Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

4 Temmuz 2013

ABD’nin Askeri Müdahaleleri

BARIŞ DOSTER

Gerek dünya ölçeğindeki, gerek bölgemizdeki, gerekse ülkemizdeki gelişmelerin kızıştığı, çelişkilerin derinleştiği, Çin ve Rusya’nın öne çıktığı, bölgesel arayışların yoğunlaştığı bir süreçte ABD’yi her zamankinden daha iyi, daha doğru, daha gerçekçi tahlil etmek gerekir. Bu gereksinim akademik bir faaliyet kapsamında yapıldığı kadar, o bilgi ve bulgulardan yararlanarak ideolojik ve politik düzlemde emperyalizme karşı mücadele yürütenler için de zorunludur.

ABD’nin kuvvetine, devlet kapasitesine, siyasi, iktisadi, askeri, toplumsal, kültürel, bilimsel, teknolojik gücüne ilişkin sağlam, sağlıklı bilgilere dayanan soğukkanlı, özenli ve dikkatli tahliller yapmak şarttır. Ne ABD’yi abartan, ne de içinde bulunduğu zayıflama süreci nedeniyle onu küçümseyen yaklaşımlara sapmadan, nesnel çıkarımlarla bulunmak önemlidir. Zira İran ve Suriye’nin direndiği, aynı zamanda küresel iddia taşıyan Rusya ve Çin gibi Avrasya güçlerinin daha fazla inisiyatif aldığı, Avrupa Birliği’nin iktisadi bunalımın da etkisiyle yapısal sorunlarını aşmakta zorlandığı, Almanya’nın buna koşut olarak Brüksel ve Washington’dan daha bağımsız hareket edip Moskova ve Pekin’le yakınlaştığı bir sürecin sonuçlarını doğru öngörmek önemlidir.

Tam da bu dönemde ve tam da bu nedenle Kaynak Yayınları doğru bir iş yapmış, ülkemizin en yetkin uluslararası ilişkiler uzmanlarından olan Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın yayına hazırladığı “ABD’nin Askeri Müdahaleleri” adlı çalışmasını basmış. 1801 yılından bu yana ABD’nin askeri müdahalelerini inceleyen 574 sayfalık hacimli ve iddialı çalışmada sadece ABD emperyalizminin işgalleri, açık – örtülü müdahaleleri yer almıyor. Aynı zamanda askeri müdahalelere ilişkin kuramsal yaklaşım da ortaya konuyor.
Tarihsel arka plan da veriliyor.

“Haklı savaş”, “egemenlik”, “kuvvete başvurma”, “self determinasyon” gibi sadece uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, anayasa hukuku, devletler hukuku gibi alanlarda değil, ülke yönetimine ilişkin hemen her tartışmada kullanılan kavramlar da ele alınıyor.

15 farklı üniversiteden 34 bilim insanının makalelerinin yer aldığı kitap 1.5 yılda hazırlanmış. İçinde çok değişik, bir kısmına katılmadığımız görüşler de var. Kitaba katkı sunan kimi yazarların kendi aralarında da fikir ayrılıkları bulunuyor. Nitekim bu durum yayınevinin sunuş yazısında da, Prof. Dr. Haydar Çakmak’ın önsözünde de belirtiliyor. Ancak ABD’nin askeri müdahalelerini tek bir kitapta toplamak gibi zor ve de ülkemizde ilk olan bir işi kotarmak, peşinen övgüyü hak ediyor.

Uluslararası hukukta ve Birleşmiş Milletler sisteminde askeri müdahale olgusu, meşru müdafaa hakkı, kuvvet kullanma yasağı, uluslararası hukukun meşru saydığı hallerde kuvvet kullanma ve askeri müdahale gibi konu başlıkları ilk bölümde işleniyor. Bu bölümde ABD’nin hegemonya sistemi, sistemde silahlı kuvvetlerin rolü, ABD silahlı kuvvetlerindeki dönüşüm, Afganistan ve Irak işgallerinden alınan dersler ele alınıyor. Kitabın ikinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerinde ise sırasıyla 19, 20 ve 21. yüzyıllardaki askeri müdahale ve işgaller inceleniyor. Meksika’dan Arjantin’e, Nikaragua’dan Japonya’ya, Fiji ve Havai adalarından Uruguay ve Paraguay’a, Kosova’dan Lübnan’a, Libya’dan Irak’a, Vietnam’dan Kore’ye, Somali’den Afganistan’a dek ABD’nin yaptıkları ayrıntılı olarak anlatılıyor.

ABD’nin Kuruluşunda ve Yayılmasında Ordunun Rolü

Bağımsızlık Bildirgesi’ni 4 Temmuz 1776’da ilan eden ABD, ordusunu 1775’te kurmuştur (ordunun devletin kurulmasındaki rolünü küçümseyen, devletlerin ordusuz da kurulabileceğini öne süren, ordu aleyhindeki her sözü, her eylemi “demokrasi”, “sivil toplum”, “insan hakları”, “özgürlük” sayan emperyalizmin uzantısı liberallerin, yetmez ama evet takımının, özürdiliyoruz.com ekibinin kulakları çınlasın).

ABD ordusu ilk yurtdışı ya da Atlantik ötesi savaşını 1801’de Kuzey Afrika’da Berberi Savaşlarına katılarak yapmıştır. O günden beri dünyanın çeşitli bölgelerinde 50’den fazla küçük veya büyük askeri müdahale, işgal gerçekleştirmiştir. ABD ordusunun, kuruluşundan bu yana dünyanın en iyi ordularından biri olması, bütçesi ve teknolojik olanaklarıyla hep önde yer alması, şüphesiz ABD’nin politik ve ekonomik gücünden beslenmiş ve onları beslemiştir.

17. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar İngiltere dünyanın emperyalist gücü olarak öne çıkmıştır. Bir hesaba göre; İngiltere 1845’ten 1870’e kadar dünya gayrisafi hasılasının yüzde 30’unu tek başına sağlamıştır. Kullandığı enerji ABD’nin 5, Rusya’nın ise 155 katıdır. Yaklaşık 35 milyon kilometrekare büyüklüğünde bir imparatorluk olan Birleşik Krallık, 19. yüzyılda sanayileşmenin ölçütü olan demir çelik üretiminde başı çekmiştir. 1860’ta dünya demir üretiminin yüzde 53’ünü tek başına gerçekleştirmiştir.

Yine 19. yüzyılda “Beş Anahtar” olarak adlandırılan ve dünyayı denetim altında tutmaya yarayan 5 stratejik bölge (Cebelitarık, Ümit Burnu, Singapur, Dover ve İskenderiye) İngilizlerin denetimindedir. 1880’den sonra dünyanın ekonomik ve teknolojik gücü, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonar ise politik liderliği ABD’nin eline geçmiştir.

ABD’de sadece siyaset ve ekonomi değil, eğitim, bilim ve teknoloji de orduyu besler. Ülkenin GSMH’sinden yüksek öğretime harcanan pay da (yüzde 2.6), kişi başına düşen mühendis oranı da (yılda 70 bin mühendis mezun olmaktadır) hep ABD’nin askeri, siyasi, iktisadi, bilimsel, teknolojik gücünü destekler. Aralarında doğrudan bir ilişki, eşgüdüm ve dışsallık bulunur. Dünyadaki en iyi 50 üniversitenin yarısı ABD’dedir. Bir çalışmaya göre; ABD’de eğitimin en zayıf halkası orta öğretimdir ve bu da yüksek öğretime olumsuz yansır. Ancak çeşitli sahalarda yaklaşık 10 bin yüksek düzeyli bilim araştırmacısına, 4 bin üst düzey yetenekli yöneticiye, 6 bin ulusal, uluslararası, çokuluslu şirket yöneticisine ihtiyacı olan ABD, diğer orta ve alt kademelerde yüksek nitelikli çalışana gereksinim duymadan, 20 – 25 bin çok iyi yetişmiş yönetici, uzman ve bilim insanıyla üstünlüğünü sürdürür.

ABD bu nitelikteki kişileri, hem yılda 1 milyonun üzerinde mezun veren üniversitelerinden hem de dünyada en fazla beyin göçü alan ülke olarak kendisine gelenlerden bulup çıkarır.

Sistem ve Sınıf Olarak Emperyalizm

Kitapta sadece ABD’nin askeri gücü ve işgalleri anlatılmıyor, yer yer kuvvet tahlili ve iktisadi tahlil de yapılıyor. Dolayısıyla sınıfsal tahlil de yapan bir okurun, emperyalizm üzerine kafa yoran, onunla mücadeleyi kafasına koyan bir aydının işine yarayacak pek çok bilgi yer alıyor. Mesela şu dikkat çekici bilginin üzerinde tartışmak gerekiyor (s:27):

“ABD’nin gelecekteki ekonomik sorunu olarak görülen, üretimin, daha ucuz el emeğinin olduğu Çin ve Afrika ülkelerine kaymasıyla ilgili de ilginç değerlendirmeler yapılmaktadır. İleri teknoloji üretimini görmek ve incelemek için Çin’de bir yıl geçiren gazeteci James Follows, üretimle ilgili tecrübesini şu şekilde aktarmaktadır: Dış kaynak kullanımı ABD’nin rekabet gücünü artırmaktadır. Para kazandıran aşama, malların üretiminden ziyade onların tasarlanması ve pazarlanmasından elde edilmektedir ki bu da ABD’nin kontrolündedir. Bunun en iyi örneği iPod’dur. Genellikle ABD dışında üretilir, ama katma değerin büyük bir kısmını merkezi Kaliforniya’da olan Aplle şirketi kazanır”.

ABD’nin silah sanayisi alanındaki konumunu da şu veriler ortaya koyuyor: 2004 – 2007 arasında dünya silah ticaretinin yüzde 31’ini, 2008 – 2011 arasında yüzde 56’sını, 2011’de ise yüzde 79’unu tek başına gerçekleştirmiş. Sattığı silahların yarısını Suudi Arabistan (33. 4 milyar dolar) başta olmak üzere Körfez’deki zengin Arap ülkelerine satmış.

Kaynakçası da oldukça zengin olan kitabın sonunda Haydar Çakmak, ABD’nin yöntemlerini, müdahale yaparken neden bir koalisyon ile birlikte hareket etmeye gereksinim duyduğunu, Ortadoğu’daki eylemlerinde İsrail’in çıkarlarını nasıl gözettiğini vurguluyor. ABD’nin gücü azalsa bile, küresel güç olma yeteneği ve imkânlarını kaybetmeyeceğini belirtiyor. “Bugünkü uluslararası ilişkiler sisteminin, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi’nin rolünün ve yaptırım gücünün Amerikan emperyalizminin önüne geçmesi mümkün değildir. Karşısında bir ülkeler grubu veya bir blok olmadığı müddetçe pervasız bir şekilde çıkarlarına ne uygunsa onu yapmaya devam edeceği görülmektedir” diyor.

Özetle “ABD’nin Askeri Müdahaleleri” adlı çalışma, emperyalizmin bölgemize ve ülkemize yönelik saldırılarının arttığı bir dönemde, akademik özelliğinin yanında, emperyalizmle mücadele etmek isteyen her yurttaşın ilgisini hak ediyor.

(ABD’nin Askeri Müdahaleleri, Kaynak Yayınları, 2013, 574 sayfa)








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI