Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

21 Nisan 2014

 

28 Kasım 2012

Kadınlar konusunda zihniyet beton gibi…

Kadınlarla ilgili somut olaylarda, önemli günlerde içerik pek değişmiyor.

Kadınlara Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Gününde de durum değişmedi. Raporlar yayınlandı, yetkililer görüş bildirdi, duyarlı kadın örgütleri sokağa çıkıp çığlık attılar.

Öncelikle raporları, istatistikleri hatırlayalım.

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu UNFPA, 2010 yılında yayınladığı Türkiye raporunda, 4 milyona yakın kadının okuma-yazma bilmediği, 1 milyon kız çocuğunun da okula gidemediği her 10 kadından 4’ünün şiddet gördüğünü ve her gün töre adına kadınların öldürüldüğüne dikkat çekmişti. OECD ve AB ülkeleri arasında kadına yönelik şiddet oranlarının en yüksek görüldüğü ülke Türkiye olduğu uluslararası platformlarda tescilli.

VERİLER ÜRKÜTÜCÜ

Türkiye’nin kadınları ile ilgili istatistiklerini her yıl sadece güncelliyoruz. Sorun ağırlaşıyor ama iyileşmiyor. Birçok kuruluş tarafından yapılan son istatistik raporlarına göre ;

2005-2011 yılları arasında toplam 4 bin 90 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Aynı sürede 3 bin 320 kadının tacize uğradığı yargıya intikal etti. Raporda tecavüz mağdurlarının yüzde 62’sinin 18 yaşından küçük, yüzde 18’inin 19-40 yaş arası, yüzde 12’sinin de 41-50 yaş arası olduğu kaydedildi. “Türkiye’de hâlâ her gün 5 kadın öldürülmektedir. Koruma talebiyle polise veya savcılığa başvuran kadınların yüzde 73’ü, sığınmaevlerindeki kadınların ise yüzde 27’si cinayete kurban gitmekte. Yani, Türkiye’de değişen yasalara rağmen kadına yönelik şiddet konusunda eski zihniyet beton gibi yerinde duruyor.

Raporlardaki bu “korkunç rakamların bile “korkunç tabloyu” tam yansıtmadığı biliniyor. Çünkü kadınların büyük bölümü susuyor, hiçbir kuruma başvurmuyor. Mahalle baskısı, gelenekler, korku, ayıplanma, olayın duyulması endişesi, namus, dedikodu vb. baskısı somut durumun açığa çıkmasını engelliyor.

BAŞBAKAN KADINLARA İYİ ‘BAĞLAMA ÇEKİYOR’


Başbakan Erdoğan nutuk atma işinde etkili. Konu kadınlar olduğunda ajitasyonun dozu daha da artıyor. Simav 'da konut dağıtım töreninde kadınları da konuya dahil etti. "Bizim gözümüzde kadının konumu farklı, çünkü cennet anaların ayaklarının altında. O anaların ayaklarının altı öpülür. Onlara şiddet olmaz, bunu yapanlar ya cehaletlerinden ya da Nazi ruhu, faşist ruhu taşıyorlardır."

Başbakan kavramları olur olmaz yerde işine geldiği gibi kullanıyor. Daha doğrusu demogoji yapma konusunda kimseden geri kalmıyor. Başbakan’ın demokrasi, savaş, kürt sorunu, yargı, insan hakları, sanat konusunda da yaklaşımı farklı değil. İktidar savrulması, buyurganlık, otoriterleşmek böyle birşey herhalde.

Başbakan’ın din vaizlerine öykünerek yaptığı konuşmalarda kadınlara ilişkin ifadeleri tutarsız ve çelişkili. Kadınların yaşadığı şiddet dahil tüm sorunlar, bu iktidarla birlikte başlamadı ama bu iktidar döneminde son 11 yıl boyunca sorunlar katlanarak arttı. Somut veriler, istatistikler yalan söylemiyor.

“Kadınlarla erkeklerin eşit olmadığını" dini argümanlarla defalarca belirten Başbakan'ın zihninde cinsiyet ayrımcılığını hep var. "Nüfusumuz yaşlanıyor" diye “en az 3 hatta 5 çocuk doğurun" tavsiyesinde bulunduğu kadınları eve kapanmasını ısrarla isteyen yine aynı Başbakan. Toplumsal iş bölümünde ona göre kadının yeri belli.

Yasalara göre, büyükşehir ile nüfusu 50 binin üzerinde olan belediyelerde "kadın sığınma evi" açma zorunluluğu var. Buna karşılık 46 ilde sığınmaevi bulunmuyor.

Eziyet gören, şiddete maruz kalan, cinayetlere kurban giden çaresiz, umutsuz kadınlar için gerekli girişimlerde bulunmayan, yasaları işletmeyen Başbakan tumturaklı sözlerle günü kurtarmaya çalışıyor.

Özetle, AKP İktidarı sürdürdüğü çarpık neo-liberal ekonomik programlar kadınları da vuruyor...

SİSTEM KADINLARA EŞİTLİK VERMİYOR

Kadınlara yönelik şiddetin doğal olduğunu gösteren daha pek çok gerekçe var.

Ataerkil aile yapısı ve onun harcını oluşturan dinsel inanışlar erkeğe mutlak otorite görevi tanımakta, kadına ise ikinci sınıf bir bir rolü uygun görmektedir.

Egemen değer yargıları insan olmayı öncelikle erkekle özdeşleştiriyor.

Kadını ise erkeğin işini kolaylaştıran bir unsur olarak görüyor.

Kapitalizim daha çok kadınlardan süslenmelerini, erkeklere kendilerini beğendirmelerini, çalışmalarını, çocuk doğurmalarını istiyor. Dinsel geleneğe bağlı olanlar ek olarak kapanmalarını, evden çıkmamaların istiyor. Sistemin yozlaştırdığı erkekler kadınları meta olarak görüyor, onları satıyor, geliri olan kadınları nasıl ‘kafeslerim’ diye düşünüyor. Kadına bu gözle bakan erkekler tacizin, şiddettin öldürmek dahil her türünü uygulamaktan çekinmiyorlar.

KADINLARIN SESİ DAHA FAZLA ÇIKMALI

Tamam erkek egemen bir sistem var. Yasalar ve kağıt üzerinde yazılanlar ne olursa olsun kadınlar eşitsizlikle karşı karşıya. Toplumun yüzde 50’sini oluşturan kadınların bu kadar teslimiyetçi, bu kadar pasif olmasını gerektirmez. Kadınlar en doğal insan hakları için kendilerine yönelen şiddet için bile güçlü bir tavır koyamıyorlar. Alanlara çıkan, protesto gösterileri yapan, şiddet mağdurlarını sahiplenen kadınların sayısı henüz çok yetersiz.

Kadınlar her türlü ayrılıkları bir yana bırakıp önce kendilerine dönük ‘şiddeti’ durdurmak için yeni yol ve araçlar bulmak, örgütlenmek zorunda. Bu konuda Cumartesi Anneleri iyi bir örnek oluşturuyor. Gözaltında kaybedilen yakınları için 1995'ten bu yana, tam 17 yıldır Galatasaray Meydanı'nda her hafta oturma eylemi yapan Cumartesi Anneleri, 400. Haftayı geride bıraktı. Çocuklarını, eşlerini, kardeşlerini arayan kadınlar kararlılığın korkusuzluğun sembolü oldular. Cumartesi Annelerinin mücadelesi tüm kadınlara örnek olmalı. ‘Kadınların eşit ve özgür olmadığı yerde erkekler de özgür olmaz’ diyen erkekler de bu haklı mücadelede onların hep yanında olacaklardır.

Ayrıca kadınlara annelik çok ciddi bireysel sorumluluklar da yüklüyor. Sözü burada Albert Einstein’ın hiç eskimeyen önerisiyle bitirelim

"Oğullarınıza, karşı cinse saygı duymayı öğretin. Gece yarısı eve dönen kadının aranmadığını öğretin. Bir kadının omzuna, arkadaş olarak da sarılabileceğini öğretin. Dokunmaktan korkmamasını öğretin. Sevmenin değer verme olduğunu öğretin. Sahip çıkmayla, sahip olmanın farklı olduğunu öğretin. Hiç kimseyi küçük görmemeyi öğretin. Ama bunları önce kendi içinizdeki çocuğa öğretin." 










Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

IvIur4t
1 Aralık 2012 12:32

Atatürk'ün ABD'li gazeteci Marcosson'la röportajı var,bu röportajı tüm kadınlara özellikle de Latife hanım peçe takıyordu,tesettür konusunda Atatürkle zıt fikirdeydi diyen dincilere okutmak lazım.

-Latife hanım:"Ben peçenin kaldırılmasına taraftarım ama bu ancak tedrici bir gelişmeyle olabilir.EĞİTİM ve DİN Türkiye'de artık AYRI ve MÜSTAKİL düzenlenmelidir.Bu husus milletimin kadınlarının zihinsel yükselişi için idealimdir."

Kaynak : http://www.saturdayeveningpost.com/2012/09/05/archives/kemal-pasha.html/6

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI