Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

25 Mart 2017

 

2 Kasım 2012

Cumhuriyet Kutlamaları ve AKP

Medya söz birliği yapmış “İlklerin Bayramı” diyor.

Bir yanıyla doğru bir yanıyla sıkıntılı bir tespit.

2012’nin 29 Ekim’i yaşadığımız sürecin önemli bir dönemecidir.

O gün… AKP’nin muktedir olduğunun tescillendiği gündür de.

Bakmayın siz Başbakan Erdoğan’ın grup toplantılarında, ‘Ulusa Sesleniş’ programlarında polemik dolu, kurnaz konuşmalarına.

O, usta işi demogojiyle gerçeği hergün ters yüz ediyor.

Medyanın yüzde sekseninin elinde olması, hergün besleme yorumcuların güzelleme yapması Başbakan’a yetmiyor.

Ne demek bu İlklerin Bayramı biraz irdeleyelim.

EMİR KOMUTA ERDOĞAN’DA

Basın ve ifade özgürlüğü fiilen yok edildi. 100’e yakın gazeteci tutuklu. Artık dünya bu duruma tanıklık ediyor. ‘Parasız eğitim isteyen’ 1000’in üzerinde öğrenci hapiste. Ama halen bu olan biteni Başbakan savunuyor.

Talimatla işleyen mahkemeler, cezaya dönüşen tutuklamalar, insan hakları ihlalleri artık sıradan şeylermiş gibi takdim ediliyor.

Erdoğan, Kürt sorununa bildik güvenlikçi mantıkla, müdahale talimatlarını veriyor. ‘Bir bizden sekiz onlardan’ gibi ifadelerle ölümler üzerinden sayı yarışına girerek ülke insanı rahatlatılıyor. Bu ülkenin Türk ve Kürt gençlerini birbirine kırdırmak vicdanları hiç rahatsız etmiyor herhalde. Her yer kan revan içinde. Cezaevlerinde kendilerine şiddet uygulayarak direnen insanların makul taleplerini dikkate almak yerine alay eder gibi. “"Ne açlığı, yiyip duruyorlar, zamanı gelsin müdahale edeceğiz, yapılan sadece şov” gibi insafsız açıklamalar yapabiliyor

Fiili durumu anlama, barış, diyalog, uzlaşma Başbakanın gündeminde yok. Kürtlere ‘Zerdüşt’, Cemevlerine ‘Ucube’, Ezidilere ‘Neticede insandır’ diyerek ötekileştirme, bölmek, aşağılak Başbakan’ın ağzında günlük ifade olmaya başladı.

TÜRKİYE OTORİTERLEŞTİ

Çalışanların ‘yasal olarak’ örgütsüzleştirilmesi, işsizlik, yoksullaşma iş kazaları kanıksansın isteniyor.

Türkiye’de sıcak paraya dayalı, kırılgan bir rant ekonomisi yürütülüyor. Vatandaşın gırtlağına basıp zam yapma, vergi toplama konusunda dünya şampiyonluğuna doğru gidiyoruz. Hem de bu konularda söz edenler, yazı yazanlar derhal Başbakan tarafından azarlanıyor.

Ülkemiz tamamen emperyalistlerin dümen suyuna sokuldu.

Tarihimizin en Amerikancı iktidarı ise dümenin başındadır.

Türkiye tarihinde ilk kez bir komşu ülkeye dolaylı, dolaysız müdahalede bulundu. Suriye’de iç savaş örgütlendi. Bizden kesilen vergiler ÖSO denilen ne oldukları belli olmayan çevrelere aktarıldı. Gerici Arap rejimleri mezhep kardeşliği çerçevesinde en yakın müttefik oldu.

Erdoğan buyurgan... Her konuda kendisini haklı görüyor. Kimsenin duyarlılığına, isteklerine itibar bile etmiyor. Herkesin teslim olmasını, biyat etmesini istiyor. Zenginleşmeyi, demokrasiyi, adaleti aklınıza gelebilecek her şeyi kendisi ve dayandığı güçler için istiyor. Sözleri ise kafası karışık vatandaşları etkilemesi, onu coşturdukça coşturuyor. 2023 hatta 2071 yıllarına kadar iktidar verin, ‘beni başkan yapın’ demesi de bundandır. Halkın parasıyla yaptığı rutin işleri abarttıkça abartarak pazarlıyor. Yapılan metro, kentsel dönüşüm, duble yol vs. gibi işleri sanki yerel yönetimlerin sanki iktidarların işi değilmiş de bize lütüf sunulmuş gibi davranılıyor... Yolu, suyu, elektriği vermeyeceksen, yapmayacaksan bu ağır vergileri de toplamayacaksın… Kimse hayrına iş yapmaz. Harına olsa üzerine bir yazıyı çoktan yazarlardı. Ayrıca bu ve buna benzer olaylar için yolsuzluk, usülsüzlük, adam kayırma dosyaları havada uçuşuyor.

Dikat çeken bir özellik de Başbakan yaptığı her konuşmada hala ‘mağduriyet’ edebiyatını elden bırakmaması. Bu gün yaşananları unutturabilmek için 60-70 yıl önceki durumu çok kez çarpıtarak ağlamaklı ifadelerle hatırlatarak zeytin yağı gibi üste çıkmaya çalışıyor.

Somut durumun özeti böyle.

MAĞDURİYET EDEBİYATINI YAPMA ŞANSI BİTTİ

Bir çöküş sonrasındaki emperyalist paylaşıma karşı ulusal kurtuluş savaşıyla 1923’te kurulan Cumhuriyet, tarihsel olarak ileri ve büyük bir kazanımdı. Aradan 89 yıl geçti cumhuriyeti demokrasiyle çağdaş değerlerle örtüştüremedik. Ülke yeniden eperyalizme bağlandı, savaş örgütü NATO’ya girildi. ‘Yurtta sulh, cihanda sulh’ politikası terk edildi. Devlet eliyle zenginler yaratıldı. Çarpık, bağımlı kapitilast bir ekonomik yapı egemen kılındı. Güdük, halkın taleplerinin bastırıldığı bir demokrasi benimsendi. Çoğulcu, evrensel bir demokrasi taleplerinin önüne barikatlar kuruldu.

Kürtlerin varlığı 70 yıl inkar edildi. Ülkenin birliği temelinde bir arada ve eşit yurtaşlar olarak yaşamanın önü kesildi, Kürtlerin bir kısmını dağa savurdu. Her türlü inanca aynı uzaklıkta duran, çağdaş bir laiklik benimsenmedi. Devlet adına islamın sünni mezhebi devlet dini olarak dayatılmasına laiklik denildi. Alevilere ağır mağduriyetler yaşatıldı. 70 yıldır muktedirler değişti ama sistem, onun zemini değişmedi.

10 yıldır adım adım devleti ele geçiren AKP, darbelerle oluşan, dizayn edilen ceberut devlet yapısının tüm kurumlarını ele geçirdi, bu bozuk düzenin temsilcisi, muktediri artık AKP oldu.

Cumhuriyet bayramı kutlamaları “ilklerin” bayramı oldu. Cumhurbaşkanı’nın geleneksel resapsiyonunda ve resmi törenlerde ilk defa başörtülü eşlerin katılımıyla yapıldı. Bu elbette sembolik bir eşik ama aynı zamanda iktidar mensupları açısından da bir tepe noktası oldu. Özlemleri harfiyen gerçekleşti. Hızla otoriterleşmeye yönelen, demokrasiyi dışlayan, içerde dışarda savaş isteyen AKP iktidarı ve onun liderinin varacağı en üst nokta da budur. Ülkenin varolan hiç bir temel sorununu çözemediler. Yeteneksizlikleri, beceriksizlikleri, tutarsızlıkları bundan sonra daha cok ayaklarına dolanacak. En önemlisi de ‘mazlumiyet” “mağduriyet” edebiyatı bitti ve şapka düştü kel göründü… Cumhuriyet Bayramı AKP iktidarı için bir kırılma noktasıdır. Niyet de ortada anlayış da… Edebiyatla gemi yol almaz oldu…

CUMHURİYET VE DEMOKRASİ BU ÜLKENİN VAZGEÇİLMEZİDİR

AKP iktidar savrulmasının getirdiği buyurganlıkla bayramın ‘resmiyetin’ dışında farklı kutlamasına karşı aldığı yasakçı tavrıyla da bir başka ilk yaşandı. Türdeş olmasa da iktidar karşıtı milyonlarca yurttaş ve onların örgütleri Ankara ve yurdun her yerinde yasağa karşı direndi, barikatları aşarak bayramı kutladılar. Erdogan ve adamları bayramı kutlayan yurttaşlara “illegal örgüt ulusalcılar, ergenekoncular,” diye toptan kestirip dağıtılmasını istedi. Tazikli su, biber gazı halkın gücünü engelleyemedi.

Ülkenin önemli bir damarını oluşturan ve büyüyen bu muhalefet çok önemli. Önümüzdeki dönemde daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla adalet talebi öne çıkmalıdır. Kürt sorunu barış, uzlaşma ve insan hakları çerçevesinde çözümü benimsenmelidir. Bu olmazsa geniş muhalefetin önemli bir kesimi Erdoğan’ın yedeğine düşer. Çünkü Erdoğan makyevelist bir mantıkla miliyetçilik, Türklük, bayrak, kuran, ezan vurgusunu ustalıkla yapıyor.

Cumhuriyetin çağdaş ve ilerici değerlerine sahip çıkan, Atatürk’ü ve onun düşüncelerini savunan muhalefet çevreleri, sosyalistler, barışseverler, Kürt siyasal hareketi ve tüm mağdurlar ortak davranmalıdır. Yaşam bunu dayatıyor. Çünkü ülkenin normalleşmeye, demokratik, çağdaş bir zemine ve atmosfere acil ihtiyacı vardır. Hayalciliğin, sekterliğin, ırkçılığın, kör milliyetçiliğin kimseye bir yararı yoktur. Olamaz da…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI