Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

7 Mayıs 2013

Gül kurusu devrim

Genç yaşta vurulmuş, asılmış, işkence görmüş, öldürülmüş ‘68 kuşağının hikayesi her zaman içimi hüzünle kaplar. Mahir, Deniz, Hüseyin, Yusuf, Erdal, Ulaş, Sinan. Ve niceleri…

Henüz çok gençken sona eren yaşamlarını, bizim kuşak hep kitaplardan okudu. Onlar gerçekten çok özel insanlarmış. Özel olmalarının nedeni, sadece devrim uğruna can vermelerinden dolayı değil, aynı zamanda sol örgütlerin fikren en donanımlı liderlerinden olmalarıydı.

68 Kuşağı içerisinde Deniz Gezmiş ismi belki hep bir adım öne çıktı. Bu doğaldı. Çünkü Deniz Gezmiş iyi bir lider olduğu kadar karizmatikti de… Belki de bundan dolayı hala gençler, onu rol model alıyor. Ama o dönemin tüm devrimci liderleri de Deniz Gezmiş kadar cesurdu, donanımlıydı.

68 kuşağından çıkan 3 büyük sol gruptan, Deniz Gezmiş liderliğindeki Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), Mahir Çayan liderliğindeki Türkiye Halk Kurtuluş Parti ve Cephesi (THKP-C) ve İbrahim Kaypakkaya'nın liderliğindeki Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) çoğu zaman birbiriyle kesişen yollarıyla döneme damgasını vurduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Özellikle THKO ve THKP-C üyelerinin verdiği mücadele devrimin, bağımsızlığın ama aynı zamanda dostluğun ve vefanın adı oldu. Yürekleri temizdi bu gençlerin. İyiydiler. İnanmışlardı.

Yaptıkları eylemlerde hiç can almamaya özen gösteriyorlardı. Bunun en güzel örneği, cezaevine girmeden önce Ankara'da 4 ABD askerini kaçıran Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının; “Aileleri vardı, kandırılmış halk çocuklarıydı” sözleriyle askerleri serbest bırakmasıydı. Çok sonra ortaya çıkacaktı ki 4 ABD askeri aslında CIA ajanıydı. Ama merhametliydi genç devrimciler. Niyetleri yok etmek değildi. Sadece amaçlarına hizmet edecek eylemler yapmak istiyorlardı.

Ve Mahir Çayan. Ben her sene 06 Mayıs’ta Denizleri anarken Mahir Çayan’ı da düşünürüm. Yoldaşlarının serbest bırakılması için ölümü göze alan Hüseyin Cevahir ve Mahir Çayan’ı…

Ve ardından kanlı Kızıldere… 30 Mart 1972’de Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Saffet Alp, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy, Ertan Saruhan, Sabahattin Kurt ve Nihat Yılmaz’ın öldürüldüğü Kızıldere…

Evet dedim ya özel insanlardı onlar. Mahir Çayan’ın henüz 25’inde yazdıklarını bugün okuyunca ne kadar özel olduklarını anlıyorum. 
Okumayanlar için Çayan’ın henüz yirmili yaşlarda kaleme aldığı; Aren Oportünizminin Niteliği, Revizyonizmin Keskin Kokusu-I, Revizyonizmin Keskin Kokusu-II, Sağ Sapma, Devrimci Pratik Teori, Yeni Oportünizmin Niteliği Üzerine ASD’ye Açık Mektup, Devrimde Sınıfların Mevzilenmesi, Kesintisiz Devrim I ve Kesintisiz Devrim II-III’ü tavsiye ederim. Bu yazıları okumak, onların verdiği mücadelenin ideolojik alt yapısını anlamak adına da önemli bence.

Ama Çayan’ın yazılarını okuyunca en çok , henüz yirmili yaşlarında bir gencin bu yazıları nasıl yazabildiğini sorgulayacaksınız.

İşte aslında onları efsane yapan sadece cesur yürekleri değil, derin entelektüel birikimleriydi. Bu birikimleriyle gençleri peşlerinden sürüklemişlerdi.

Ve donanımlı genç bir devrimci daha: Sinan Cemgil.

ODTÜ Mimarlık’ta okuyan genç bir aydın. ‘71 Baharının sonlarında henüz 1 yaşındaki oğlunun yüzünü göremeden, Nurhak Dağlarında öldürülen Sinan Cemgil.

Varlıklı bir aileden gelen Cemgil’in cenazesini teslim alan annesi Nazife Cemgil, çevresini saran insanlara;

“Bu oğlum Sinan... Bunlar da onun arkadaşları (Kadir Manga ve Alpaslan Özdoğan), kardeşleri.... Onlar da oğullarım... Bu çocuklar, bu oğullar; bu ülkeyi, halkı, sizleri sevdiler. Başka bir istekleri yoktu. Her biri birer dehaydı. Dileselerdi, düzenin adamları olsalardı, şimdi burada cansız yatmazlardı. Birer milyoner olurlardı. Ama onlar, halkı, sizleri sevdiler. Sizin sorunlarınızı omuzladılar. Size yalan söylüyorlar. Onlar eşkiya değildi” diyor.

Bir anne isyan ediyor; “Onlar eşkiya değildi!”

Evet, onlar eşkiya değildi. Her biri birer dehaydı. Devrimciydi.

Şimdi onların anılarını okuduğumuz kitaplardan gül kuruları dökülüyor.

Henüz çok gençken, heyecanlıyken, umutluyken yaşamından olmuş devrimcilerin hikayesi iki damla gözyaşı oluyor.

Gonca bir gül iken kitaplara hapsolmuş yaşam hikayeleriyle, tam bağımsız Türkiye için mücadele eden genç devrimcileri hiç unutmadık.

Unutmayacağız. Nur içinde yatsınlar.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

kerem bal
23 Haziran 2013 15:26

internetten topladiginiz bilgilerle solun tarihini anlatmaya calsmissiniz. Eger o tarihe gercektan vakif olsaydiniz. Yakininizin Mehmet AGAR a neden danismanlik yaptigini, ve sag politikalarla nasil gündemde oldugunuzu da acikalrdiniz. Hanimefendi hic samimi degilsiniz. Istanbul da yasayarak Izmir de vekil adayi olmanizi Izmir halki unutmadi. Size basarilar

E.Uzun
10 Mayıs 2013 00:50

Ulkemizde "devrimin yolu"konusunda hem dusunceleri, hemde ornek tavirlariyla/eylemleriyle ornek oldular!

Mucadelemizde yasiyorlar!

Yücel Yeşilceli
10 Mayıs 2013 00:07

O büyük devrimcilerin katledilmelerine şöyle de bakmak gerekir:Onlar yaşasaydı,emperyalizm ülkemizde bu denli,pervasız, "tek seçici" olabilir miydi?

Onları hiç unutmayacağız!

ali veli
9 Mayıs 2013 22:34

Özü sağ köklü olan bir yazarın devrimci mücadeleyi 'kandırılmışlık masumiyeti' üzerine oturtmaya çalışması ancak bu kadar olur...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI