Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

26 Mart 2017

 

17 Temmuz 2013

Siyasette vatandaş olmakla ticarette müşteri olmak

Hani insan bazen televizyondaki yarışma programlarına takılır ve böylece kendi bilgilerini sınamak ister ya… Aynen onun gibi düşünün:
Alın size bir hukuk sorusu:

“Vatandaş ile müşteri arasındaki fark nedir?”
Boyu posu mu?
-Hayır
Rengi mi?
-Hayır
Memleketi mi?
-Hayır
Cinsiyeti mi?
-Hayır
O zaman nedir aradaki fark ?

Aslında o karşınızdaki kişi; boyuyla, rengiyle, memleketi ve cinsiyetiyle hatta vatandaşlık numarasıyla bile her zaman aynıdır.
Vatandaş ile müşteri arasındaki fark onun nasıl göründüğünden değil, sizin onu ne olarak gördüğünüzden ibarettir.
İçinizdeki niyetinize göre karşınızdakine şöyle bir nazar atar;

-Gel “vatandaşım” benim dersiniz.
Ya da gel benim “müşterim”.
İşte o anda, karşınızdaki de muhtemelen kendisinin sizin karşınızda ne olduğunu kavramaya başlar. Ha bir de sizin kendisine bu ilginizin nereden kaynaklandığını.
*
Konuyu daha da yalın anlatmak gerekirse; Devlet ve kamu kurumları -ki buna siyasi partiler de dâhildir- salt amaçları doğrultusunda baktıklarında karşısındaki her kişiyi “vatandaş” olarak görür.
Buna karşılık bir ticari kuruluşa göre aynı kişi kendisine bir mal ya da hizmet satılsa da satılmasa da “müşteri”dir.
İyi de bunun öyle ya da böyle olmasının ne önemi var?

-Olmaz mı? Vatandaş sayılmaktan doğan bütün alacaklar “hak”tır, ananın ak sütü gibi helaldır.
Bunu sana verecekler diye kimseye beş kuruş bile ödemezsin.
Müşteri oldun mu her şeyin bir bedeli vardır. Piyasa bu, ne alırsan al tacire istediği bedeli ödersin.
-Ödemezsem?
-Zorla değil ya; ödemezsen o vermez, sen de zırnık alamazsın!
-Ama? Aması falan olmaz bu işin.
*
Gezi Parkı’nda başlayan hak arayışları, demokratik girişimler özellikle bu güne kadar siyasete mesafeli duran kesime tatlı bir heyecan getirdi.
O ilgisizdir, bencildir, ne memleketini ne kendi geleceğini düşünmüyor diye endişelendiğimiz önemli kitle bir anda herkesi şaşırttı ve “Bu işlerde ben de varım” diyerek siyaset gündemini altüst etmedi mi?

Üstelik kendilerine çok ihtiyaç duyan muhalefetin gayretleriyle de değil; herkesin gözü önünde geçen ve her gün yaşadıklarımız yanında ancak ahval-i adiyeden sayılabilecek bir olayla; iktidarın kendilerini yok sayması ve ardından seslerini kısmaya çalışmasıyla.

Muhalefet buna sevinmeli mi?
-Hiç bundan daha sevindirici bir şey olabilir mi?
Taş atmadan, kolunu yormadan geniş ve etkili bir “karşı oy” kaynağı çıktı ortaya.
Hani adeta adama uzak bir akrabasından yüklü bir miras kalması gibi bir şey.
Her halde sevinmiş olmalıdırlar diyoruz.
*
Ne istiyorlar bu yeni siyasetçiler?
-Aslında çok basit ve anlaşılır şeyler.
Bu ülkenin aydınları, yurtseverleri, dürüst insanları neleri istiyorsa sadece onları; hatta bütün parti programlarında aşağı yukarı yazılı olan şeyleri.
-İstanbul’a dokunmayın, yaşam tarzımıza karışmayın, çevreyi katletmeyin, bizi ırkımıza cinsiyetimize, inancımıza göre ayırmayın, ranta kurban etmeyin, hepimiz eşit vatandaşlar olalım diyorlar değil mi?

Evet, hatta daha da ileri gidip kendi kişisel çıkarlarını bile geri plana itmişler; işlerini imece usulü yapıyor, ellerindeki eşyayı, önlerindeki yiyeceği, ceplerindeki parayı bile bölüşüyorlar.
Adeta para pul meselesinden huy kapıyorlar, hükümet ehliyet değiştireceklerden 101 lira isteyince el kadar kağıda bu parayı vermeyiz deyip nasıl geri adım attırdıklarını gördün değil mi?
*
Ne dersiniz, onları mutlaka kazanmak gerekmez mi? Bu belki de geleneksel siyasetin onlarla yakınlaşması için en önemli fırsat, kullanamazsak kaçıp gidecek.

-Mesela; kente, çevreye ve insana bu kadar sahip çıktıklarına; bu kadar inançlı ve gayretli olduklarına göre onları bu yerel seçimlerde aramıza alalım, belediye meclislerine, başkanlıklarına aday olsunlar desek?

-Olur, kadınlardan ve gençlerden para almayalım ama yetişkin erkeklerden meclis üyeliği için iki bin, belediye başkanlığı için beş bin lira başvuru parası yatırsınlar, bir değerlendirelim olup olmayacaklarına bakıp bildirelim kendilerine.
-Daha aday adayı iken, yani bir dilekçe ile adaylığa kabul edilip edilmeyeceklerini partiye sormak isterlerken de mi?
………………………………..
(Arkasını getiremedim sayın okurum; bundan sonrasını sen kendi kafanda bildiğin gibi bağla lütfen, ben dışarı çıkıp biraz temiz hava alacağım)








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

fırat aykut
17 Temmuz 2013 19:41

HOP DEDİK !!!
YETER SÖZ ÜYENİNDİR....

Bu sütundan tüm CHP örgütüne sesleniyorum.

RTE' nin diktatörlüğüne karşı TAKSİM GEZİSİNDE DİRENİŞE ÇIKANLAR' ı örnek alarak sizler de parti içi demokrasi için, aday belirlerken size danışmayan ve her seferinde size aday dayatan yöneticilere karşı ne zaman direnişe geçeceksiniz ?

"YETER SÖZ ÜYENİNDİR" diye ne zaman haykıracaksınız ?

Ne yazık ki CHP örgütü yıllardır sindirilmiş ve önüne konanı yemeye ve dayatılan adayı seçmeye mahkum edilmiş durumdadır ve işin en vahim tarafı da örgüt bu uygulamaya razı hale getirilmiştir. Bu boşluktan yararlanarak parti yöneticisi olmuş bazı uyanık ve çıkarcı tipler partililerin bu edilgen halinden çokça yararlanmaktadırlar.

Şimdi örgütü, aday adaylıkları başvurusu ile oyalayarak CHP' yi kendi bildikleri gibi yönetmeye çalışıyorlar. Adayların nasıl belirleneceğini bir karara bağlamadan ve bunu açıklamadan önce insanları koşulları belli olmayan yarışa sokuyorlar. Bu yöntem ahlaklı bir yöntem değildir ve çok ayıptır.

Başta CHP Gn. Başkanı Sn. KILIÇDAROĞLU olmak üzere bu uygulamaya karşı çıkmayan tüm partililer bu sorumluluğa ortaktırlar.

HOP DEDİK, orada neler oluyor ?
"YETER SÖZ ÜYENİNDİR" diyecek partililere çok gereksinim vardır.

Partililer daha TAKSİM DİRENİŞİNİ anlamadan adaylık için başvuru yarışına sevk edilmişlerdir.
Demek ki CHP iyi yönetilemiyor ve eski deyişle iyi sevk ve idare edilemiyor. İyi yönetilememenin yanına bir de aşırı kurnazlık yapma ve günü kurtarma düşüncesi ağır basınca bu hazin tablo önümüze çıkıyor.

İşte ben şimdi burada başta Gn. Başkan Sn. KILIÇDAROĞLU olmak üzere en sade üyeye kadar tüm partililerime "HOP DEDİK" diyorum.
"YETER SÖZ ÜYENİNDİR"
İlkesini yaşama geçirmek için daha ne bekliyorsunuz ?
Aday belirlemede artık söz ve karar "BAŞI-SAÇI OYNAYAN" veya "KAŞ GÖZ İŞARETLERİ" ile kendi koltuğunu korumak isteyen ilkesiz siyasetçilerde değil SADE ÜYE' de olmalıdır.

İ. Fırat AYKUT
Eski Çatala Belediye Başkanı
ÇATALCA

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI