Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

26 Nisan 2017

 

11 Haziran 2013

Gezi’den mesajınız var...

Gezi Parkı direnişinden herkesin posta kutusuna bir mesaj düştü aslında... Mesajı alıp, okuyabiliyorsanız ne ala... Yok alamıyorsanız o zaman sisteme misafir yaşamaya devam edeceksiniz demektir.

Uzun yıllardır alışık olmadığımız bir şekilde kendiliğinden gelişen bu halk hareketi, eylemleriyle ünlü ’68 kuşağı dahil olmak üzere birçoğumuzu şaşkınlığa uğrattı. Eylemsellik tarzını hayranlıkla izlediğimiz ve çoğu zaman bir parçası olduğumuz bu halk ve hatta “gençlik” hareketinin; kendi kendine örgütlenme biçimi, bütünün siyaseten tam bağımsızlığına rağmen oluşturduğu ortak dili, zamana karşı direnci, heterojen bir oluşum olmasına rağmen sonuç olarak ortaya çıkardığı homojen yapı, barındırdığı alt-sistemlerin birbirleriyle ve çevreyle ahenkli ilişkisi akademik çalışmalara konu olacak türden.

Gezi Parkı direnişinin öncüleri 20’li yaşları süregelen gençlerdi... ’68 Kuşağı büyüklerinin bile, kendi deyimleriyle gıpta ettiği yaratıcılıklarıyla gerçekten “orantısız zekalarını” meydanlara, pankartlara, eylemlerine yansıttılar. Yansıttılar ama önemli olan bu büyük toplumsal hareketin birçok kesime vermek istediği mesajları doğru okumak aslında.

Gezi’nin dolayısıyla gençlerin vermek istediği mesajlar nelerdi? İsterseniz bu mesajlara birlikte bir göz atalım.

İlk mesaj iktidara;

Aslında tabi ki Gezi Parkı direnişinin en önemli mesajı iktidara, hatta öncelikle başbakanaydı. Alınması gereken ilk mesaj, artık “ben yaptım oldu” döneminin geride kaldığıdır.

Eylemin doğuşuna baktığımızda; Gezi Parkı yerine yapılmak istenen Topçu Kışlası’naydı itirazlar. Ve tetikleyici unsur şarkılı-şiirli-kitap okunarak yapılan bir protestoya, sabahın 05:00’inde gaz bombalarıyla müdahaleydi. “Halka rağmen” yapılmak istenen bu proje kabul görmedi. Ve zaten uzun süredir süregelen yasaklardan bunalan gençler Türkiye’nin dört bir yanında eyleme başladılar.

Başbakanın ve tüm siyasetçilerin görmesi gereken artık meselelerin çözümünde yönetim metodu olarak “En İyi Tek Yol" (One Best Way-Taylorizm) devrinin de kapanmış olmasıdır. Yani geçmiş yıllarda olduğu gibi; -hükümetin kararına itiraz eden, protesto edenleri polis aracılığla sustur, gözaltına al, korkut, geri adım atarlar- inanışı çöktü. Kısaca artık yönetim değil “yönetişim” vakti. Yani yönetim sürecine halkın katılımı ve paylaşımı önemli. Başka bir deyişle birlikte yönetmek, vatandaşı kamunun ortağı haline getirmek. Yani “paydaş” olmak öncelikli olmalı. Gençlerin talebi de bu yöndeydi: “Bizim de söyleyecek sözümüz var” diyorlardı.

İktidar bu mesajı aldı mı?

Hayır. Başbakanın son günlerde verdiği demeçlerden gördüğümüz kadarıyla maalesef bu mesajlar iktidar tarafından algılanamadı. Yoksa terör örgütüyle bile “toplumsal barış” için uzlaşı masasına oturan devlet, sadece “katılım, özgürlük ve çok seslilik” isteyen gençlerle neden uzlaşmaya çalışmasın?

Bu uzlaşının mümkün olup olmadığını ilerleyen günlerde göreceğiz.

Gelelim Gezi Parkı’nın ikinci mesajına. Gençlerin ikinci mesajı meclise ve halkı temsilen seçilmişlere;

Gezi Parkı direnişi aynı zamanda, AKP iktidarı döneminde tamamıyla teoride kalan TBMM’nin işlevsizliğine de bir tepkidir. Meşru zemindeki siyasi çözümsüzlük, çözümü meşru olmayan kanallara akıtacaktır. Dünya’daki tüm gelişmeleri sosyal medya aracılığıyla takip eden bir nesile, klasik yönetim zihniyetiyle yaklaşan siyasetçilerin inandırıcılığı da kalmamıştır. Gezi Parkı direnişi göstermiştir ki pro-aktif stratejilerle yaklaşan tehlikelere karşı siyaseten önlem alan, monoton-kalıplaşmış siyaset anlayışının dışına çıkan, yeniliğe açık, dogmalardan arınmış ve sosyal medya aracılığıyla halkla iletişime geçen siyasetçiler artık toplumda karşılık bulacaktır. Ve en önemlisi tüm bu yetkinliklere sahipken siyasetçinin “samimi” olanı gönüllerde yer edinecektir.

Bu noktada bir parantez açmak isterim. 31 Mayıs Gezi Parkı hareketi, iktidar mensuplarının ima ettiği gibi dış kaynaklı bir eylem değil. Gezi Parkı’na gidip oradaki eylemin havasını teneffüs eden her birey bu hareketin öncelikle “anti-kapitalist” bir girişim olduğunu iliklerine kadar hissedecektir. Ve bu eyleme karşı çıkanların söylediği gibi bu direniş bir oyunun parçası da değildir. Aslında tam da bir “oyun-bozandır”. Kapitalist güçlerin oyunlarını altüst etmiştir. Tahmin edilemeyen, öngörülemeyen, hesaplanamayan ve zaten plansız, rutin dışı bir eylemdir.

Parantezi kapattıktan sonra gelelim eylemin son mesajına. Tüm bu çerçeve dahilinde son mesaj gençlerin ailelerine. Yaşam tarzlarına müdahaleyi, yasakları, zorlamayı kabul etmeyen bu nesil, ailelerine de Gezi aracılığıyla önemli bir mesaj vermiştir.

Gençler artık hangi okulda okumak istediklerine, kiminle nasıl evlenmek istediklerine (hatta evlenmeme tercihlerine), giyim-kuşam özgürlüklerine sahip olmak istiyorlar. Hangi siyasi görüşten olursa olsun istedikleri “özgürlük” aynı. Bu bağlamda ailelere de, gençlerin karar süreçlerinde kolaylaştırıcı/ destekleyici/ yol gösterici olmak düşüyor.

Sözün özü artık gerçek manada “demokrasiyi”, “çoğulculuğu”, “katılımcı yönetimi”, “özgürlüğü” ve yine gerçek manada “barışı” isteyen bir gençlik var Türkiye’de. Ve bu isteğin önüne, devlet iradesinin alışageldik metodlarıyla geçilmesi mümkün değil. Tüm bu gerçekleri gören, mesajları doğru okuyan ve bu çerçevede kendini yeniden yapılandıran bir siyasi irade çözümün de, uzlaşının da parçası olacaktır. Yoksa “halka rağmen” gidilecek yol çıkmazdır.

Umuyorum herkes Gezi Parkı’ndan kendi payına düşen mesajı alır. Çok geç olmadan...








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

selim
14 Haziran 2013 09:11

yesil sermayeli islamci holdingler rant kapacak
1000,000 gurbetciyi dollandirdilar

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI