Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

18 Haziran 2013

AKP'nin geldiği nokta...

Gezi Parkı'nda başlayan ve yurdun dört bir yanına yayılan "özgürlük ve demokrasi'' eylemleri başta Erdoğan olmak üzere AKP hükümetinin ezberini bozdu. Tabii; hükümete sınırsız destek veren medyanın da... Hükümet çevreleri, demokratik hak arayışı karşısında çözüm üretmek yerine ''komplo teorileri''ne ve polisin uyguladığı şiddete sığındı. Çözüm; diyalog yerine şiddet, tehdit, yalan ve karalamada arandı. Komplo teorileri, polisin şiddeti ve AKP medyasının yayınları ise direnişin karşısında tuzla buz oldu. Direnişçilerin kıvrak zekası, kitlesel gücü ve meşruiyeti, medyanın yalanlarını ve polisin şiddetini etkisiz hale getirdi.

AKP iktidarı, yaklaşık 20 milyon insanın desteğini alan bu eylem karşısında ne yapacağını şaşırmışken, imdada Yiğit Bulut'un komplo teorileri yetişti. Eskinin hızlı ''ulusalcısı'' Yiğit Bulut, ortaya "Faiz Lobisi'' diye bir kavram attı. O günden bugüne içini bir türlü dolduramadığı "faiz lobisi''nin Erdoğan'ı istemediği söylendi. Oysa ki; kim oldukları bir türlü açıklanamayan "faiz lobisi'' en karlı dönemine AKP iktidarında ulaşmıştı. ''Bireysel emeklilik'' fonlarına devletin bütçesinden yapılan kaynak artırımı, AKP döneminde başlamıştı. AKP, bununla da yetinmemiş, ''faiz lobisi'' olarak adlandırdıkları bankalara, ''altın satma yetkisi'' vermişti.

Bu yalan, kısa sürede deşifre edilince, sıradaki devreye sokuldu. Bu kez de direnişin Soros ve benzeri güçler tarafından desteklendiği iddiası dile getirildi. Yiğit Bulut ve avanesi bu yalanı tekrarlayadursun, aynı günlerde gazetelere bir haber düştü: "Hükümet, Soros'un Türkiye'de rahat çalışabilmesi için torba kanuna bir madde daha ekledi. Soros Türkiye'de kendisine sağlanan vergi indirimi sayesinde rahatlıkla çalışabilecek.''

''Direnişçilerin arkasında Soros var'' yalanını çürüten bir başka gelişme ise şuydu: AKP'ciler, direnişi Soros'un desteklediğini utangaçça söylüyor, tek bir kanıt dahi gösteremiyordu. Zaten gösterebilmeleri de imkansızdı.

Çünkü; Soros'un Türkiye'deki bir numaralı temsilcisi olan Can Paker, bizzat Başbakan Erdoğan ve Abdullah Öcalan tarafından ''Akil İnsan Heyeti Grup Başkanı'' olarak görevlendirilmişti. Paker, Gezi Parkı eylemi için "Ergenekon'un parmağı var'' diyordu. Anlayacağınız, AKP ''boşa koysa dolmuyor, doluya koysa almıyor'' durumunu yaşıyordu. Direniş, AKP'nin ideolojik sefaletini göstermişti. Yiğit Bulut'un aklına sığınan AKP'nin argümanları tüm cephelerde peş peşe çöküyordu.

Milyonlarca dolar dökerek destekledikleri medya ise mizah dergileriyle yarışır hale gelmişti. Amerikancı AKP hükümetine karşı yapılan direnişi "ABD yanlısı'' gibi göstermeye çalışan yandaş medya, toplumun büyük bir kesimi tarafından alay konusu haline geldi. Yalanlar etkisizleştikçe, direniş de büyüdü!

AKP işte bu yüzden direnişçilere yönelik şiddetini artırdı. Karşısındaki kitleyi bugüne dek yok sayan ve o kitlenin taleplerini görmezden gelen AKP, büyük bir çaresizlik yaşıyordu. Medyanın neredeyse tamamını elinde tutan AKP, sosyal medya karşısında ise ne yapacağını bilemez haldeydi. Çünkü; direnişe destek verenler, ''alternatif medya''yı kullanarak, AKP'ye karşı kısa sürede örgütlenmişti. AKP ve medyası bu kez de twitter ve facebook kullananları tehdit etti. Bu tehdit de hiçbir işi yaramadı. Tehdidin işe yaramadığını gören hükümet, polise "Dağıtın'' emrini verdi. Bu emir sonrası, üç kişi hayatını kaybetti. 16 kişi kör oldu. Yedi bin kişi yaralandı. Günlerdir eylemci peşinde koşturulan bir başkomiser, yorgunluktan dolayı köprüden düştü. Komiser hayatını kaybetti.

AKP iktidarı, sonunda çareyi ''askeri göreve çağırmak''ta buldu. Cumartesi gecesi, polis şiddetine ortak olması ve direnişçileri ''ezmesi'' için asker de çağırıldı. Jandarma birlikleri, Taksim'in merkezine kadar geldi; Divan Otel'in önündeki kitleye su sıktı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise "Gösteriler devam ederse, askeri de çağırırız'' diyerek, AKP'nin kafa yapısını ortaya koydu. AKP'nin tek umudunun "askeri çözüm olduğu'' bir kez daha anlaşıldı.

Başbakan Erdoğan ise 20 milyon insanı etkileyen Gezi Parkı Direnişi karşısında ne yapacağını şaşırmış bir haldeydi. "Polisi daha iyi donatacağız'' diyen Erdoğan, baskıyı artıracağının sinyalini verdi.

İşte AKP budur!

Toplumsal taleplere kulağını tıkayan, katılımı engelleyen, her demokratik hak arayışı karşısında "dış güçler'' yalanına sarılan AKP, artık iktidarı taşıyamadığını gösteriyor. Sorunu çözmek yerine, halkla inatlaşan AKP, bu yüzden yüzde 35'lere kadar geriledi. Bu gerileyiş sürecektir; kaçınılmazdır!

Gezi Parkı direnişi, AKP'nin vesayetçi, statükocu, polis devletinden medet uman yüzünü, toplumun tamamına göstermiştir. Öyle ki; Today's Zaman Gazetesi'nde yayınlanan bir ankete göre, AKP'ye oy verenlerin önemli bir bölümü bile iktidarı artık "otoriter'' olarak gördüğünü söylemiştir.

AKP eridikçe, daha çok polisiye tedbire başvuracak, bu da kitlelerin AKP'den kopmasına yol açacaktır. Şiddet sarmalı, AKP'yi de içine alarak eritecektir. Bu her zaman böyle olmuştur. Erdoğan, yeniden seçilebilmek adına gerilimi artırırken, partisinin oylarını hızla eriten bir pozisyona gelmiştir. Sincan ve İstanbul'daki sönük mitingler, bunun göstergesidir. Gezi Parkı, AKP için sonun başlangıcıdır. Çünkü; Gezi Parkı direnişinin sahibi halktır... Halk, AKP'nin baskıcı ve totaliter yüzünü bizzat gördüğü için, yaşadıklarını hiçbir zaman unutmayacaktır.

www.twitter.com/barisyarkadas








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Melih Kaşıkçı
21 Haziran 2013 21:22

gezi direnişinin hemen ardından ivme kazanan ne? "barış süreci".

barış yarkadaş'ın önceki yazısına bir yorum yazmış, "türk halkı, gezi parkı direnişi ve sonrasında gelişen halk hareketiyle ..." diyerek halkımızın karşı çıktığı AKP uygulamalarının bir kısmını listelemiştim. listelediklerimden biri de, pkk ile masaya oturulup kotarılmaya çalışılan "barış süreci" idi. yorumum yayımlanmadı. - Y-CHP yönetimi ve onu destekleyen kesimler, her ne kadar AKP'yi "toplumsal taleplere kulağını tıkayan" bir tutum sergilemekle eleştirseler de, kendileri de böyle bir tutum sergiliyorlar. bence bu tutumla, halk hareketinin nedenleri "yaşama alanlarına müdaheleye" indirgenerek, AKP koalisyonuna karşı başarı kazanılması olanaksız. halkın bütün rahatsızlıkları ve talepleri dillendirilmeli. bunu Y-CHP yapmıyor. cindoruk'lu milli merkez de, beklendiği üzere atıl durumda. peki, kim yapacak?

listelediklerim arasında AKP'nin büyük ortadoğu projesi kapsamında yürütmeye çalıştığı suriye politikası ve uludere ve reyhanlı katliamları ve AKP'nin bunlara karşı vurdumduymaz tutumu da vardı. bunlar AKP politikalarının sonucu değil mi? bu katliamlar vb. olmasaydı, gezi direnişi türkiye çapında bir halk hareketine dönüşür müydü ya da bunların, halk hareketinin doğmasında hiç mi payı yok? varsa, niçin Y-CHP yönetimi, ona yakın çevreler vb. tarafından dile getirilmiyor? niçin bundan kaçınılıyor? - yazdıklarıma başkaları da eklenebilir, ancak sözü uzatmak istemiyorum.

halk hareketinin görece hız kesmesinin ardından, abdullah öcalan'ın önerisiyle "kuzey kürdistan birlik ve çözüm konferansı" toplandı; BDP eşbaşkanı demirtaş, pkk silahlı gücünün başındaki karayılan ve onların ardından abdullah öcalan, "barış süreci"nin tavsamaması yolunda açıklamalarda bulundular. ardından, apar topar "çözüm" ya da "barış" süreci denilen planın 2. aşamasına geçilme kararı alındı. taksim meydanı'ndaki pkk bayraklarına ve öcalan posterlerine "paçavra" diyen tayyip erdoğan'ın içişleri ve adalet bakanları ile BDP arasında bir görüşme gerçekleşti. BDP eşbaşkanı demirtaş, "barış sürecinin" ikinci aşamasına geçildiğini açıkladı; "hükümet, hazırlıkları önümüzdeki hafta kamuoyuna açıklayabilir." dedi.- anlaşılan o ki, kısa sürede, türkiye'yi nihayetinde kargaşaya ve belki bölünmeye götürecek olan "anayasa değişikliği" çalışmaları gündeme gelecek. bu konuda, büyük ortadoğu projesi kapsamında yürütülen sözde "barış süreci"ni halk hareketinin nedenlerinden biri olarak görmeyen, bundan özellikle kaçınan Y-CHP yönetiminin tutumu ne olacak?

bu ve benzeri soruların özeti şudur: Y-CHP, AKP koalisyonunun bir bileşeni midir, değil midir? bence, bileşenidir. Y-CHP anayasa değişikliklerini destekleyecek; konu, refanduma gidilmesine gerek kalmadan çözüme bağlanmaya çalışılacaktır. - Y-CHP yönetiminin halkın "barış süreci" konusunda rahatsızlığını ve talebini ve başkacaarını dile getirmesinin gizi budur.

deniz baykal'ın CHP'si ve şimdiki Y-CHP, halk desteğine dayanmaktan kaçınmayıp AKP'ye karşı etkili bir muhalefet sergileyebilseydi, ne gezi direnişi olurdu, ne sonrasında gelişen halk hareketi doğardı. bu hareket, yalnız AKP'yi değil, Y-CHP'yi de silip süpürecektir. bunu umuyorum.

yirumxcu
21 Haziran 2013 12:33

Sayin Yarkafad Şartlanma bireyin dusuncelerine ve olaylara bakis acisina vurulmus prangadir. Olaylara oyle sartlanmis olarak bakiyorsunuz ki gercegi objektif olarak goremiyor ve olaylari makesef okuyamiyorsunuz. Yazik...

TOZZAN
21 Haziran 2013 11:57

VAROLMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ..

Ben Başbakanın yerinde olsam Yapmak istediklerimin tersini söylerim Mutlaka KILIÇDAROĞLU bunun tersini söyler çünkü iyi kötü demeden herşeye Muhaliftir.
AKP bu sayede emeline daha rahat ULAŞABİLİR.
Çünkü AKP gündemi kendisi belirliyor. YCHP'de takip ediyor...
YCHP ve KILIÇDAROĞLU üretmeden Politika yapan yapıdır. Eldeki kadro FOSİL yada
yetersiz ANTİ-CHP yapıdır.

Umut
21 Haziran 2013 11:28

Mareca, önce bi okuma yazmayı öğren be kardeşim. Kemal Bey'in yazdığı mektubun içeriğini okumamış, sıf eleştiri olsun diye döktürmüşsün besbelli. Önce bi oku bakalım Kemal ne demiş? Cümle aynen şu; "İktidara yönelik eleştireler sebebiyle üyelik müzarekerelerinde yeni fasılların açılmamasını doğru bulmuyoruz". Türkçen var mı? Anladın mı?

macera
21 Haziran 2013 10:25

kemal beyin almanya başbakanına mektup yazıp hükümeti şikayet etmesi çok yanlış kendi kendini inkar ediyor tayyibe suriyeye karışma diyor merkele bize karış diyor bu kılıçlaroğlu chp yi büyütemeyecek bunu çok iyi anladım

Tüm Yorumlar (33)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI