Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

7 Şubat 2013

Sarai, Bacca ve kadın cinayetleri…

Günlerdir yazılı ve görsel medyada Amerika’lı turist Sarai Sierra haberleri önemli yer tuyor. Konu ile ilgili tefrikalardan, komplo teorilerinden geçilmiyor. 13 gün sonra Sarai’nın cesedi Cankurtaran'daki tarihi surların içinde bulundu. Şimdi cinayetin ardındaki sır perdesi aralanmayı bekliyor.
Ceset bulunduktan sonra yeni bir durum var.

“Alt kısmının çıplak olduğu”, “kafasına sert bir cisimle vurulduğu”, “tecavüze uğramış olduğu” ve “tecavüze uğramamış olduğu” şeklinde, birbiriyle örtüşmeyen iddialar, haberler ortaya atılıyor.

Polis cinayetin izini sürüyor. Ama Adli tıp uzmanları polisi eleştiriyor ve gözü kapalı metihyeler düzenler gibi düşünmüyor.

Bu tür vakalarda olay yeri inceleme aşamasında adli tıp uzmanlarının bulunmamasının hata olduğunu söylüyorlar.
Amaç olayı aydınlatmak, failleri yakalamak olduğuna göre bu uyarı çok önemli.



SARAİ, BACCA MİSAFİRLERİMİZDİ


Sarai Sierra kimdi, neydi, bir macera sever miydi, özel amaçla mı geldi bunun pek bir önemi yok. Somut ve gerçek olan onun bir kadın, turist, amatör bir fotoğraf tutkunu olması ve İstanbul’da hepimizin gözleri önünde öldürüldüğü gerçeğidir.
Herşeyi hasır altı etmekle görevli adamların benzer durumlarda yaptıkları gibi “bu bir münferit” olaydır diye fısıldamaları, turizimcilerin ”Cinayete rağmen Türkiye güvenli” diye haberler pompalamaları gerçeği değiştirmiyor.

Özellikle yabancı kadınlar ülkemizde öldürüldüğünde konu yalnız bizim değil dünyanında dikkatini çekiyor. Daha önceki yıllarda yaşanan ‘Barış Gelini’ cinayetininde olduğu gibi…

İsmi Pippa Bacca. Otuz üç yaşında bir İtalyan sanatçı. 8 Mart 2008 günü yine sanatçı arkadaşı Silvia Moro’yla birilkte ülkesinden, üzerinde beyaz bir gelinlikle yollara düşmüştü. Roma’dan Tel Aviv’e gidiyorlardı. Bu rota üzerindeki bütün ülkeleri otostop yaparak geçecekler. “Gelinler Seyhatte” ismini verdikleri projeyle barışa sanatsal bir duyarlılıkla katkıda bulunmaktı amaçları. Savaşların gereksizliğine dikkât çekmek istiyorlar. Balkan ülkelerini geçip bizim topraklarımızda yol almaya başladığında Bacca’nın yaşamı Gebze’de vahşi bir cinayetle son buldu. Önce tecavüz edildi, sonra boğulup çıplak bedeninin bir çukura atıldığını haber bültenlerinde duyduğumuz zaman yüreğimiz burkulmuş, acı duymuştuk.

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ İKLİM ÜRETİYOR


Cinayeti işleyen o zaman çabuk yakalandı. Görünüşte her gün aramızda dolaşan, karşılaştığımız insanlardan farklı değil. Sabıkalı, suç işlemeye yatkın hasta ruhlu birisi olduğu açıklanıyor. Hırsını, şiddetini, nefretini erotizmle harmanlayarak vahşice saldırmış, erkekliğini, gücünü Bacca’ya karşı silah olarak kullanmıştı. Karşısında özgür yetiştirilmiş, yüreği insan sevgisiyle, hümanizmle dolu bir barış aktivistininin olması onun için hiç önem taşımıyordu. Şiddet kültürü, erkek egemen anlayış, yaşadığımız koşulların, kapitalizmin tüm olumsuz sonuçlarıyla beslenmiş ve uç noktalara savrulmuş hastalıklı bir insanın eylemi var karşımızda. İlk kez böyle bir olay yaşanmıyor. Ve kuvvetle muhtemeldir ki son kez de yaşanmayacak. Devamı Sarai Sierra cinayetiyle geldi. Bu iki cinayetin ortak noktası, hayat dolu, umutları olan otuz üç yaşlarında iki misafirimizin bizim topraklarımızda benzer bir biçimde hayattan koparılmasıydı.

KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETİN BLANÇOSU KABARIK

İki yabancı genç kadının başına gelenler rastlantı mı?
Değil, sadece kimin, nerede, nasıl, başına ne geleceği raslantı olabilir. Yaşadığımız coğrafyada kadınlara yönelik suçlar o kadar çok ki… Daha Sarai’nın öldürüldüğü gün yurdun birçok yerinde 5 kadın erkek şiddetine kurban gitti.
Namus, töre cinayetleri, tecavüzler, saldırılar, sarkıntılık ve benzeri her gün haber bültenlerini, gazete sayfalarını dolduruyor.

2005-2011 yılları arasında toplam 4 bin 90 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Aynı sürede 3 bin 320 kadının tacize uğradığı yargıya intikal etti. Raporda tecavüz mağdurlarının yüzde 62’si 18 yaşından küçük. Türkiye’de hâlâ her gün 5 kadın öldürülmektedir. Yani değişen yasalara rağmen kadına yönelik şiddet konusunda eski, geleneksel zihniyet güçlü biçimde yerinde duruyor. Toplum suskun kalarak sonuçları kabulleniyor, devlet durumu idare ederek geçiştiriyor, bir avuç kadın aktivistin çabası ise cinayetleri engelemeye yetmiyor.

Şiddetin her türü, toplumumuzda zaten var ve giderek tırmanıyor. Toplumsal şiddet bazen siyasi, bazen etnik, bazen dinsel, çoğu defa da kadına yönelik biçimde karşımıza çıkıyor. Evde, okulda, askerde, sokakta, trafikte şiddetin değişik biçimlerine her gün tanık oluyoruz. Başta devlet olmak üzere, toplumun her kesiminde
“saldırganlık”, “zor kullanmak” , şiddet ve şiddet kültürü malesef doğal karşılanacak düzeyde kanıksanmış durumda.

Kadınların yaşadığı şiddet dahil tüm sorunlar, bu iktidarla birlikte başlamadı. Ama bu iktidar döneminde son 10 yıl boyunca sorunların katlanarak arttığı somut olarak ortada.
“Kadınlarla erkeklerin eşit olmadığını" dini argümanlarla defalarca belirten bir Başbakan'ın görev yaptığı bu ülkede, cinsiyet ayrımcılığı ve onun getirdiği sonuçlar azaltılabilir mi?

Kadın cinayetleri, iş cinayetleri, trafik cinayetleri, adı konmamış iç savaşta akan Türk, Kürt gençlerinin kanı diğerleriyle birlikte oluk oluk ülkenin her yanını suluyor.
Bu kadar kanın akmasını kanıksamak yada kitlesel olarak kan sever hale gelmek normal mi sizce?








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

salo
8 Şubat 2013 01:52

bana sanki ülkemizde en ileri ve çağa ayak uydurmuş bir kesim ile, bu tür işlerle meşgul ötekiler var gibi geliyor....
acaba Gürkan Hacır ı fazla mı okuyorum ne?
ne yapsak?
bunları içimizden ayıklasak, temizlesek mi?

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI