Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

21 Haziran 2013

CHP, Gezi Parkı ve sine-i millet...

Toplumun neredeyse tüm kesimlerinin ''özgürlük ve demokrasi'' istemiyle katıldığı Gezi Parkı eylemleri, siyasette derin kırılmalara yol açtı. İktidar partisi AKP'nin ''Yeni Türkiye'yi kurduk'' iddiasının temelsiz ve kuru bir ajitasyondan öteye geçmediği görüldü. ''Yeni Türkiye''nin temellerinin Gezi Parkı direnişinin başlangıcı ve sonrası atıldığı 22 günlük performansla birlikte ortaya çıktı. Siyasete ve toplumsal yaşama; itiraz eden, sorgulayan, hak arayan, dayanışan, farklılıkları kabul eden, çatışmak değil uzlaşmak isteyenlerin damga vuracağı da netleşti. AKP bu tabloyu 22 gün sonra görmeye başladı. Panikleri bu yüzden... Yukarıda saydığım olguların, AKP'nin siyaset anlayışını çöpe atacağı AKP kurmaylarınca da görülüyor.

Gezi Parkı direnişi AKP'yi olduğu kadar, emperyalistleri de ''tedirgin'' ediyor. Zira; Gezi Parkı eylemlerine katılan milyonlarca kişinin, ''daha önce hiçbir partiye oy vermemiş olması'' bu tedirginliği artırıyor. Emperyalist ülkeler, Gezi Parkı direnişine katılan milyonlarca kişinin "sistemin dışı''na çıkması ve farklı arayışlara yönelmesinden korkuyor.

Bu korku temelsiz değil kuşkusuz... Çünkü; başta ABD'liler olmak üzere, araştırma yapan farklı çevreler, kendi merkezlerine yazdıkları raporlarda çarpıcı bir gerçeği not ediyor:

- Halk yönetimin şeffaf olmadığına inanıyor.


- Türk halkı, yolsuzluklardan bıktı.

- Türedi zenginlerin yaşamı, halktaki adaletsizlik duygusunu derinleştiriyor.

- Siyasetçilerin halktan kopuk yaşamı ve git gide elitleşmeleri, toplumun önemli bir kesiminin sistemle olan bağlarını zayıflatıyor.

- Başta belediye başkanları olmak üzere, siyasetçilerin git gide zenginleşmesi ve kamu kaynaklarını eşit paylaştırmaması, öfkeyi artırıyor. Toplum, tüm bunların yanı sıra, bir de yaşam tarzına karışılması yüzünden içten içe kaynıyor.

Bu tespitlerin yer aldığı raporlar, kısa bir süre önce, Türkiye ile yakından ilgilenen emperyalist ülkelerin karar verme mekanizmalarına yollandı. ABD ve AB ülkeleri, Türkiye'yi bu raporlardan okudukları için AKP hükümetini Gezi direnişi sırasında sık sık uyarmak zorunda kaldı.

Çünkü; Gezi'de patlayan öfkenin, Türkiye'yi ellerinden bir balık gibi kayarak götüreceğini düşünüyorlar(dı.) AKP'yi bu yüzden uyarmak zorunda kaldılar. Yüzde 75'i hiçbir partiye oy vermemiş bir kitlenin, direnişi sürdürmeleri halinde, nelere yol açabileceğini görüyor, Türkiye gibi ''karlı bir pazar''ın ellerinden kayıp gitmesini istemiyorlardı.

AB ve ABD, özellikle halkın Gezi Parkı direnişini başlatması sonrası, pozisyonlarını yeniden belirledi. AB de ABD de AKP'nin artık Türkiye'yi taşıyamayacağını gördü. Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi yönetemeyeceği belli çevrelerde daha yüksek sesle dile getiriliyor. Erdoğan da bu gerçeği gördüğü ve ABD ile AB'nin kendisinden vazgeçmeye başladığını hissettiği için daha çok öfkeleniyor. Erdoğan, nasıl geldiyse öyle gideceğini görüyor.

Git gide otoriterleşen ve ''tek adam'' olma hayaline kendisini iyice kaptıran Erdoğan'ı zor günler bekliyor. Tüm raporlarda yer alan ve halkın büyük bir bölümünün çok rahatsız olduğu "türedi zenginler''in Erdoğan'ın yakın çevresinde olduğu biliniyor. Önümüzdeki günlerde, bu türedi zenginlerin merdivenleri nasıl hızla çıktığına dair hikayeleri okumaya, duymaya hazır olun... Başta Taraf Gazetesi olmak üzere, medya kuruluşlarına ''yolsuzluk ve türedi zenginleşme''ye ilişkin dosya yağıyor... Sayıştay'ın TBMM'den kaçırılan raporlarının derin sarsıntılara yol açması beklenirken, bu hikayelerin, Erdoğan'ı daha da yalnızlaştıracağı tahmin ediliyor.

Yukarıda anlattığım tablo, ''sistemin gerçek sahibi'' emperyalistlerin ve devletin bazı organlarının duruma el koymaya çalıştığını gösteriyor. Muhalefetin sistem dışına çıkmasından duyulan kaygı ve Erdoğan'ın Türkiye'yi artık yönetemeyeceğinin görülmesi, hesapların yeniden yapılmasına sebep oluyor. Emperyalistler, Erdoğan'ın özellikle son bir yıldır düşüşe geçtiğini gördüğü için artık yüksek sesle ''Seninle olmaz'' diyor. G 8 zirvesinde AKP ve Erdoğan'ın by-pass edilmesi bunun en somut kanıtıdır. "Emevi Camii'sinde namaz kılacağım'' diyen Erdoğan, artık Şam'ın yolunu bile bulamayacak haldedir. Erdoğan, artık emperyalistlerin uzun vadeli hesaplarında yoktur; yüzü eskimiş, söyleyecek sözü kalmamış ve zamanı dolmuştur...

Erdoğan ve AKP iktidarda olmasına rağmen, artık tarihe karışmıştır. Fethullah Gülen ile Abdullah Gül bunu gördüğü için ''ılımlı mesajlar'' veriyor ve ABD'ye selam yolluyorlar. "Biz buradayız, bizi unutmayın'' diyorlar. Oysa ki; sistemin sahipleri, onları da "eski siyasetin unsurları'' arasında görüyor. Gül ve Gülen güven verebilmek için hergün mesaj yayınlıyor, konuşuyor, etraflarındaki ''sevgi halesi''ni büyütmeye çalışıyor.

Muhalefet partisi CHP de bu bağlamda emperyalistlerin ''yokladığı'' partiler arasında... Siyaseti dizayn eden uluslararası çevreler, CHP'nin topluma yeterince güven veremediğini görüyor.

CHP'ye ilişkin kaygılar haksız mı?

Bakın; Türkiye bambaşka bir evreye girerken, CHP'deki bazı siyasetçiler hala "Yeni Anayasa masasından kalkalım'' tartışması yapıyor. Allah aşkına; Gezi'den sonra Yeni Anayasa mı kaldı? AKP'nin bırakın Yeni Anayasa'yı kanunlarda köklü değişiklik yapabilecek hali mi var? AKP kurmayları, şu sıra "Partiyi nasıl bir arada tutarız''ın derdinde... Zira; AKP gemisi artık su alıyor. Erdoğan, "erken seçim''i düşünmesine rağmen, TBMM'de karar aldırtamayacağını bildiği için harekete geçemiyor. Artık o kudretli Erdoğan'ın yerinde yeller esiyor!

CHP'de yaşanan bir diğer tartışma da şu: "CHP sine-i millete dönsün.'' Yani; CHP'li tüm vekiller istifa etsin... AKP'nin uygulamaları böylece protesto edilsin...

Dışarıdan bakıldığında kulağa hoş gelen bu söz, aslında AKP'ye "hayat öpücüğü'' verecek bir öneri... Çünkü; CHP'li tüm milletvekilleri istifa ettiği taktirde, Türkiye üç ay içinde "genel seçim''e gitmek zorunda. Ancak; bu genel seçimde, 550 değil, CHP'den istifa eden 135 kişinin yerine ''vekil'' seçilecek.

Bu ne demek?

CHP'liler istifa ettiği taktirde, Türkiye sadece 135 vekil için sandık başına gidecek. Oyları şu an yüzde otuz beş oranında olan AKP, böylece ''durup dururken'' 30'a yakın milletvekiline fazladan sahip olacak. CHP ise TBMM'ye daha az sandalyeyle dönecek. Keza; BDP ve MHP de bu süreçten kazançlı çıkacak.

Bu öneriyi getiren ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na telkinde bulunan siyasetçileri hayretle izliyorum... AKP'yi zor durumda bırakmak için atacakları adımın, iktidara ''tek başına anayasa yapma gücü'' vereceğini göremiyor mu bu kişiler, doğrusu merak ediyorum...

Uzun bir süredir CHP üzerine yazmıyordum. Gezi Parkı direnişi tüm gündemi alt üst ettiği için CHP'de olup bitenlere odaklanamıyorduk.

Geride kalan süreçte, sayıları 40'ı aşkın CHP'li milletvekilinin çok güzel bir performans ortaya koyduğunu tarihe not düşmem gerekiyor. Copun, polis şiddetinin, gazın, bombanın karşısında halkla birlikte duran vekiller, görevlerini layıkıyla yerine getirdiler.

Tabii birçok milletvekili gaz ve bombayla uğraşırken, siyasetin kısır çekişmelerinden kurtulamayanlar da yok değildi. Türkiye bambaşka bir yöne evrilirken, tek gündemi yerel seçim olanların sayısı da bir hayli fazlaydı. Mustafa Sarıgül'ün durumunun ne olacağı, CHP'nin İstanbul adayının nasıl belirleneceğine ilişkin tartışmalar da bu süreçte hız kesmedi... Medyada fazla yer bulamasa da tartışmalar devam etti.

Öyle ki; CHP Genel Merkezi de bu tartışmayı hararetlendiren bir adım attı. Yerel seçimlerde aday olmak isteyen il ve ilçe yöneticilerinin 15 Temmuz'a kadar istifa etmesi istendi. Buna ilişkin bir de genelge yayınlandı. Birçok il başkanı, bu genelgeye uymak istemediğini yakın çevresine söyledi.

Bu süreçte, Mustafa Sarıgül ismi de sık sık gündeme geldi parti kurmayları arasında... Hatta; yerel seçim yaklaştıkça, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin eski Başkanı Nurettin Sözen'in sıkı bir kulis faaliyeti yürüttüğü de görülüyor. Sözen, bilindiği üzere Haluk Koç'u destekliyor. Koç'un İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olmasını istiyor. Sözen'le aynı fikirde olan bir diğer isim de Şinasi Öktem... Öktem de Haluk Koç için kulis yapıyor. Haluk Koç ise İstanbul'dan aday olmayı istemediğini kesin bir dille açıklıyor.

Nurettin Sözen'in kulis yöntemi ise farklı... Sözen, Mustafa Sarıgül'ün aday olmaması için Kılıçdaroğlu'na görüşlerini anlatma fırsatı buldu. Biri İstanbul Meridyen Otel'de, diğeri ise genel merkezde gerçekleşen iki görüşme yapan Sözen, "Sarıgül kesinlikle aday yapılmamalı'' dedi.

Bakalım Sözen'in çabası ve ısrarı hangi sonuca yol açacak?
CHP'nin İstanbul'daki adayı kim olacak?

Belli ki; CHP'nin İstanbul adayı olmak için sıraya girenlerin sayısı daha da artacak. Çünkü; analistler AKP'nin bu çizgide ısrar etmesi halinde, yerel seçimde yüzde 28-29 bantına oturacağını öngörüyor. Bu öngörü, CHP'nin İstanbul'u almasını da kolaylaştırıyor. Gezi Parkı, her şeyi alt üst ediyor. Siyaset artık Gezi Parkı'ndan dizayn ediliyor. Emperyalistler ve AKP'liler bu yüzden ortak bir telaşı ve paniği yaşıyor. İkisi de iktidarın ellerinden gitmesinden ve halkın yönetimi almasından korkuyor. İç çelişkileri bu yüzden keskinleşiyor; bu yüzden birbirlerine öfke dolu sözler söylüyorlar...

www.twitter.com/barisyarkadas








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

yusuf
28 Haziran 2013 20:53

Erdogan koseye sıkısmıs Ak parti de kırılmalar baslamıs, AB ABD bize sırtını donmus AKP istanbulda 0 alacakmıs mıs mıs mıs. Ne guzel masal anlatıyorsun Allah askına. Secımden sonra sana bu yazını hatırlatırım

Kemalettin Soy
27 Haziran 2013 11:44

CHP ilçe yöneticisi olarak kesin ve net olarak söylüyorum : SARIGÜL ADAY OLURSA OYUM İŞÇİ PARTİSİNE
Benim gibi düşünen yüzbinlerce kişi olduğundan eminim

osmanoner
26 Haziran 2013 16:54

CHP ve Proejek demokrarsi,sorozcu Kemal Kiliçdarogu'nun iktidar olmak için ne bir programlari ne de niyetleri var.
AKP'nin düstügü bu günkü durumu kendi lehlerine çevirme girisimleri de yok.
Son günlerde Kemal Kiliçdar oglu zaten piyasada yokmus gibi davranmalari da çok manidar.Sütre gerisinde bir yerlerde ermir bekleyen lider konumunda olmasi da bütün bunlarin göstergesidir.

ileri demokrasi
26 Haziran 2013 13:26

Barış bey ,

Gezi direnişinden sonra ;
Büyükelçi Ricciardone de devreye girdi sonunda.
Ardından da Obama.

Ne dersiniz ?
Ayar vermeye çalşıyorlar sanki.
Bu kaçıncı ayar yahu.
Ayar tutmuyorlar :)))

Yücel Yeşiceli
26 Haziran 2013 13:02

Barış Bey'in konuşmasını izleyemedim ama "rabiş"in söylediklerine aynen katılıyorum.
Yarkadaş ne zaman ve nasıl bir araştırma yaparak gençlerin Sırrı Süreyya'yı sevdiğinden emin olabiliyor?! "Gezi Parkı'ndaki izlenimim" de diyemez Yarkadaş.Gençler gaz yerken,TOMA'dan,boyali sudan kaçarken,Yarkadaş alan çalışması mı yapmış?!

Peki,Sırrı Süreyya kimdir? Sosyalist değildir,tam bağımsızlıkçı,anti emperyalist-anti kapitalist,anti feodalist değildir... Atatürkçü olmadığını söylemeye zaten gerek yok.

Tüm Yorumlar (107)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI