyorlardı. Bildiğim kadarıyla bir ücret pazarlığı da yapmazlardı. Düğün sahibinin gönlünden ne koparsa razı olurlardı.

Neşat Ertaş 28-30 yaşlarındaydı. O gece babasından daha çok o çalıp söylemişti.
Güzel türküleri güçlü sesini heyecanla çaldığı sazını 2 -3 metreden saatlerce dinlemiştim.
Bir yandan düğün yemekleri yeniyor, içkiler içiliyor, Ertaş coştukça coşuyordu.

Dinleyenlerin “söyle, söyle ağzını öptüğüm” türü iltifatlarını bu günkü gibi hatırılıyorum.

Neşat Ertaş çocuk yaşımda beni yakalamış, etkilemiş, bilinç altımda yer etmişti.
Yine çocuk yaşlarımda TRT’nin Çukurova Radyosunda “Kırşehirli Mahalli Sanatçı” kadrosundan haftada bir program yapardı. 15 dakika çalıp söylerdi. Büyüklerle birlikte biz çocuklar da keyifle dinlerdik onu. Aradan yıllar yıllar geçti. Neşat Ertaş’ın sesini, türkülerini hep ilgiyle çocukluğumdan kalma bir heycanla dinler oldum.

O ‘BOZKIRIN TEZENES’İYDİ

Büyük yazarımız Yaşar Kemal, Neşet Ertaş'a 'Bozkırın Tezenesi' demişti.Tezene baglama çalarken yöreden yöreye değişen vurma şeklidir. Neşat Ertaş bu ünvanı çok sevdi. 'Bozkırın Tezenesi' olarak anılmaktan hep mutlu oldu.

Ona çağdaş ‘Dadaloğlu’, “Karacaoğlan’ diyen de oldu.

Gözünü aynı geleneğin ustalarından babası Muharrem Ertaş’ın yanında açtı. Babası sazını ölürken ona emanet etti. Bektaşi - Abdal geleneği, bozkırın bozlakları onunla yeni bir aşamaya yükseldi.

“Göynü kırık” “Garip’ “Fukara” “Aşık” Neşat Ertaş yerellikten evrenseliğe taşıdı geleneği, bir dünya insanı oldu.

UNESCO tarafından ‘yaşayan insan hazinesi’ kabul edildi.

Son yılları hariç Ertaş geçim sıkıntısı dahil çok zorluklar yaşadı hayatı boyunca. Örselendi, kırıldı 23 yıl gurbet ellerde yaşamak zorunda kaldı. Müzik ve gönül insanları ‘Bayram Bilge Toker ve Hasan Saltık ustayı yeniden halkla buluşmasında önemli katkılar yaptılar. Onlara teşekkür borcumuz var.

Neşat Ertaş Hayatı boyunca devletten bir kuruş dahil hiç birşey almadı.

Süleyman Demirel zamanında kendisine sunulan ‘devlet sanatçılığı' unvanını; ‘Halkın sanatçısı olarak kalmak, benim için en büyük mutluluk" diyerek geri çevirdi. Hallk bilgesi büyük ozan TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul etti. ‘Onu da bu kültüre hizmet eden ecdatlarımız adına” almıştı.
Bu coğrafyada yaşayan tüm insanlar bu ‘Garipi’ çok sevdi.

Neşet Ertaş’ın daha yaşarken bir efsane olduğunu ölümünün hemen ardından somut olarak gördük..

ERTAŞ’IN BİR İNANCI VARDI…

‘Ben halkın sanatçısıyım' diyerek ‘Devlet sanatçısı" ünvanını kabul etmeyen Ertaş'ın cenazesindeki devlet protokolü, uç noktada güvenlik önlemleri dikkat çekerken tabutunun üzerindeki ‘Kırşehir Belediyesi" reklamı da faydacı bir anlayışın örneği olarak sırıtıyordu.

Başbakan cenazede fırsatı kullanarak konuştu. ‘Kendi duygu ve düşüncelerini‘ ifade etti ama Neşat Ertaşın inancını, geleneğine saygıyı aklına bile getirmedi.

Büyük Ozan 74 yıl Alevi Türkmen, Abdal olarak yaşadı, duygularını, felsefesini saza, söze döktü. Kendisi de ‘Bektaşi kültüründen, Alevi kültüründen’ geldiğini hep söyledi. ‘Ailesinin istegi’ yada ne gerekçeyle olursa olsun ‘Devlet’ inancına uygun olarak Cemevi ritüeliyle ‘gömülme hakkı'nı ona çok gördü. Hem de yoğun taleplere rağmen.
Bu durum ne insafa, ne hoşgörüye, ne inanç özgürlüğüne, ne de demokrasiye sığar.
Ertaş’ın değerlerine, inancına saygı gösterilmeliydi.
Onu sevenler, bu haksızlığı sineye çekerek Cami'de cenazesinin arkasından saf tutu.
Devlet erkanı, siyasi parti temsilcileri,sanat ve kültür hayatından çok sayıda isim ordaydı.
Babası Muharrem Ertaş'ın mezarının ‘ayak ucuna'da toprağa verilmesi şimdi Bağbaşı Mezarlığı'na yeni bir anlam daha yükledi.

Neşat Ertaş gürül gürül akan türkülerinin yenilerini artık yapamayacak.

Onun sesinden canlı olarak türküler dinleyemeyeceğiz.
Bu az bir kayıp değil elbette.
Ama eserleri yaşayacak, yeni kuşaklara örnek olacak.

Ve tabiki bam telimizi titretmeye devam edecek…
Bu dünyadan çok büyük bir saz, söz ustası, gönül adamı daha geçti.

Teşekkürler Neşet Ertaş.
Nurlar içinde yat, üstüne yıldızlar yağsın…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

İLA
4 Ekim 2012 13:41

Alevide ,sunnide bir .aslında alevi olmayan inanaçsız insanlar,aleviliği istismar edenler ortalığı karıştırıyorlar.Ben neşetin doğduğu köye gittim. onlar abdal ama alevi değiller. camide ibadet ediyorlar, hacca gidiyorlar. Bir kez bile alevi olduğu nu söylediği bir belğe yok. BOZGUNCULUĞA NE GEREK VAR.

murat
2 Ekim 2012 16:53

ben almanyada yasiyorum ve ailesini havaalaninda yillar önce görmüstüm.

Biz neset ertasi tek basina gördük ve yanina gittiik.

kendisiyle biraz konustuk. Sonra ailesi (esi ve kizimi tam bilmiyorum) pek alakali degillerdi.

Sanki usta sanatci ama para getirmiyor edasiyla bakiyorlardi bize.
niye bu kadar hayraniz neset beye.

Yani asimile olmus aileden maalesef baska durus beklenemez.

Bakin asik veyselin torunlari nasil dedelerinin AKP tarafindan sömürülmesine karsi cikti.



Esin
1 Ekim 2012 13:04

Neşet Ertaş bir Abdaldı. Abdallar Bektaşiidir. Ozan bunu sözüyle sazıyla net biçimde gösterdi. Yobazın her türlüsünden nefret ederdi. “Önemli olan insan, yürek” derdi. Şimdi onu sağlığında hor gören, dışlayan bir zihniyet ölüsüne sahip çıkıyor. Cenazesine devlet el koymuştur. Ailesi de bu duruma boyun eğdi. Erdoğon teyamulere hiç görülmediği biçimde baş imam gibi konuşarak Ertaşı istismar etmiştir. onu asıl sevenler ise devlet protokolunun dışına itilmiştir. Abdallar, bektaşiler, aleviler, gönül dostları Ertaşın gariban severleri caminin dışında kalmıştır.

vatan evladı
30 Eylül 2012 17:47

gerçek gündem den tarihe düşülmesi gereken not:
ailesi sizin gibi bir istekde bulunmadı.
aksine ailesi ve çevresi :camide cenaze namazının kılınıp defnedilmesini istedi.
öylede yapıldı.
kendisinin vasiyeti gerği babasının ayak ucuna mezarının kazılmasına bile özen gösterildi.
isteği olmuştur inşallah.
zira millet ayrımsız bağrına bastı.
doğrusu oldu.
merhum ozanımıza Allah rahmet eylesin.
merhum veli eren hacı bektaşi veli:makalat adli eserin de ne diyor.
sizler ne diyorsunuz.

vicdan
30 Eylül 2012 17:09

ertaşı , veyseli , mahsuniyi açlıktan öldüren , muhannete muhtaç edenler arsızca kalkmış ertaşa kabeyi kıble gösterirse buna ses çıkarmayan dilsizdir . Aşağıda haydar dedenin dediği gibi abdalına , çingenesine , elekçisine , garip gurabasına sahip çıkan , gölgesine alıp adam yerine koyan dedeler , canlar değilde kim ? Kesinlikle erenlerin ikilik çıkarmak kaygısı olsaydı , diğerleri gibi cahıl olsaydı ülke kan gölüne dönerdi . Ama öyle olmadı erenler hep , sağduyu , bilgelik , aklı selim , bilim dediler yani softa dinler - kişilikler için bir canlının kalbini incitmeyi inançlarına saygısızlık bellediler . Sistemin tetikçisi olup resmi mezhep olup alçalabilirdi fakat öyle gelişmedi , yokolmak adına ses çıkarmadı . Bunları insanların görmesi elzem özüne , bozkırına , yetimine sahip çıkmalı . Canları cahıl softaların , siyasilerin ellerine muhtaç etmemeli . Bir yanımızda temiz kalsın sonra yarın abdallara , çingenlere , ezilenlere kimler bayraktarlık eder diye düşünmüyor değilim . Alevileri , pirleri suçlayanlar geniş yorumlamalı ne etsin oda insan sayılmadığı halde elinden geldiğince aç biaç bişeyler eder . Sakın sakın laiklik olmadan olmaz bugün softa çıkarcıların ayakları altında çiğneniyorken yarın dedelerin ayakları altında çiğnenmekte olur - irandaki aleviliğin yani caferiliğin gelişimi bugünlere geldiği haller sorgulanmalı - . Sonuçta herşeyi yorumlayıp en iyisine , evrenseline , insanları rencide etmeyen yapıya evrilmeli . Burda alevi milliyetçiliği kadar başka şeylerde tehlikeli fakat yiğidi öldür hakkını yememek asıl gaye yoksam kör bir yarış değil , tartışarak , konuşarak öze , tarihimizi diriltmek gibi tabi bu şartlarda ne kadar başarılı olunurki

Tüm Yorumlar (9)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI