Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

23 Temmuz 2013

Siyasal katılım ve demokrasi

Ülkemizdeki demokrasi eksikliğinin yarattığı temel sorunlardan biri “siyasal katılım”. Aslında Gezi eylemleri de vatandaşın, siyasal karar süreçlerine katılamamasının yani yönetimin bir parçası, paydaşı olamamasının sonucudur. Vatandaş yaşadığı kentteki bir projeye itiraz hakkını kullanamadığı, kullansa dahi sözü dinlenmediği için eyleme geçmiştir. Uzun zamandır mecliste bir gecede çıkarılan yasalara olan itirazlar da cabası. Gerek mecliste gerek belediyelerde yani aslında siyasette gerçek manada katılım sağlanamadığı için vatandaş derdini dile getiremiyor ve dolayısıyla sorunların ardı arkası kesilmiyor.

Şimdi isterseniz hep birlikte, Türkiye’de siyasal sistemin işleyişi, demokrasi eksikliği ve onun doğurduğu siyasal katılım darlığı, nedenleri ve çözümleri üzerine kısaca bir gezintiye çıkalım.

10 Yıldır süregelen AKP iktidarının demokrasi anlayışı “feodal/vesayetçi” demokrasiye dayanır. Bu demokrasi türüne kısaca liderler demokrasisi de diyebiliriz. Feodal demokrasinin temel özelliği demokratik kurumları karar merkezleri olarak değil, danışma merkezleri olarak görmesidir. Bunun en güzel örneği, feodal demokraside meclisin adeta “danışma meclisi” olarak işlev göstermesidir. (Çok tanıdık öyle değil mi?) Devam edecek olursak feodal demokrasi siyasal ve toplumsal ögütlenmede dikey-hiyerarşik örgütlenme yapısını getirir. Ve “parti içi” demokrasiden yoksundur. Bu tür bir siyasal örgütlenme aşiret/tarikat yapısına benzer. Dolayısıyla lideri de aşiret reisi ya da şeyh gibi davranmaktadır. Tam manasıyla demokratikleşemeyen siyasal parti ve kurumlar zamanla oligarşik yapılara benzer. Ve işte bu oligarşik yapı siyasette tekelleşmeyi ve kemikleşmeyi getirir.

Şimdi içinde bulunduğumuz durumu yani ülkemizdeki siyasal yönetim ve demokrasi anlayışını kısaca tasvir ettikten sonra siyasal katılımın neden düşük olduğuna bir göz atalım isterseniz;

1. Seçim Barajı:
%10 Seçim barajı katılımı düşüren unsurlardan. Evet baraj düşmeli. Varsayalım ki baraj %5’e düştü. Tam manasıyla bir katılım sağlanacak mı? Mecliste çoğulculuğun oluşacağı kesin. En azından mevcut duruma göre. Ama sadece barajın kalkması tam manasıyla siyasal katılımı ve demokratikleşmeyi sağlamıyor. Ortaya kimler temsil edecek krizi çıkıyor. Yani siyaset tüm toplumu kucaklayabiliyor mu?

2. Siyasetin Maliyeti:
Siyasete katılımı sadece “oy verme” eyleminden çıkarmamız için öncelikle siyasetin maliyetlerini düşürmeliyiz. Siyaset masraflı, zaman isteyen bir uğraş. Düşünsenize orta halli bir memur emeklisi vatandaş yerel seçimlerde aday olabilir mi? Zor ama aslında olabilmeli. Bunun için seçim süreci propaganda harcamaları denetlenmeli ve kısıtlanmalı. Broşür propaganda aracı olmaktan çıkarılmalı. Böylesine ilkel, çevreye zararlı bir israftan acilen kurtulmalıyız. Çevre ve ses kirliliği sağlayan her türlü propaganda aracına karşı olmalıyız. Propaganda yöntemlerine yeni bir çerçeve çizilmeli. Aynı zamanda da siyaset belli bir kesimin uğraşı olmaktan çıkarılmalı.

3. Yasal Kısıtlamalar:
Aday olma sürecindeki yasal kısıtlamalar siyasal katılımı etkileyen diğer bir unsur. Yani öğrencilerin (yaş sınırından) , öğretim görevlilerinin, memurların istifa etmeden aday olamaması da katılımı etkiliyor. Bu kısıtlamalar belli bir esnekliğe sahip olabilmeli. Üniversite öğrencileri siyasi partilere üye olmaya korkar hale geldi. Bu zihniyeti değiştirecek yeni bir siyasal kültür oluşturmalıyız.

4. Siyasi Tekelleşme:
Siyasal katılımın Türkiye’deki en büyük düşmanlarından biri siyasi tekelleşme. Yani siyasetin hep aynı, kemikleşmiş ekipler tarafından yönlendirilmesi. İşte yukarıda bahsettiğimiz Osmanlı’dan miras kalan feodal demokrasinin doğurduğu oligarşik örgütlenmeler zamanla siyasi tekelleşmeyi de peşinden getiriyor. ’80 Sonrası döneme bakacak olursak siyasi arenada hep aynı isimlerin var olduğunu fark etmek çok zor değil. Bakınız Kürt sorunu dahi yıllardır hep aynı isimler ekseninde tartışılır. Belki de çözümsüzlük bu zihniyetten kaynaklanmaktadır. Öte yandan bu kemikleşmiş kadrolar etrafındaki kısır döngü içerisinde süregelen siyasi yapı gün geçtikçe yeni, dinamik ve genç insanların siyasetten uzaklaşmasına neden oluyor. Bu da katılımın gitgide daralmasına yol açıyor.

Siyasal katılımı kısıtlayan nedenleri 4 başlık altında sıralamaya çalıştım. Şimdi can alıcı soruda sıra: Katılımı arttırmanın yolu nedir?

Siyasal katılımı arttırmak ve vatandaşı karar süreçlerine dahil etmek için “SİYASAL KÜLTÜR DEVRİMİ” gerçekleştirmeliyiz. Bu devrimin öncül adımlarını Gezi protestocuları attı aslında. Şimdi sıra siyasi partilerde. Politik yetersizliklerden arınmış, yetkinlikleri ön planda tutarak yeniden yapılandırılmış bir siyaset kültürü oluşturmalıyız. Yeniliklere açık olmalıyız. Siyaseti rant paylaşma aracı olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Seküler bir toplum yapısı oluşturmaya yönelik yeni söylemler geliştirmeli, siyaseti din-mezhep sarmalından kurtarmalıyız. Ve tam anlamıyla demokrasiyi özümsemeliyiz. Bunun yolu da sağlıklı yargı yapısı, özgürlükçü anayasa, yerinden yönetim, siyasetten arındırılmış ekonomik düzen, özgür medya, şeffaf devlet ve bilgi toplumunu sağlamaktan geçiyor.

Bu kültür devrimi gerçekleşmedikçe toplumdan kopuk, tepeden, kuşkuyla bakan, güvensiz, otoriter ve merkezci siyasal anlayışlara mahkum kalırız.

İşte Gezi isyanı bu anlayışadır. Ama siyasal kültür devrimini gerçekleştirmek tüm siyasi partilerin görevidir. Ancak böyle daha özgür, daha demokratik bir Türkiye mümkün olacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

H.YILMAZ
24 Temmuz 2013 18:51

KURNAZ LAF CAMBAZLIĞI. CUMHUR BEYİN DEDİĞİ GİBİ ALINTI VE KEMALİST'İN SAĞCISI SOLCUSUNDAN DAHA UYANIK OLUYOR.

hilmi
24 Temmuz 2013 10:07

Elif hanım mrehabalar;
Uzun uzadıya roman gibi yazmışsınız,şöyle göz ettım ve en son ''Ancak böyle daha özgür, daha demokratik bir Türkiye mümkün olacaktır.cümlenizden az çok yazdıklarınızı tahmin ettim..
Özgürlük diyorsunuz..siz nasıl özgürlük istiyorsunuz..O gezi parkında bu ülkenin başbakanına küfürler eden pankartları gördük,,siz daha nasıl özgürlük istiyorsunuz? şu an bence özgürlük çok fazla biraz kısılması lazım.nasılmı sizin yazdıklarınızın tam tersini uygulayarak.

Mehmet Aslan
23 Temmuz 2013 22:09

Harika bir yazı elinize sağlık Elfin hanım. Umuyorum ki yazdıklarınız hayata geçer... Siyasette sizin gibi insanlara çok ihtiyaç var.Yolunuz açık olsun.

A.Cumhur KESKİN
23 Temmuz 2013 20:52

Yazdıklarınız alıntı...ama savunmanıza sevindim..Bunları yazan biri olarak o zaman tepelerde neden ağabeyinizin peşinden destek almak için dolaşıyorsunuz?

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI