Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

25 Mart 2017

 

26 Mayıs 2013

AKP'nin tuzağı ve Hizbullah

Başbakan Erdoğan, takvim yaprakları 1 Mayıs 2009'u gösterdiğinde, ABD ile İngiltere'nin kendisine empoze ettiği Ahmet Davutoğlu'nu milletvekili olmadığı halde, kabineye aldı ve Dışişleri Bakanı olarak atadı. Abdullah Gül'ün 'çekirdek ekibi'nde yer alan ve ABD'lilerle yakın ilişkileri olduğu bilinen Davutoğlu, Ali Babacan'dan koltuğu devraldıktan hemen sonra kolları sıvadı. Davutoğlu'nun kabineye girmesinin ardından yaptığı ilk iş ise Esad ile Erdoğan'ı buluşturmak oldu.

İki liderin yaptığı birkaç görüşmenin ardından, 16 Eylül 2009'da Türkiye ile Suriye vizeleri karşılıklı olarak kaldırdı. İki ülkenin Dışişleri Bakanı, bu gelişmeyi kamuoyuna büyük bir sevinçle duyurdu. O günden sonra, Suriye'ye vizesiz geçiş başladı ve sınırlar fiilen kaldırıldı.

Uluslararası ilişkiler uzmanı bazı akademisyenler, Suriye'ye kurulan tuzağın başlangıcı olarak 16 Eylül 2009'u işaret ediyor. ABD ve İngilizlere yakınlığıyla bilinen Davutoğlu'nun Şam ile imzalattığı "vizesiz geçiş hakkı''nın, bugünler için devreye sokulduğu ifade ediliyor.

Uzmanlara göre, Davutoğlu, Suriye'de Esad'a karşı bir ayaklanma başlatılacağını biliyor ve buna göre hazırlık yaptırıyordu. Suriye'de çıkartılacak olan iç karışıklık sonrası, BM'nin müdahale edebilmesi için, ''mülteci''lerin sınırlardan kolayca geçebilmesi ve sayılarının yüz binin üstünde olması gerekiyordu. Aksi taktirde, yani vize uygulamasının sürmesi halinde, binlerce kişi, Türkiye'ye alınamaz ve Esad'a karşı kamuoyu desteği yaratılamazdı...

Bugünden geriye doğru baktığımızda, ortaya atılan bu teori, hayli gerçekçi görünüyor. Zira; Davutoğlu, sadece sınırları kaldırtmakla kalmadı... Erdoğan'ı, ABD ve İngiltere dış politikasının dümen suyuna sokarak, ''Müslüman Kardeşler'' adlı örgütün Suriye'de legalleşebilmesi için Esad'a sık sık telkinde bulunmasını sağladı.

Hatırlayın; Beşşar Esad, Cumhuriyet Gazetesi'nden Utku Çakırözer'e verdiği röportajda, "Erdoğan, Müslüman Kardeşler için bana defalarca istekte bulundu'' demişti.

Müslüman Kardeşler adlı örgütün, ABD Dışışleri Bakanlığı Dış İlişkiler Komitesi'nce düzenlenen eğitimlere katıldığı ve ''Arap Baharı'' adı verilen ayaklanmalarda hangi rolleri üstlendiği biliniyor. Davutoğlu, ABD ve İngiliz dış politikası gereği, Türkiye'yi bu bağlamda ''taşeron'' bir ülke haline getirdi. Erdoğan da iktidarda kalabilme adına, Davutoğlu'nun istediği her şeyi yaptı. Zira; yapmadığı taktirde, Davutoğlu'nun küçük bir hamleyle kendi koltuğuna oturtulacağının farkındaydı... Davutoğlu'nun girdiği angajmanları bilen Erdoğan, bu yüzden defalarca by-pass edilmesine rağmen, kabinesine iliştirilen Davutoğlu'nun çizgisine gelmek zorunda kaldı.

Yeniden hatırlayın:

Füze Kalkanı tartışmaları sürerken, Davutoğlu "Füzeler gelecek'' açıklamasını yapmıştı. Erdoğan ise "Böyle birşey yok'' demişti: Füzeler iki gün sonra geldi!

Davutoğlu, NATO'nun Libya'ya müdahalesinin şart olduğunu söylerken, Erdoğan farklı bir telden çalıyor, "NATO'nun Libya'da ne işi var'' diyordu. NATO, Libya'yı bombaladı, rejim dağıtıldı.

Davutoğlu, Suriye'nin dağıtılabilmesi ve Esad'ın devrilmesi için 2009'dan beri sürdürdüğü politikanın çıkmaza girdiğini görünce, lojistik güçlerin artırılmasının şart olduğunu gördü. Zira; AKP iktidarı, hem Suriye'ye, hem de PKK'ya karşı savaşamazdı. Buna enerjisi yetmezdi.

İşte tam bu noktada, ABD'nin planı devreye girdi. İngiltere ''garantör'' ülke oldu. PKK ile nasıl uzlaşılacağı, PKK'nın Suriye'de hangi cephede ABD ve İsrail adına savaştırılacağı tek tek planlandı. Bu planın tüm detaylarına Davutoğlu hakimdi. Başbakan kendisinin by-pass edilmesi karşısında uluslarası güçlere sitemini iletti. İngiltere Başbakanı Cameron, bu sitem üzerine Erdoğan'ı aradı. Bu görüşme, gazetelere "İngiltere çözüm sürecinde yanınızda'' şeklinde yansıtıldı.

Anlayacağınız; bugün AKP'nin içine düştüğü; Türkiye'yi de hızla çektiği tuzağın mimarı, hayalci bakan Davutoğlu'dur...

Bölgedeki gelişmeleri "Problem Esad'ın annesinin yaşıyor olmasından kaynaklanıyor'' diyerek analiz eden Davutoğlu, ABD ve İngiltere'nin en güvendiği kişi olma ve Başbakanlık koltuğuna oturma hayali yüzünden hepimizin geleceğini tehlikeye atıyor. Başbakan Erdoğan da iktidarını kaybetmeme adına Davutoğlu'nun çizdiği istikamet doğrultusunda yürüyor. Her iki ismin kaderi artık birbirine bağlı... Gül ise olan biteni sessiz sedasız bir şekilde izliyor. Gül'ün bu karmaşık süreçte ''yıpranması istenilmiyor.''

Davutoğlu, ABD - İngiltere ve İsrail'in Suriye'yi dağıtma planının uygulayıcısı olmak isterken, uzun vadede Başbakanlık koltuğuna oturmayı hedefliyordu. Suriye dağıtıldığı taktirde, uluslarası güçlerin güvenini kazanacaktı. Ancak işler hiç de umduğu gibi gitmedi. Bölgeyi tanımadığı için hiçbir öngörüsü tutmadı. ''Stratejik Derinlik'' adlı kitabının ve orada yer alan tezlerin, hayatta hiçbir karşılığının olmadığı görüldü.

Davutoğlu'nun, ABD ve İngiltere'nin yanı sıra, bu iki ülkenin kamuoyunun hassasiyetlerini algılayamadığı da süreç içinde fark edildi. Aksi olsa; Davutoğlu gibi bakanlık koltuğunda oturan bir isim, El Nusra ile El Kaide'nin bölgede cirit atmasına yol açacak politikaları hayata geçirmezdi. "Suriye'yi bir an önce dağıtabilme arzusu...'' yüzünden bu iki örgütün Türkiye'de ve bölgede cirit atmasına zemin hazırlayan Davutoğlu, ilk ciddi uyarıyı, 2013 yılının Mart ayının ilk haftasında aldı.

ABD Dışışleri Bakanı Kerry, programında olmadığı halde Türkiye'ye geldi. ABD'li bakan, Ankara'da ''misafir edilen'' ve Suriye sınırına gitmeye hazırlandığı bilinen Ebu Geyt'in kendilerine teslim edilmesini istedi. Bin Ladin'in damadı olan Ebu Geyt'in 15 gündür Ankara'da kaldığını öğrenen CIA, Geyt'i AKP'den teslim aldı.

Zaten ABD ve İngiltere'nin Suriye konusunda AKP'ye mesafe koyması da bu süreçle birlikte başladı. ABD ve İngiltere, El Kaide ile El Nusra'nın bölgede nasıl bir felakete yol açabileceğini gördükleri için AKP'yi "Siz bizden habersiz oralarda ne işler çeviriyorsunuz?'' diyerek uyardı. Böylece, Davutoğlu'nun ''şark kurnazı'' siyaseti bir kez daha çöktü.

Obama, son ABD gezisinde, Erdoğan ve Davutoğlu'nun gözlerinin içine bakarak, "El Kaide ve El Nusra ile aranızdaki mesafeyi artırın'' dedi. Erdoğan, o görüşmeden sonra El Nusra'dan (Destek) ilk kez ''terör örgütü'' diye söz etmek zorunda kaldı.

AKP ABD gezisinden eli boş döndü ve şimdi bu görüntüyü tersine çevirmeye çalışıyor. ''Müzakere ettik ve ABD ile aynı çizgiye geldik'' diyerek kamuoyunu ikna etmeye çalışıyorlar.

Oysa ki; içine düştükleri durum tam bir felaket...

ABD, İngiltere ve Suriye'nin dağıtılmasını isteyen baş ülke olan İsrail bile artık AKP'ye çok fazla güvenmiyor... AKP ise bu üç ülkenin güvenini yeniden kazanabilmek için, yılların Hizbullah'ına ''Şeytan'' diyor.

AKP'li Bekir Bozdağ, yıllardan bu yana İsrail'e karşı her cephede mücadele veren Hizbullah'ı hedefine koyuyor ve "Onlar artık Hizbulşeytan'' diyor. O Hizbullah ki; lideri Hasan Nasrallah, İsrail'in füzelerinden defalarca kurtulmuş ve Siyonizmi, Lübnan'dan söküp atmıştı.

Hizbullah, bugün İsrail'in parçalamak istediği Suriye'nin yanında olduğunu açıklayınca, AKP'liler de Hizbullah'a tavır almaya başladı.

Katıldığım her TV programında söylüyorum; bir kez daha tekrar edeyim:

Bugün Suriye'nin dağıtılmasını isteyenler, ABD, İngiltere ve İsrail'dir. AKP de bu üçlüyle kol kola girmiştir. Dolayısıyla, AKP ve desteklediği ÖSO adlı terörist grup, İsrail'in çıkarlarına hizmet etmektedir.

AKP'nin İsrail'in başdüşmanlarından olan Hizbullah'ı bile hedefe koyması, bunu kanıtlamıyor mu?

Hizbullah'ın, Suriye'nin yanında durması, Esad'a karşı savaşanları kimin desteklediğini yeterince göstermiyor mu? Suriye'ye kurşun sıkanların tabancasını, İsrail'in doldurduğu açık ve net değil mi?

Biz bu gerçeği yüzlerine söylediğimizde ne yapacaklarını şaşırıyor, posta kutumuzu küfür ve hakaretle dolduruyorlar. Tarih ise, kimin mazlumları kimin ise zalimlerin yanında saf tuttuğunu sayfalarına tek tek not ediyor.

Neyse ki; hiçbir zaman zalimin yanında durmadık, emperyalizm ve siyonizmle aynı düşmanlara sahip olmadık...

www.twitter.com/barisyarkadas








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Sanal Yorumcu
4 Haziran 2013 21:37

Kim batmış, ben miii ! Yok ya, ben şu anda çapulculukla uğraşıyorum da pek okuma imkanım olmadı. Gerçi herhalde bana dememişsinizdir; keskin zekası, ironiye yatkınlığı ve alaycı uslübuyla tanınan Marx düşünüldüğünde Marksistlerin bu kadar köşeli ve espri anlayışından yoksun olabileceğine inanmam :)

Sanal Yorumcu
4 Haziran 2013 16:01

Neyse ki anlayan biri çıkmış aranızda :)
Teşekkürler Melih Kaşıkçı :)

Ergin
1 Haziran 2013 14:43

Erdem hala kim oldugumu anlayamadin mi?
Benim agabeyin Ergin.

DEDE
1 Haziran 2013 13:04

Bavo Kasikci oncelikle bu sozu kendin icin soylemen gerekmezmiydi.Neyse dogruyu buldunya

ülker pazarlama
1 Haziran 2013 12:47

israile direnene hizbullah a şeytan diyen damalar bunlar USA nın dinbinden ayrılaayan.sınır arzilerini Israil e satacakken CHP nimn uyarısı ile vazgeçen rte ve hükümeti bu...Kendi milletvekillerini gemeiye binirmeyen ama 9 dinciyi gönderen de bu iktidar değil mi?l

Tüm Yorumlar (106)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI