Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

20 Haziran 2013

Gezi, TBMM ve seçimler

15 Haziran 2013, Gezi Parkı eylemleri için çok önemli bir tarih. O güne kadar belli bir mukavemetle devam eden direnişçilere adeta yok edercesine saldıran güvenlik güçleri, eylemlerin seyrinde bir kırılma ve farklılaşmayı sağladı. Bu kırılma eylemlerin biçim değiştirmesine neden oldu. Bildiğiniz üzere ülke genelinde büyük ses getiren “duran adam” eylemleri başladı. Bu aslında sessiz bir isyandı. Uygulanan orantısız şiddete, yasaklara ve medyanın suskunluğuna bir baş kaldırıydı.

15 Haziran gecesi yapılan operasyonun sinyalleri aynı gün içerisinde başbakanın Ankara mitinginde gelmişti. Başbakan Ankara mitinginde: "Taksim Meydanı'nı boşalttınız boşalttınız yoksa güvenlik güçlerimiz dağıtmasını bilir" diyerek aslında operasyonun sinyalini vermişti. Bu açıklamadan saatler sonra Taksim adeta savaş alanına döndü. Aslında aynı günün sabahı Taksim Dayanışma Platformu direnişe devam etme ve sembolik olarak tek çadır bırakma kararı almıştı. Fakat kararın uygulanması dahi beklenmeden Gezi Parkı polis tarafından adeta kuşatıldı. Tüm çadırlar söküldü. Divan Oteli’ne sığınan eylemcilere nefes aldırtılmadı.

Bu noktada insanın aklına şu soru geliyor: “Başbakan bu eylemlere karşı dile getirmek istediği düşüncelerini, düzenlediği “Milli İrade” mitingleri yerine milli iradenin esas olarak tecelli ettiği yerde, yani TBMM’de ifade edemez miydi? Yani aslında Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak yapması uygun olan birleştirici, bütünleştirici ve kucaklayıcı bir “MECLİS” konuşması değil miydi?

Aslında öyleydi. Ama maalesef uzun süredir TBMM’nin üzerine ölü toprağı serildi. İşlevsizleştirildi. Teoride bırakıldı.

Peki o zaman şöyle bir durum tespiti yapabilir miyiz: “TBMM bu kadar işlevsiz bırakıldıysa, hükümete muhalif olanlar itirazlarını sokaklarda dile getirirler, iktidar da yanıtını Kazlıçeşme ya da Dolmabahçe’den verir.” Öyle mi?

Ya da bakanlar kurulunu arkasına alarak bir otobüsün üzerinden?

Peki o zaman böyle bir zemin kaymasında, hukukun ve devlet temayüllerinin yok sayıldığı bir ortamda insanlar düşüncelerini alanlarda ifade ettikleri için suçlu sayılabilirler mi?

Aslında tüm bu sorunların çözüleceği yer sandıktır. Sandığa yani seçime kadar da süreç TBMM’den yönetilmelidir. Aksi halde meydanlardan verilecek her demece yanıt yine meydanlardan verilir. Buna şaşırmamak gerek…

Ve aslında Gezi Eylemleri milli iradenin tam manasıyla tecelli edememesinden, belli bir kesimin sesini duyuramamasında ortaya çıkmıştır. İktidar Gezi’nin ardında başka güçleri aramak yerine “Biz nerede yanlış yaptık?” derse belki çözüm için bir adım atmış olur.

Şimdi artık tüm bu Gezi eylemlerinden ders çıkarma ve çözüm üretme vakti.

İktidara düşen görev bundan sonraki süreci TBMM’den sağduyuyla yönetip ülkeyi sağlıklı bir seçime götürmektir.

Ve eylemciler… Gezi Parkı eylemlerinin belli bir siyasi iradenin çatısı altında gerçekleşmediğini hepimiz biliyoruz. Fakat siyasal bilince dönüşemeyen bir tepkinin, iktidarda istenilen değişikliği gerçekleştiremeyeceği ortada. Dolayısıyla önümüzdeki seçimlerde hem muhalefet partilerine hem eylemcilere önemli görevler düşüyor.

Muhalefet partileri bu isyanı iyi okumalı, bu doğrultuda politikalar üretmeli ve belki de yol haritalarında yeniden yapılandırmaya gitmelidir.

Ve iktidarın yönetimine ve yaptırımlarına itirazı olan her vatandaş, hangi siyasi görüşe inanırsa inansın seçim sandıklarını Gezi Parkı’ndaki ağacı korur gibi korumalıdır, sahip çıkmalıdır. Oyuna da, sandığına da sahip çıkmalıdır. Çünkü özgürlük ve kurtuluşun yolu sandıktadır.

Gençler göğüslerini siper ederek, canları pahasına bu özgürlük ve demokrasi mücadelesini verdiler. Bizler de onlara destek olduk. Ama bundan sonra sorumluluğumuz daha büyük.

Bu isyan siyasal bilince dönüşmelidir. Ve bu noktada her vatandaş ve her siyasi parti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Yoksa Nazım Hikmet’in dediği gibi; kabahatin çoğu bizde olur canım kardeşim…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI