Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

30 Mart 2017

 

19 Temmuz 2013

Sıradan bir güvercin öyküsü…

“Hayvanları sevmeyenler insanları da sevmez” özdeyişini doğrulayan çok örnek gördüm. Hayvanları sevmeyenlerin bir yanları eksik olduğunu tecrübeyle bilirim. Evcil olanlar bulundukları evlere zenginlik katar, candan dost olurlar ama ben yine de onların bir bölümünün evlerde kapalı kalmasından pek mutlu değilim. Kediler, köpekler, kuşlar ve diğerlerinin özgür olmak doğalarında var. İnsanlar, evcil ve yabanıl hayvan dostlarımıza hayatı zorlaştırıyor, yaşanmaz kılıyorlar. Bu dünyanın bizim olduğu kadar onların da olduğunu unutuyorlar.

Kar, rant hırsı, daha fazla mülkiyet hırsıinsanın insanı sömürmesine dayanan kapitalist sistem doğayı tahrip ediyor, ormanları tüketiyor, suları kurutuyor. Sonuçta dünyamız, çevremiz insanlar için olduğu kadar hayvan dostlarımız için de yaşanmaz hale geliyor.

Oturmak zorunda kaldığım bina çok katlı. Evin mutfak balkonuna yıllardır yabanıl güvercinler sığınır, gelir-giderler. Korunabilmek, uyuyabilmek için böylesi yerlerde hayatta kalma şanslarını denerler. Kentlerde giderek başka seçenekleri kalmıyor çünkü. Onlara iyi davranmaya çalışırım ama yapabildiğim arasıra yem vermek olur. Bunun dışında çok da ilgili olduğumu söyleyemem.

Güvercinler sevimli hayvanlardır. Onları görünce hemen aklıma o ünlü hikaye gelir; “Büyük tufan sonrasında Nuh’un gemisine gagasında bir zeytin dalıyla beyaz güvercin gelir. Güvercin tufanın sona erdiğini ve insanlar için yeni bir başlangıcın mümkün olduğunu müjdelemiştir. Bu nedenle ağzında zeytin dalı olan beyaz güvercin binlerce yıldır barış umudunun” sembolü olarak benimsenmiştir. Bu hikaye ne kadar doğru bilmiyorum ama çok güzel olduğu aşikar. Sonuç olarak barış güvercini insanın içini ısıtan sevimli bir figürdür.

Benim balkonuma konanlar beyaz güvercinler değil. Bildiğiniz parklarda, etrafta gördüğünüz alacalı, kül rengi göğüsleri yanar döner olan cinsten. İki ay önce iki kanatlı olan panjurun bir kanadı bozulduğu için zorunluluktan kapalıydı. Tamirciyi çağıracaktım tam o aralar güvercinler balkonun köşesine sap taşıyıp yuva yapmaya başladılar. Sonra da yerde yumurtalar gördüm. Bu aşamadan sonra yeni bir duyarlılıkla onlarla ilgilenmeye başladım. İki taneydiler eş oldukları hemen anlaşılıyordu. Onları tanımaya başladım. İsim bile koydum, Zeyno ile Memo. Erkek biraz daha iri, gagası uzun ve ucu kartallarınkine benziyordu. Ara ara yem verdiğim için yaklaşınca kaçmalarına rağmen aramızda bir iletişim olmuştu. Bu nedenle biz balkonu tamamen onlara bıraktık. Tabi ki işin çilesi de vardı; balkon gübre ile dolmuş, koku her yanı sarmıştı. Ama olsun... Bu aileyle dayanışma içinde olmak gerekiyordu. Onları mümkün olduğu kadar rahatsız etmedik.

Yumurtaları bıraktıkları köşe korunaklıydı. Güvercinler için bu çok önemliydi. Çünkü kargalar yumurtaları yemek için fırsat kolluyorlardı. Daha önce kargaların saldırısını da izlemiştim. Yakın çekim bir belgesel izler gibiydim; dişi güvercin kuluçkaya yatmaya başladığında, erkek olan hep onun etrafında dönüyordu. Dişi beslenmek için uzaklaştığında bu kez de yumurtaların üstüne erkek yatıyordu. Bunu izlemek çok ilginçti daha önce kuluçkaya yatan tavukları görmüştüm ama bu onlardan oldukça farklıydı. Onlarda böyle bir durum olmamıştı. Ayrıca tavuğun kuluçkaya yatması, horozun hiç de umurunda olmazdı.

Aradan sanıyorum 17-18 gün geçti. Bir sabah baktık yumurtaların kabukları kırılmış iki tane minik yavrucuk, yuvada kıpırdayıp duruyordu. Çok kısa sarı tüyleri var, gözleri kapalıydı. Hani bu durumda ‘çirkin şeyler’ derler ya asla öyle değildi aksine çok sevimli şeylerdi bunlar. Yavaş yavaş büyümeye başladılar. Anneleri bir gün gözükmeyince onları incitmeden ağızlarına bulamaç şeklinde ekmek ve su akıtarak beslemeye çalıştım. Neyseki düşündüğüm gibi olmadı anne geldi. Anne her geldiğinde gagasından onların gagasına akıtığı beyaz sıvı bir şeyle besliyordu. Buna halk arasında ‘kursak sütü’ diyorlardı. Çok besleyici olduğu kesindi.

Bizim bıcırlar hızla büyüyorlardı. Ayakları üzerinde durmaya, yürümeye başladılar. Kanatları belirginleşmeye, tüyleri çıkmaya, renkleri oluşmaya başladı. Hergün onları izlemek, sevmek gerçekten çok keyifliydi. 15-20 gün sonra birer küçük güvercin görüntüsü aldılar. Kısa bir süre sonra kanat açmaya, sıçramaya başladılar. Bu ara kendi başlarına beslenmeye de başlamışlardı. Yavruların birisi erkek diğeri ise dişiydi. Vesilesiyle erkeğe Can dişiye Canan isimlerini de koymuştum. Bizim çocuklar bir ay sonra uçarak balkona konmaya başladılar, 7-8 gün sonra da tamamen kanatlandılar, artık kısa mesafelere uçabiliyorlardı. Büyüyüp evden ayrılan çocuklar için de sık kullandığımız “Yuvadan uçmak” deyimini canlı olarak gördüm. Hem de tam da deyiminde olduğu gibi kuşları izleyerek.

Bu ara onlara belli mesafeye kadar yaklaşabilsem de yabanıl özeliklerini koruyorlar. Şimdilerde artık yarım kilogram ağırlığına ulaştılar sanırım, istedikleri yere gidiyorlar, onları yakından izleme olanağı artık yok.

Ama dört kişilik aile mutlaka balkona gelip gidiyorlar. Özelikle Can ile Canan balkondan bana ısrarla bakıp kafalarını oynatmaları o kücücük boncuk gözleriyle göz göze gelmek çok şahane bir duygu. Bu davranışın aynı zamanda yiyecek talebi olduğunu biliyorum artık. Dokunma mesafesinde onlara yaklaşıp yiyeceklerini verebiliyorum.

Güvenciler hala yabanıl ve özgürler. Ama istedikleri zaman balkona gidip geliyor, akşamları orada uyuyorlar. Yalnız bir fark var son iki aydır yalnız onların olan mutfak balkonunu artık ortak kullanıyoruz.

Güvercin dostların hayatıyla ilgili eşsiz bir deneyime tanıklık etmiş oldum. Bu tanıklık bana güzel şeyler öğretti, hayatımın zenginleşmesine katkı sağladı. Teşekkürler dostlarım…

Son söz olarak sevimli güvercin komşularıma; uzun, sağlıklı, huzurlu bir ömür diliyorum…









Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

sadrettin acaroğlu
23 Temmuz 2013 16:25

Hayvanları sevmeyenler insanları da sevmez demişsn ya çok doğuru bi laf.Bendede eskiden 7 tane taklacı güvrcin vardı 2side paçalıydı sonra noldu bilmiyrum.Abimin sattığndan şüphe ettim fakat yemin etti ben o zaman 11 12 yaşında filandım..Şindi galeride bir akvariyum aldım onunla ilgileniyrm gelen hayran kalıyr

memnune hacıabdullahoğlu
23 Temmuz 2013 10:16

Baharla birlikte kaç ''Temiz hanım'' ın balkonunda,.nice kuş cinayetlerini işlenirken ...:)

ALİ
20 Temmuz 2013 14:51

Çok sıcak, içten, öğretici bir öykü olmuş. Bazan ağır gündem konuları, politik değerlendirmelerin dışında böyle içi dolu soft yazılara da ihtiyaç var. Ben bu yazıyı sevdim...

uyarı
19 Temmuz 2013 22:41

“Hayvanları sevmeyenler insanları da sevmez" den itibaren yazı çift gönderilmiş.Silerseniz iyi olur

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI