Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

25 Mart 2017

 

15 Haziran 2013

Efsaneleşen Gezi

Kollarını olabildiğince açarak konuşan başbakan, ülkemizin insanlarını ne yazık ki kucaklamayı bir türlü beceremedi. Siyasal yaşamında sürekli “Benden yana olanlar – benim karşımda olanlar” ayrımına girdi. Bunda da en büyük ölçüsü din oldu ve dini kullandı.

“Minareler süngümüz,

Kubbeler miğfer,

Camiler kışlamız,

Müminler asker” dedi.

Ardından, “dindar nesil yetiştireceğiz” diye ekledi. Bu düşüncelerini devlet yönetiminin merkezine oturttu. Kendisine karşı olanlara evvela “terörist” dedi, “darbeci” dedi, “Ergenekoncu” dedi, son olarak da “palyaço” dedi, “çapulcu” dedi, “alkolik” dedi, “iki ayyaş” dedi. Ve yine bir ülkenin başbakanına hakaret ettiğini düşündüğü insanlara “alçaktır” diye ekledi. Ama bizzat kendisi, bu ülkeyi kurtarıp kuranlara hakaret etmeyi pervasızca sürdürdü.

Başbakan, yer yer gerçek dışı rakamlarla, söylemlerle karşıtlarını tahrik etti, ölçüyü kaçırdı. Yetkin ve olgun bir devlet adamlığı içinde sevgiyi, hoşgörüyü, sağduyuyu değil, öfkeyi, kızgınlığı, hırçınlığı benimsedi. Nitekim bir konuşmasında “Öfke de bir hitabet sanatıdır” deyiverdi.

Başbakan, her meslekten, her yaştan, her cinsten yurttaşlarını küçümsedi, aşağıladı, yok saydı. Siyasi literatüre düzeyli, donanımlı bir devlet adamı olmanın üslubunu, ifadesini değil, argoyu, küfrü, sokak jargonunu ilave etti. Örnekleri sayısızdır… Bu ruhsal ve fikirsel yapısındaki zaafını dış siyasetine, uluslararası ilişkilerine bile yansıttı.

Bugün geldiğimiz noktada ülkemiz içte düğümlenmiş, tıkanmış sorunları, dışta ise sözleri dinlenmeyen, dostluğuna güvenilmeyen durumu ile bir yalnızlığın çaresizliğini yaşamaktadır. Türkiye’nin bu halinin, Avrupa Birliği’nde özel bir gündem maddesi çerçevesinde ele alınıp tartışılır hale gelmesi üzücüdür, düşündürücüdür. Başbakan, karizması çizilmiş bir siyaset adamıdır artık.

Üçüncü haftasına giren Gezi Parkı eylemleri bütün dünyada benzeri bugüne dek görülmeyen bir gösteriyi sürdürüyor ve ilgi görüyor. Dil, din, ırk, renk, cins, yaş, meslek farkı olmaksızın genç – yaşlı insanlar bir araya geldi. Eylem yerinde kitaplar okunuyor, halay çekiliyor, gitar çalınıyor, tiyatro oyunu sergileniyor. Bu görüntü bir anda tüm dünyaya, beş kıtaya yayılıyor. Etkili yayın kurumlarında haber oluyor, görüntü oluyor, yorum oluyor. Hangi parti, hangi örgüt, hangi sendika bu renkli ve etkili olayı başarabilir? Ama iktidar bu masum görüntüyü dengesiz güç kullanarak savaş alanına çevirdi.

Gezi Parkı olayı şu gerçeği ortaya koydu:

1 – Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetmek, AKP’yi yönetmeye hiç mi hiç benzemiyor.

2 – AKP iktidarı çağdaş, laik, demokratik Cumhuriyet yönetiminin yanında değil, karşısındadır adeta.

3 – Gezi Parkı’nda başlayan olayların üçüncü haftasında başbakan olayların çözümü için yetkisiz, sorumsuz kişilerin akıl hocalığına sığınmıştır şimdi.

Özetle, Erdoğan ve yürütmekte olduğu siyaset tıkanmış, iflas etmiştir.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

TOSUN
16 Haziran 2013 16:28

Beşir Doster çok önemli bir olguyu atlamış: Bundan yaklaşık 5 yıl önce, 2008'de Anayasa Mahkemesi, AKP'nin "laiklik karşıtı eylemlere odak olduğunu" saptadı ve karara bağladı.

Anayasa Mahkemesi'nin, AKP'nin kapatılmamasına, ancak hazine yardımının yarısının kesilmesine karar vermiş olması, bu mahkeme kararını ortadan kaldırmaz...

recep
15 Haziran 2013 17:50

SN.HOCAM,TEŞHİSİNİZ SÜPERRRRRRR......
YOLUN SONU GÖRÜNMÜŞTÜR...
BU BÖYLE BİLİNE...
YA ALLAH BİSMİLLAH...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI