Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

15 Temmuz 2013

Değersizlerin eşitlenmesi!

İktidara göre halk, polise, diğerlerine(!) göre de polis, halka şiddet uyguladı
Burada iki taraf var gibi duruyor değil mi?
Evet iki taraf var ama taraflar polis ve halk değil!
Söz konusu olan ezen ve ezilenler!
Bir zamanlar ‘mağdur’ olduğu için acı çekmiş iktidar mensupları, Filistin- İsrail örneğindeki gibi ‘mağdurun gücü eline geçirdiğinde, başka mağdurlar yaratmasına’ çok güzel bir örnek teşkil ediyorlar.

Bir zamanların ezilenlerinin, ‘ezen’ olma halini aşmak belli ki bu topraklarda hala her babayiğidin harcı değil!

Bazılarının ise hiç değil!
Ezme ve ezilme halinin dünyadaki en önemli örnekleri sınıfsal kökenlidir…
Bu yüzden de hem dram hem mizah kokarlar, en büyük eserler de bu çelişkiden doğar…
Demokrasi geleneği olmayan bir ülke olmak ve bu ülkeyi yönetenlerin kendilerini ülkenin gerçek sahibi olarak görme yanılgılarının 21’inci yüzyılda da sürmesi, en hafif deyimiyle ‘trajikomik’tir ama olayların bir yüzündeki ‘örgütsüz emekçilik’ diye tanımlanabilecek ‘düzeni’ görmemek fotoğrafı yarım kılar!

Günümüzde de her ne kadar kapitalizm ‘ sınıfsız bir toplum yaratıyormuş gibi’ yapsa da temel mesele değişmemiştir ve bunun en son göstergesi de Gezi Eylemleri ve süreci olmuştur…
Hürriyet Gazetesi’nde yer alan Gezi Parkı Polisleri ile yapılan söyleşiler, sınıf- emek- gerçeğini ve örgüt yoksunluğunun yarattığı ‘zavallılığı’ gözler önüne sererken, güçlüye karşı gerçek zaferin ancak örgütlenme ile kazanılabileceğini de bir kez daha hatırlatması açısından manidardır!
Nasıl manidar olmasın!

Kamu alanı kavramını bile bilmeyen ya da bilmezden gelen güçlü, kamu alanının gerçek sahibinden soyutlanması için bir açıdan başka emekçileri kullanmakta, ‘insanlık dışı motivasyonlarla’ eğitilenler de bir yere kadar o gücü kendilerinde hissetmektedir…

Ama onlar da insandırlar(!) ve saatlerce aç, susuz, tuvaletsiz, kirli de(!) olsa (Çünkü polisin asıl görevi halkın güvenliğini sağlamaktır ve bu görev kapsamına masum insanları öldürmeye teşebbüs ve orantısız şiddet uygulamak girmemektedir) görev yapmakta ama karşılığında sadece ‘emir ‘ almaktadırlar. Anlattıklarına göre de bir süre sonra “ hepsini temizleyelim ki evlerimize dönüp, sıcak yatağımızda yatalım” dedikleri için karşılarındakileri ‘insan’ olarak görmekten uzaklaşmaktadırlar.
Sonuç kirli bir savaştır!

Her savaş kirlidir denilebilir ve doğrudur ancak bu düzendeki savaş birçok açıdan daha çok kirlidir!
Bir kere burada kimse kimsenin ülkesini ele geçirmek istememektedir.

İkincisi saldıran da saldırıya uğrayan da aynıdırlar!
Üçüncüsü aynı olanları ayırmak için nefret dili kullanılmakta ve bunun sürdürülmesinde bir sakınca görülmemektedir.

Demek ki, bir zamanlar mağdur olanın, gücü eline geçirdikten sonra başkalarını mağdur etme gibi bir tutumun yarattığı demokrasiden ve olgunluktan uzaklığın yanı sıra, ortada bir de ‘aldatılmışlık sendromu’ vardır ki, bu durum gecikmiş bir aydınlanmaya bile sebep olabilir!

Aldatılmışlık sendromunun ana teması ise ‘emek’tir... Dolayısıyla da ‘emekçi’
Sadece ‘kul veya köle’ görme eğiliminin sonucu olan sendikasızlaştırma ve örgütsüzleştirmenin çalışanı, en temel insani haklarını bile talep edemez hale getirmesinin aynı zamanda ‘aynı insanı insanlıktan çıkardığını’ görmezden gelmek mümkün müdür bu tabloda?

Olmadığı gibi söz konusu tablo, her bakıldığında başka bir boyut ortaya koymaktadır…
Örneğin değersizlerin eşitlenmesini!
Hiçbir cinayetin telafisi yoktur ama ‘ yeni resmi cinayetleri’ durdurmanın belki bir yolu da bu tabloya dikkatlice bakmaya devam etmektir!








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI