Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

17 Ekim 2012

Zafer Aydın’ın kitabı ve işçi sınıfı...

Zafer Aydın’ın “Geleceğe Yazılmış Mektup 1968 Derby İşgali” ismli yeni kitabını okuyorum. 30 yılı aşan bir süredir hep yolumun kesiştiği bir dostumun yazdıklarını okumak bir başka haz veriyor. Geçen yılların izini taşıyan aklaşan saçları Zafer’in yürek atışlarındaki heycanı, iyimserliği bozmamış.

Bizim kuşaktan duygusunu, duruşunu yitiren, savrulan o kadar çok insan var ki...

Onun için sevgili arkadaşım Zafer’in yaşam biçimi, duruşu, yazdıkları beni dahaçok etkiliyor.

Derby işçileriyle ilgili kitabın sayfaları arasında gezinirken aklım televizyonda izlediğim görüntülere kaydı. 44 yıl sonra işçi sınıfı yine ağır sorunlar ve saldırılarla karşı karşıya.

Ne hazin ve rahatsız edici…

Görüntüler tanıdık.

Daha çok üzerinde DİSK yazan önlük giyen işçilerle polis karşı karşıya.

Yürümek isteyen işçilere sıkılan biber gazı görüntüleri.

Benzer manzaraları son günlerde başta savaş karşıtıları olmak üzere tüm hak arama gösterilerilerinde sık görüyoruz. DİSK ve Sendikal Güçbirliği üyelerinden oluşan grubun barışçıl gösterisine tahammül gösterilmiyor. Talepleri ise hiç dikkate alınmıyor.

Biber gazı, cop, şiddet ve gözaltına almak…

Muktedirlerin tavrı ayını.

Tekel İşçilerinin direnişinde olduğu gibi

SENDİKAL HAREKET ERİYOR

İşçiler ve Sendikalar, Toplu İş Sözleşmesi Yasa Tasarısı'nı protesto etmek ve seslerini TBMM'ye duyurmak istiyorlar. Bu onların en demokratik hakkı.

30 kişinin altında işçi çalıştırılan yerlerde sendikal güvence ortadan kaldırılıyor. Kıdem tazminatına el konuluyor. AKP iktidarı egemen burjuvazinin taleplerini bir bir hayata geçiriyor. Sendikalar yasası bir sendikasızlaştırma, işçi sınıfını örgütsüzleştirme yasası haline getiriliyor. İşçilerle ilgili yasaları askeri diktatörlük dönemlerini bile aratmıyor. Örneğin Toplu iş İlişkileri Yasa Taslağı bu biçimi yasalaşırsa 6,5 milyon işçi için sendikaya üye olsa bile toplu sözleşme yapma hayal olacak.

Sendika üyesi işçi sayısı 2,5 milyondan 500 binlere düşmüş durumda. Sendikal hareket tamamen bitirilmek isteniyor. Her zaman olduğu gibi işbirlikçi sarı sendikacılar bu yasayı sesiz kalarak, destekliyorlar. İşçi sınıfını vuran bu yasaya karşı kitlesel tepkiyi engellemek için de ellerinden geleni yapıyorlar. Sendika ‘Baronları’ için işçi sınıfının ekonomik, ideolojik ve siyasal mücadelesi önemli değil. Onlar için önemli olan ele geçirdikleri sendikaları kendi zenginleşme aracı olarak kullanmak. Bunun da yolu sermaye iktidarların ‘söz dinleyen uslu çocukları’ olmaktan geçiyor.

KAPİTALİZM İNSANA DA DOĞAYA DA AYKIRI

İnsanlık tarihi aynı zamanda sınıf mücadelleri tarihidir. Bu gün yaşadığımız karmaşık süreç bu yalın gerçeğin üstünü örtemez. Ezenle, ezilen, sömürenle sömürülenlerin mücadelesi her dönemde farklı biçimler alarak sürmüştür. Toplumun gelişme yasaları insanların iradesi dışında yol alıyor. 16. Yüzyılın sonlarında egemen olmaya başlayan kapitalizim yeni bir dönemi başlattı. Kapitalizim üretici güçleri geliştiren serbest rekabetçi dönemin ilerici yapısını çok yüzyıllar önce kaybetti.

Bir bütün olarak Kapitalizm, onun dayattığı üretim ilişkileri, çalışan sınıflara, doğaya, akla, mantığa, dünyanın geleceğine düşman bir ekonomik ve siyasal sistemin adı oldu. Kıta Avrupası, ABD gibi kapitalizmin merkezlerinde 18., 19., 20. yüzyıllar işçi sınıfı ile burjuvazi arasında büyük mücadellere sahne oldu. Konuyu merak edenler için o kadar çok kitap, veri, döküman var ki…

20. yüzyılın sonları ve günümüzde yeni bir durum var artık. Üretim araçlarının farklılaşması, üretici güçlerin çeşitlenmesi anti-kapitalist mücadelenin tabanını da genişletti. İşçi sınıfı önemini korumakla birlikte, aydınlar, devrimci gençlik, çevreci gruplar, kadın hareketleri, köylüler ve diğerleri toplumsal muhalefetin yeni bileşenlerini oluşturuyorlar. Yalnız insan hakları, demokrasi, ekonomik kazanımlar elde etmek değil, savaşsız, sömürüsüz bir dünyanın kurulması için muazam bir potansiyel var artık.

İŞÇİ SINIFININ CİDDİ GELENEKLERİ VAR

Türkiye’de gecikmiş kapitalizm yer ettikçe işçi sınıfı hareketi ve sendikal mücadele de boy vermeye başladı. 1923 İzmir iktisat konferansıyla Türkiyenin kalkınma biçimi resmen kapitalizim olarak belirlendikten sonra 1925’te çıkarılan “Takrir-i Sükun Kanunu” işçi ve emekçilerin siyasal örgütlenmelerini yasakladı. 1946’da kanunda yapılan değişiklikle bu yasak kalkınca, pek çok bağımsız sendika kuruldu. Dönemin burjuva hükümetleri 1947’deki “Sendikalar Kanunu” ile sendikaların önünü kesmeye çalıştı. Grev ve toplu pazarlık haklarından yoksun olan sendika ve federasyonlar 1952’de TÜRK-İŞ’i kurdular. 1961 anayasası işçilere grev ve toplu iş sözleşmesi hakkını tanıdı. Ardından çıkarılan yasa ile de bu hakların kullanım esas ve usulleri belirlendi. Yoğun olarak sermaye yanlısı politikaların etkisinde bir faaliyet gösteren TÜRK-İŞ’ten ayrılan bağımsız, sınıf çıkarlarını savunan işçi önderlerinin ve bazı sendikaların girişimiyle 1967’de DİSK kuruldu. DİSK tüm eksikliklerine, zaaflarına rağmen işçi sınıfı içinde etkili bir örgütlenme yarattı ve mücadeleci bir sendikal hat oluşturdu. Hangi teorik gerekçeyle olursa olsun bu pratik abartılmamalı ama küçümsenmemelidir de.

Çok özetle geçtiğim işçi sınıfının mücadele tarihinde önemli sayfalarından birisi de ‘Derby direniştir.’ Zafer Aydın araştırmacı titizliğiyle bu direnişi öncesinde ve sonrasındaki tüm ayrıntılarıyla kitaplaştırdı. 1968’de, İstanbul’da da Derby Lastik Fabrikası işçiler tarafından işgal edildi. Lastik-İş üyesi işçiler, sendika seçme özgürlüğünü kullanmak için “referandum” talebiyle bu eylemi gerçekleştirdiler. İşçiler eylemleriyle, patron, idare, yargı ve güdümlü sendika ittifakıyla yürütülen büyük bir operasyona karşı sendikalarını ve sendika seçme hakkını savundular. Referandum yaptırarak, demokratik bir yöntemle işçinin iradesinin ortaya çıkmasını sağladılar. İşgal, sendika seçme hakkını özgürce kullanabilmek üzere yapıldı, ama sosyal ve siyasal sonuçlarıyla talebin sınırlarını aşan bir deneyim özelliği kazandı.

Sosyal Tarih Yayınlarından çıkan ‘Geleceğe Yazılmış Mektup 1968 Derbey İşgali’

Zafer Aydın’ın tek kitabı değil. Daha önce yayınlanmış önemli kitapları var.

"Kanunsuz" Bir Grevin Öyküsü Kavel 1963(Sosyal Tarih Yayınları 2010), Forum mu Yapsak Yoksa Devrim mi (Versus 2008), Sollamalar (Aykırı Yayınları2006)

Aziz Çelik ile birlikte, Paşabahçe 1966, Gelenek Yaratan Grev (TÜSTAV 2006)Küreselleşme ve Sendikal Hareket (Kristal-İş1997) ve Temel Sendikal Bilgiler(Kristal-İş 2006


TEŞEKKÜRLER ZAFER AYDIN


Türkiye’de öğrenci gençliğinin mücadele gelenekleri bilinir. İstanbul Üniversitesi, Ankara Siyasal, Ortadoğu Teknik Üniversitesi gibi okullardaki direnişler devrimci gençlerin eylemleri, onların yurtsever yiğit temsilcilerini çok iyi tanırız. Eksiğiyle fazlasıyla, hatasıyla elbette bu gelenek önemli, öğretici. Zafer Aydın bu kitabında derslerle dolu bir başka geleneği bize hatırlatıyor.

İşçi sınıfının mücadele geleneklerinin de bilinmesini istiyor.

Derby direnişi bunların en önemlilerinden birisi. Daha sonra 15-16 Haziran 1970'de büyük direnişi ile işçi sınıfının ayağa kalkmasında da Derby’in önemli etkileri var. Demir Döküm, Sungurlar, Gamak, Kavel, Tariş fabrikalarındaki işçilerinin direnşleri hemen aklıma gelen mücadele örnekleri.

Bugün işçi sınıfının sendikal hareketi zayıf ve dağınık. Yeni koşullara uygun mücadele biçimleri henüz hayata geçirilemiyor. İşçi sınıfının siyasal ağırlığı cılız ve toplumsal muhalefetin diğer kollarıyla da uyumlu bir ilişki içinde değil. Oysa bu topraklarda önemli mücadele gelenekleri, pratikleri yaşandı. Zafer Aydın kitabıyla işçi sınıfımzın tarihinden bir sayfayı önümüze koyuyor. Ordan alacağımız dersler, öğreneceğimiz çok şey var.

Eline aklına, yüreğine, emeğine. Kalemine sağlık Zafer Aydın.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

b.düzü
10 Ocak 2013 17:56

ÜSTAD eline sağlık,NEŞE DOSTER in 7 OCAKTAKİ YAZISININ ''toplumsal uyanışın işaretleri'' YANINA KOYUNCA mücadelenin kimin ellerinde nasıl şekillendiğini tekrar hatırlatır olmuş.Öyle papuç falan işi değil yani....''DELİKANLI OLMAK SIRASI ÖYLE KOLAY EDİNİLMİYOR.BEDEL ÖDEMEK LAZIM BEDEL.....3-5 EYLEMLE GEÇMİŞİN ÜZERİNE OTURTMAZLAR ADAMI....

Yücel Yeşilceli
23 Ekim 2012 18:23

Sayın Altundal'ın 2009 yılından beri okuduğum abartısız en önemli köşe yazısı.Elinize aklınıza sağlık.

Gerçi 'Çok özetle geçtiğim 'diyorsa da sayın Altundal;tek bu grevin öncülerinden Rıza Kuas'ı ve işçi sınıfının diğer öncülerini kısmen anabilseydi.

Yazıya emeği geçen Altundal'ı ve '‘Derby direniştir.’ in yazarı Zafer Aydın'ı içtenlikle kutlarım. En kısa sürede bu kitabı alıp okuyacağım.

Esin
23 Ekim 2012 17:31

BU YAZIYI DÜN BİRGÜN GAZETESİNİN 2. SAYFASINDA TAM SAYFA VERİLMİŞ.ORADA OKUDUM. SONUNDA GERÇEKGÜNDEMDEN ALINDIĞI BELİRTİLMİŞTİ. YAKINLARDA OKUDUĞUM İYİ YAZILARDAN BİRİSİ. AYRICA İLK FIRSATTA ANLATILAN BU KİTABI ALIP OKUYACAĞIM...

osman oner
20 Ekim 2012 02:24

Kapitalist sistem zaman icinde,tuketmi desteklemek icin,taksitle satis ve bireysel kredileri cazibeli hale getirerek,toplumun butun katmanlarini bireyselestirme konusuna basarili isler yaptilar.
Bu gun iscilerin,grev,direnis gibi sendikal faaliyetleri asgariye indigediler.AKP iktidarinin baskici ve zalimce yonetimi sendikalari ve iscileri eylem yapamaz hale getirdi.Taksitler ve bireysel kredi borclari yuzunde iscilerin cogu kendilerini IPOTEKLI konuma getirdigide bir gercek.Hal boyle olnca,isciler kendi mucadele silahini (grev,direnis vb.)kulanamaz hale sokmustur.Ferd olarak iktidarin baski ve zulmune karsi sesiz kalmak gib teslimiyetci duruma gelerek elleri kollari baglanmistir.Isciler ve diger katmanlar icin yol ayrimi zamani gelmistir;Ya teslim olmaya devam ederek yok olacaklar,ya da yetti artik diyerek ayaga kalkilacak.Ara yol yok.Yol ayrimina gelindi.

Ali
17 Ekim 2012 14:25

İşçi sınıfı, emekçiler belkide Türkiye tarihinin en "kendi celadına aşık" dönemlerinden birisini yaşıyor. Bu tek başına bir kitap tanıtımı olmamış. Aynı zamanda bugünün üzerine de ışık tutuyor.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI