Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

28 Mart 2017

 

23 Temmuz 2013

Bir “araç” olarak din

Din, tarih boyunca siyasiler tarafından büyük bir iştahla kullanılmış bir alan. Hal böyle olunca, bazı dini liderler de erk üzerinde kendi nüfuzlarını kullanmayı ihmal etmemişler, etmiyorlar

Örneğin tarihe Aziz “Barthelomeos Gecesi Katliamı” olarak geçen olayı hatırlayalım: Alexandre Dumas’nın romanından uyarlanıp, “Kraliçe Margot” filimine de konu edilen bu katliam, en çarpıcı örneklerden bir tanesi. Olay 1572’de Fransa’da geçer. İki güne yayılan olaylarda katolikler, sayıları 30.000 ila 50.000 arasında tahmin edilen protestanı katletmişlerdir. Yalnızca protestan oldukları için… Çünkü bu inançları ile varlıkları, katolik kraliyetin hükümranlığında zafiyet yaratabilirdi! Hassasiyet başka dengelerle de birleşince sonuç kaçınılmazdı… Olaylar sonrasında yüzbinlerce insan, yaşadığı toprakları terk edip komşu ülkelere veya İngiltere’ye sığınmış, kaçamayanlar, sağ kalanlar katolik mezhebine geçmek zorunda bırakılmışlardır.

Günümüzde ABD’de protestan inancın ağırlıkta olması, Avrupa’daki bu mezhep gurubuna aidiyetleri olanların baskıdan kaçmak için yeni kıtayı, yani Amerika’yı yurt olarak seçmeleri ile ilişkilendirilir. Baskı bu kadar etkindi.

Gene bir filmden hareketle verebileceğim şu örnek de ilginç olabilir: 2008 yapımı, Natalie Portman ve Scarlett Johansson’un başrollerini paylaştıkları “ Boleyn Kızı” filmine konu olan olaylar zinciri, filmde bahsedilmeyen bir drama daha neden olmuş... Perde arkasında insanlık tarihinin en ilginç “direniş” hikâyelerinden biri yaşanmış ve bu direnişin kahramanı olan Sir Thomas More’un 6 Temmuz 1535’de “hain” damgası alıp idam edilmesiyle son bulmuştur.

Erasmus’un ünlü eseri “Deliliğe Övgü” ‘yü ithaf ettiği Thomas More, evli olan Kral 8. Henry ile Anne Boleyn’in gayri meşru ilişkilerini bir bürokrat olarak tasvip etmiyor, Kralın, kendisine bir erkek evlat/varis veremediği bahanesi ile kraliçeden boşanma girişimine karşı çıkıyordu. Kral teorik olarak katolikti ve Roma Katolik Kilisesi boşanmayı onaylamıyordu. Thomas More, bir Katolik olarak kendince inandığı değerleri savunmaktan asla vazgeçmedi; idam edileceğini bilerek, idam sehpasına yürürken bile… Kral 8. Henry bu idamla yetinmedi: “Vay sen misin benim boşanmama izin vermeyen!” deyip Roma Katolik Kilisesi’nden kopup, İngiliz Anglikan Kilisesi’ni kurdu. İlginç gelebilir, ama aynen böyle! Kral, toplam 6 evlilik yaptı. Anne Boleyn’i “aldatma şüphesi” ile idam ettirdi. Roma Katolik Kilisesi, bu asi kralın idam ettirdiği Sir Thomas More’u, ölümünden 400 yıl sonra, 1935’de “aziz” ilan etti. Yani tam bir “el mi yaman bey mi yaman” kapışması ve bu ilginç kapışma hep din üzerinden oldu.

Bir dönem Avrupa’da korku fırtınaları estiren Engizisyon Mahkemeleri, dinin siyasete olduğu kadar hukuka da alet edilişinin en dramatik hikâyeleri ile dolu. Hatta o dönem Katolik Kilisesi evli çiftlerin hangi pozisyonda sevişmeleri gerektiğine bile karışıyor, “kontra natura” ilan ettiği bazı fantezileri yapanları dahi şikâyet halinde bu mahkemelerde yargılayıp cezalandırıyordu. “Misyoner pozisyonu” nun bu isimle anılmasının kökeni de bu uygulamadır.

Papa Jean Paul’un “memleketi” Polonya’yı ziyaretinin bu ülkenin demir perdeden kopuşunu hızlandıran bir motivasyon sağladığı iddia edilmiştir. Hatta söz konusu ziyaretin zaten bu amaçla “tasarlandığı” dahi söylenir.

Rus Ortodox Kilisesi bugün bile, Rus aydınların sert eleştirileri olmasa, siyasete, halkın gündelik yaşamına burnunu sokmaya pek meraklı.

“Klerikalizm” denilen, erklerin din gurupları ile işbirliği yaparak hedefine ulaşması, bir çeşit çıkar ilişkisi, al gülüm-ver gülüm ilişkisi kurması artık neredeyse olağan. Din farkı, millet farkı yok. Her yerde yaygın bir uygulama.

İslam coğrafyası ise dinin siyasete alet edilmesinin en dramatik örnekleri ile dolu. Ciltler dolusu ansiklopedi yazılabilir…

Ünlü “one minuet” çıkışının yaşandığı Davos toplantısının moderatörü, The Washington Post’un köşe yazarı David Ignatius, bu toplantıdan yalnızca birkaç ay önce, kendi kitabından uyarlanan “Body of Lies” filminin Türkiye gösterimi için ülkemize geldi. Bir haber kanalının kültür sanat programına katılan Ignatius, ülkemize dair şöyle bir yorumda bulunmuştu: “Türkiye, Ortadoğu ve tüm Müslüman ülkeler için önemli bir örnek ve lider olabilir, ama bunun için biraz daha İslamlaşması gerekiyor!”

Sonraki gelişmeleri zaten biliyorsunuz. ABD’nin, İran ve Suriye’ye karşı Ortadoğu’daki “Sünni dayanışmaya” ihtiyacı vardı ve bunu kendi elleriyle yaratmaya çalıştı. Sonuç hep olduğu gibi korkunç oldu… Ama asıl bedeli Türkiye ödedi… İçi boş, hiçbir entelektüel derinliği olmayan, gösterişçi, çıkarcı, kendini beğenmiş, küstah bir siyasal İslamcı kitle, inanılmaz bir ihtişamla büyüdü, palazlandı ve zehirli dili, zehirli üslubu ile aramıza daldı.

Yazıktır bu halkın binlerce yıldır bina ettiği maneviyat emeğine…

Yazık bu ülkeye…








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

oztrk1
29 Temmuz 2013 20:38

dört dörtlük yazı bende Truva filminde izlemiştim kralın din adamı danışmanı var kargalar zafer söylüyor dedi ülke tarih oldu en dramatik sahnede hektorun aşil le düolosuydu
bilimde teknolejide sanayide geri devletler in yöneticileri halka bir şey veremiyor ve zaaflarını dini söylemlerle kapatıyorlar zaten halka verecekleri bir şey olamaz onlarda halktan geçiniyor
bir devletin dış ticareti eşit değilse o devlet bu günleri yaşar ilimde bilimde teknolejide sanayide geri ise zaten dış ticareti eşit olamaz kısır döngüdür olay 30 yıldır hiç bir hükümet köklü çözüm yapamadı Ecevit torpille işe girmeyi engellemek için kpps yi getirdi o kadar oda idari bir olaydır ekonomik değeri yoktur
bu hükümet şu hatayı yaptı yapıyor ihracatı artıracağım derken ithalatıda artırdı dış ticaret hacmi büyüdü açık oranı aynı kalsada rakkam büyüdü 11 de 105 milyar dolar açık verdi bu ülke zaten 6 yıldır 70 milyar doların altına hiç düşmedi
şimdi başbakan 2,5 milyon esnafa düşük faizli kredi verecekmiş büyümeyi artıracakmış piyasayı canlandıracakmış piyasayı esnaf nasıl canlandıracakmış halk tüketemedikden tükedende avm lerde tükketikten sonra esnafın krediye ihtiyacı yok müşteriye ihtiyacı var müşteri yok krediyi ne yapsın

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI