Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

25 Mart 2017

 

17 Mayıs 2013

1919 Mayıs’ının 19’uncu Günü...

Ne suretle olursa olsun İstanbul’dan ayrılmalı Anadolu’ya geçmeliydi Mustafa Kemal...

Doğu Karadeniz’de neredeyse azınlıkta kalmış Türk halkı, kurulmak istenen Pontus Krallığı’nın baskısı ve zulmü altında kalmıştı. Durumu tam aksi şekilde yansıtmaya çalışan işgal kuvvetleri, hükümete nota vererek Türklerin saldırıları kesmesini yoksa o havalinin işgal olacağını beyan etmişlerdi.

Mevcut hükümet o kadar acizdi ki telaşa kapılmıştı. Durumu farkında olan Mustafa Kemal’in arkadaşları, bizzat padişah ve Ferit Paşa tarafından onun III. Ordu Müfettişi olarak bölgeye gönderilmesini sağladılar. Aslında Mustafa Kemal’in İstanbul’da ve kabinede bir görev alması daha etkili olacaktı. Ama bu mümkün olmasa bile Mustafa Kemal Anadolu’ya “ünvanı ne olursa olsun, fakat yetkileri geniş bir resmi görevle” gitmesi gerektiğine inanıyordu.

İsteyerek ya da istemeyerek Mustafa Kemal’in bölgeye tam yetkiyle gönderilmesi kararı alındı.

Mustafa Kemal bu kararı duyduğundaki heyecanını şöyle aktarıyordu:

“....Heyecanımdan dudaklarımı ısırdığımı hatırlıyorum.Kafes açılmış, önümde geniş bir alem vardı. Kanatlarını çırparak uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim.” (Aydemir, 2011)

Dile kolay... Uzun zamandır zor şartlar altında verdiği mücadele onu zaman zaman ümitsizliğe itiyordu. Kendini bir kafeste hapis hissetmekteydi Mustafa Kemal. Bu bir fırsattı, hayallerini gerçekleştirmek, halkı özgürlüğüne ve egemenliğine kavuşturmak için bir fırsat.

Mustafa Kemal, Harbiye Nazırı Mehmet Şakir’in “ben bu işlerden anlamam, ben bu işte yokum” diyerek mührü bastığı talimatnameyi cebine koyarak İstanbul’da son gecesini geçirdi.


Mustafa Kemal Samsun’a gitmeden önceki son gecesinde bir “sır” gibi anlattığı bir ziyaretten bahseder. Süleymaniye sokaklarının birinde hoş bir eve gitmiştir. Zamansız ve habersiz bu ziyarette kapıyı hizmetçi kız açar. Kız şaşkındır. İçeri almak istemez Paşa’yı; “Beyefendi henüz hazır değil” der.

Mustafa Kemal: “Hele bir misafir odasına al bakalım, beyefendi hazırlanır bu arada” diye cevap verir. Ev sahibi beyefendi güleryüzlü bir şekilde salona girer. “Bu ne baskın!” der Mustafa Kemal’e. Mustafa Kemal’in acelesi vardır, durumu anlatır. İstanbul’da kaldığı müddetçe onunla az alakalı görünmesini ister fakat iş başladığı vakit yanına gelmesini rica eder. Ev sahibi beyefendi Mustafa Kemal’in ellerini tutar, biraz daha konuşsaydık der. Ama gitmelidir artık Mustafa Kemal. Vedalaşır eski dostu İsmet İnönü’yle, ayrılır konaktan. (Aydemir, 2011)

16 Mayıs 1919’da pusulası bozuk, köhne bir vapurla yola çıkar Paşa. Üstüne üstlük vapurun tecrübeli ve babacan kaptanı İsmail Hakkı Dursun, Karadeniz sularının da yabancısıdır.

Çok sıkıntılı geçen bu deniz yolculuğu Mayıs’ın 19’u şafak sökerken Samsun’da son bulur.

İşte bu anı Mustafa Kemal:

“1335 (1919) senesi Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım.” diye anlatır. Bu cümle Nutuk’un ilk cümlesidir de aynı zamanda.

İşte cumhuriyet sevdalısı, halkının özgürlüğü için çabalayan büyük devrimcinin özgürlük mücadelesi o gün, o limana ayak basmasıyla başlar.

Mustafa Kemal’in, Yunanistan’ın ikiz kardeşi olarak tanımlanan Pontus Cemiyetini Karadeniz’den temizleyerek başlayacağı bu yolculuğu, daha sonra 15 Mayıs’ta İzmir’de Yunanlıların rıhtıma çıkar çıkmaz şehit ettikleri ve Mustafa Kemal’in masaya kapanarak hüngür hüngür ağlamasına neden olan Albay Fethi Bey’in de intikamını alarak 9 Eylül 1922’de son bulacaktır.


İşte başlangıç hikayesi kısaca böyle olan büyük devrimin ilk adımıdır Mayıs’ın 19’u. Bir kurtuluş ve egemenlik mücadelesinin çok zor şartlar altında atılmış ilk adımıdır.

Ne bir tesadüf, ne bir rastlantıdır. Kudretli bir devrimcinin her adımını planladığı bir zafer öyküsüdür.

İşte bu devrim öyküsü bizi bugün bağımsız kılar.

İşte bu devrim öyküsü bizim nefesimizdir, özgürce aldığımız.

Samsun’da başlayıp İzmir’de sonlanan bir mücadelenin hikayesidir, bu topraklar üzerinde yaşayan halka egemenliğini veren.

Memleketin ensesinde ki yabancı baskısından, zulmünden kurtulmasını sağlayacak ilk hareket Mayıs’ın 19’unda başlar.

Mayıs’ın 19’u işte bu yüzden nefestir, candır, varlık nedenidir. Bunu idrak edemeyenler, henüz Anadolu topraklarıyla olan kutsal bağlarını, özgürlüklerini, bağımsızlıklarını, aidiyetlerini idrak edememişler demektir.

Büyük devrimin ruhuyla 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı kutlarım.

NOT:
Cumhuriyet Halk Partisi Demokrasi ve Özgürlük için;
18 Mayıs 2013 Cumartesi Saat : 17.00’de
Aydın İstasyon Meydanı’nda toplanıyor.

19 Mayıs Pazar günü ise tüm yasaklara rağmen CHP Gençlik Örgütü Tandoğan’da olacak.

Tüm halkımız davetlidir...








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

sol gazte de ileri faşizm diye yazmış?
31 Mayıs 2013 09:39

yılmaz özdilin yazısnı okuyun.hitlerzde kömür dağıtmış.içkiye vergi koymuş...reklamlarını yasaklamış.alman halkı seçmiş onu...

sait
31 Mayıs 2013 09:36

Bypi Atatürk e diktatör demek için her şey den ard niyetli olmak lazım. Diktatör ise, kurtuluş savaşından sonra rahatlıkla tahta çıkıp ülkeyi tek başına yönetmesine hiç bir engel yok iken o, cumhuriyet i kurdu. Hadi diyelim bunda hata yaptı. Cumhuriyet döneminin diktatörü idi ise, meclisten en çok geçirmeyi istediği toprak reformunu geçiremedi ve gerçekleştiremedi. Bütün bunları düşündüğünde Atatürk e hala diktatör diyebilir miyiz.

Çalıkuşu
25 Mayıs 2013 22:16

Atatürk'e diktatör diyen, ya sözcüğün anlamını bilmiyor, ya da Atatürk'ün hangi koşullarda ne yaptığından habersiz.
Yaşadığımız zaman ve mekan, diktatör tanımak için daha uygundur.

oztrk1
25 Mayıs 2013 19:17

Atatürk diktatör yada demokrat bugün için ne önemi var eserini tartışamıyorlar kendisini tartışıyorlar
Atatürk cumhuriyeti kurdu halka seçme ve seçilme hüriyetini getirdi laikliği getirdi yüce dinimizi hurafelerden kurtardı bu günki yöneticiler Atatürk ten daha geridir her alanda

Bypi
25 Mayıs 2013 18:42

Sayin tataroglu,

Ataturk herseyi kendi planladi, kendini bir sebep bulup anadoluya gondertti hem de pusulasi bozuk bir tekne ile! Ülkeyi her işgalciden de planlı bir sekilde kurtardı. Yanındaki arkdaslari da zaten sadece kuklaydı. O olmasaydi halimiz neydi şimdi! O ayni zamanda da demokratti,
Bu yalnis daha dogrusu eksik bilgileri neden hâlâ pompaliyorsunuz?
Birinci dunya savasinda maglup olup da bugun ozgur olmayan bir ulke var mi dunyada? Ataturk bir demokrat degil bir diktatordu ama bu bir ayip degil. O gun her ulkede diktatorler vardi. Padisah gitti diktator ama adı padisah olmayan diktator geldi.
Dunyanin diktator olarak bildigini biz demokrat olarak anlatiyoruz, yazik.

Tüm Yorumlar (12)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI