Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

29 Temmuz 2013

Elektronik siyaset, görünmez örgüt, sanal miting

Bilmem farkında mısınız?
Bu günlerde kısaca “internet” diye tanımlanan teknoloji, her türlü mal ve hizmet çeşidiyle birlikte klasik siyaseti önüne kattı bir yerlere doğru sürüklüyor.

Belki baştan yadırgayacak, o kadar da değil diyeceksiniz ama dikkat edin; o alışılagelmiş mitingler, örgütler, delegelikler, üyelikler, propaganda gibi pek çok kavram ve yöntem inanılmaz bir süratle süratle demode oluyor.

Bu durum aynen, daktilo ile bilgisayar; şehirlerarası otobüs ile uçak, tüplü televizyonla cep telefonunun ekranı kadar belki aynı işlevi gören ama teknolojileri birbirinden farklı ve eskisiyle arasında uçurumlar yaratan bir gelişme.

Eskisinin hiç kıymeti kalmadı mı?
Kaldı tabii; siz hala mektubunuzu daktiloyla da yazabilir, yurdun öbür ucuna otobüsle de gidebilir, haberleri tüplü televizyonunuzdan da izleyebilirsiniz.
“Nostalji” keyfinize kim ne diyebilir ki?

Ama siz siyaset gibi yaşamsal bir yarışın içindeyseniz ve bunu dostlar alışverişte görsün kabilinden yapmıyorsanız, mutlaka; nasıl olup da rakibinizden burun farkıyla da olsa önde olacağınızı bilmek ve ona göre hazırlanmak durumundasınızdır.
*
“Demokrasi” halkın egemenlik hakkını kullandığı, yani “ben ne dersem o olsun” dediği rejim değil midir?

Kağıt üzerinde öyledir ama görülmüştür ki birileri çıkmış “millet bu işi dört seneliğine bize bıraktı” deyip, akşam aklına geleni sabah uygulamaya koyabilmiş, sözde millete vekaleten siyaset yapanlar da kullanılan modelin aksak yürümesi dolayısıyla “patron”larının vekilleri haline dönüşmüş; aşağıdan yukarıya doğru olması gereken örgütlenmeler -tam tersine- yukarıdan aşağıya düzülmüş, tabandan gelen düşünceler yukarıya doğru ulaştırılacağı halde, yukarıdaki fikirler aşağıya kabul ettirilmeye dönüşmüştür.

Yani, toplumu yine o toplumun tercih ve kararlarına göre yönetme görev ve sorumluluğu, sistemin çarpık işleyişi dolayısıyla adeta bir “siyaset esnaflığı” yaratmış, halk, içinde olması gereken siyasetten uzaklaşmıştır.
*
Demokrasinin bu yörede de yaşanmış ilk şekillerinde, şehir devletlerinde “doğrudan demokrasi” vardır.
Bu demokraside, o günlerde pek de kalabalık olmayan şehirli halkı bir meydanda toplanır, siyasetçilerin de katılımıyla gündemi konuşur ve hemen orada yaptığı oylamayla ne yapılacağına kararını verirdi.

Nüfus artıp doğrudan demokrasi işleyemez hale gelince “demokrasi” adına araya konan mekanizmalar maalesef halkın yönetimdeki ağırlığını yok etmiş, gücü en tepedeki yöneticilere maletmiştir.

Ne enteresandır ki, şimdi teknoloji bu binlerce yılda adeta kemikleşmiş yapıyı en temelinden sarsmakta, adım adım yeni bir “Doğrudan demokrasi” çağı yaratmaktadır.

Hatırlayın: neydi doğrudan demokrasinin özelliği?
-Halkın bir alanda toplanması,
-Bilgilenmesi, ortaya çıkıp görüş bildirmesi, tartışması ve karara katılması değil mi?
Gelin şimdi o binlerce yıllık “ara dönemde” nelerin aksadığını, şimdi nelerin tekrar düzelme yoluna girdiğini örneklendirelim:

-Klasik siyasette halk gerçekleri öğrenemiyor, bilgilenemiyordu.
Çünkü medyacılık bir ticarete konu olunca, iktidar gölgesindeki ticaretin cazibesi onlara tarafsız kalma imkanı vermiyor; piyasacılığın doğasındaki dengeler “yandaş medya” yaratıyordu.

Teknoloji, siyasetin kendisinden beklemediği, belki de pek işine gelmeyen bir atakla; bilgi alma-bilgi verme, öğrenme-öğretme konusunu," internet" denen icatla bu memleketteki 20 milyon insanın cebinde taşıdığı telefonlarına devretmiştir.

Bu gün Hakkâri’nin dağlarında bir kurşun atıldığında; oradaki haber, o olayın fotoğrafı, atılan kurşundan daha da hızlı biçimde Edirne’deki yurttaşın önüne gelebiliyorsa; Gezi parkında sıkılan gazın haberi, gösteride atılan sloganla birlikte birkaç saniyede Brezilya’nın Sao Paulo’sundaki protestocunun telefonuna ulaşabiliyorsa bunu hangi siyaset, hangi siyasetin koltuğu altında dolaşan medya saklayabilir, hangi siyasetçi o işi ben herkesten fazla biliyorum diyebilir?

-Klasik siyasette insanları etkilemek için şehrin genişçe bir alanını bayraklarla donatır, günlerce çığırtkanlık yaptıktan sonra onları otobüslerle “naklederdiniz”. Şimdi artık o otobüs konvoylarına gerek kalmıyor, o alanların yerini “Sanal” alanlar alıyor farkında mısınız?

İnsanları nakletmeye de, kürsüler kurmaya da gerek kalmadı. Yapan ancak kendi nostaljisini tatmin eder. Kuracağınız elektronik düzenek artık sadece bir tık ile yüz binlerce yurttaşı, üstelik onların günlük yaşam akışını bozmadan anında bir “sanal alanda” bir araya getirebiliyor.

Gözlerinizin önüne şöyle her siyasetçinin mest olacağı 300 binlik bir mitingin organizasyonunu getirin…
Hangi taviz ya da fedakarlıklarla, kaç parayla, kaç kişiyle, kaç otobüsle ve en fazla kaç kere yapabilirsiniz bunu?

Ama şimdi bu teknik, çok parası olmasa, arkasında iktidar ve paralı yandaş desteği bulunmasa da halktan yüz binleri hatta milyonları sadece bir tıkla ve hemen her gün o sanal miting alanlarına toplayabilmiyor mu?

Teknoloji, işte doğrudan demokrasinin şehir meydanında toplantı yapabilme sorununu da böyle çözmüştür.

-Doğrudan demokraside amaç halkı dinlemek, onunla fikir alışverişi yapmak, gerektiğinde onu bir şeylere ikna etmekti değil mi? Ama yakın dönemdeki komikliklerden görüyoruz ki; bir partinin mitingi için “Toplanıp nakledilen insanlar” kendisine uzatılan mikrofona bütün saflıklarıyla diğer partinin lideri için geldiğini söyleyebiliyor.

Güçlü ses düzenleri liderin sesini oradakilere bangır bangır duyursa da bundan kimse bir şey anlayamadığı için halkın çoğu buna “hülooooooğğğğ” diye tepki vererek aradaki iletişim kalitesinin (!) ne düzeyde olduğunu açıkça gözler önüne seriyor. Oysa ülkedeki teknoloji düzeyine göre, şu anda bizde twitterin 10 milyon kayıtlı, 7 milyon aktif kullanıcısı; 67,7 milyon cep telefonu üzerinden haberleşen 20 milyon kullanıcısı ile siyasetçiye öyle bir olanak yaratıyor ki, mesajınız doğru, niyetiniz gerçekten içtenlik taşıyor ise; siz neredeyse ülkenin tüm seçmenine ulaşabiliyor, dediğinizi duyurabiliyor, onların tepkilerini ölçebiliyorsunuz.

Acaba buna eşdeğer bir imkan, klasik siyasi propagandada kaç seçim bürosu, kaç seçim otobüsü, kaç yüz milyon basılı broşürle, ne kadar zamanda ve kaça yaratılabilir?

Demek ki teknolojik gelişme, klasik siyasetin halk ile siyasetçi arasına koyduğu hantal ve maliyetli yapıyı kaldırıp atmış, kullanabilene; aynen o eski doğrudan demokrasinin iletişim imkanını getirmiştir. Bu yeni teknoloji, onu kullanabilenlere milyonlara kolayca ulaşım imkanını verirken aynı zamanda onların da neye evet ya da hayır dediğini anında ve çok detaylı biçimde öğrenme imkanını sağlamıştır.

-Denebilir ki bizde hala haberi gazeteden okuma, broşürü elinde görme alışkanlığı vardır; insanımız teknoloji özürlüdür… falan.

Güzel, peki siz hiç düşündünüz mü; acaba teknoloji firmaları neden en fazla Türkiye piyasasından memnundur? Neden Türkiye’de 67,7 milyon cep telefonu aboneliği, 20 milyon kullanıcı, 10 milyon twitter hesabı vardır? Haydi batılı gibi metroda gazete okuyanımız azdır derdik ama siz oralarda, vapurda, belediye otobüsünde insanların yol boyunca cep telefonundan nasıl haber ve mesaj okuyup yazdığını hiç gözlemlemediniz mi?

Türkiye, batılılar gibi metroda gazete kitap okuma alışkanlığını bir dönem için ıskalamıştır ama haberi cep telefonundan okumada şu anda o batıyı da dünyayı da açık ara sollamıştır.
-Klasik siyasette yıkılan bir tabu da, artık siyasette ben de varım diyebilmek için partilerin ilçe, il gibi “siyasetin dar geçitlerinden” geçmek zorunda kalınmamasıdır.

Klasik siyaset maalesef “halk”ın bu kapılardan geçmesini çoğu zaman yönetime yakınlık, parasal destek, biat gibi ölçülere bağlamış ve adeta sırat köprüsüne dönüştürmüşken şimdi olay tersine dönmekte, o siyasiler önceki günlerin aksine kendi dar kapılarından alanlara, kitlelere ulaşmaya çalışmaktadır. “Her yer taksim” sözünde olduğu gibi artık “Her yer parti, her yer siyaset alanı, her katılımcı partili” olmaya başlamıştır. Düşünce kabul gördüğünde artık ne üyelik kabulüne, ne “Dur bakalım sen biraz yenisin, burada biz varken…”e, ne “Hesaplar benden”e takılmadan da siyaset yapma imkânları gelişmektedir.

Yeni teknoloji, siyasette “paralı-parasız”; “ekiptendir-değildir” konularını çözmüştür.
Gezi parkında tek yürek olanların çoğu birbirlerini ilk defa orada görmüş, aslında siyaseten aynı safta olduklarını partileri ya da derneklerinden değil, oradaki birliktelikleriyle görmüş ve göstermişlerdir.
*
-Teknolojinin siyasete getirdiği bir başka yenilik, insanımızın siyasetin uzun ve yuvarlak laflarından, nutuklarından sıkıldığı; bunun yerine kısa, öz ve vurucu ifadelere yöneldiğidir.
Dikkat edilirse, teknoloji kullanıcıları hiç kimsenin uzun nutuklarını dinlememektedir.

Aldıkları ve verdikleri mesajlar neredeyse itinayla seçilmiş tek cümleden ibarettir ve ironiktir. Üstelik hata affetmez, yalanı, sahtekârlığı, saçmalığı, çağdışılığı en iyi biçimde adamın suratına çarpar. Bu özellik de aslında ne demek istediği, kime hizmet etmek istediği anlaşılamayan kimi siyasetçilerin artık kabul göremeyeceğini gösteren işaretlerdendir. Bu durumdur ki, Gezi protestolarındaki mizah, klasik mizahçıları, onların dergilerini çoook gerilerde bırakmış; hatta oralarda ayaküstü üretilenlerler bile klasik mizah dergilerine ciddi malzeme takviyesi olmuştur.

-Demokrasinin aracısızlığı, doğrudanlığı ve yalınlığı, siyaseti para işi olmak ve hep birilerinin parasına mahkum olmaktan çıkarmış, ortalama insanın da yapabileceği iş haline getirmiştir. Siyasetin ortalama insanımız tarafından yapılması ise elbetteki “halkın gerçek iradesi”nin parayı bastıranlar eliyle değil doğrudan halkın kendisinden ve en saf biçimiyle ifadesine imkan sağlamıştır.

-Klasik yapılar, muhtemelen bu yenilikleri görmezden gelecek, elindeki imkanlarla engellemeye çalışacaktır. Ancak, bu kişiler ve onların kurumsal yapıları neyi tercih ederse etsin; en azından o kurumlar içerisindeki kişisel yarışmalarda bile sadece bu teknolojiyi anlayan ve yanına alan, tarihi gelişime ayak uyduranların kazançlı çıkacağı unutulmamalıdır.
Bu öyle bir şeydir ki; ne üzerine gaz sıkılmakla, ne yollar kesilmekle engellenemez. Kapıdan kovamaz, görmedim diyemezsiniz; nereden nereden sızar, amacına ulaşır.

Bir şey değil; binler, milyonlarla ölçülebilecek gönüllü muhabiri, kameramanı, fotoğrafçısı ile “bu topluma ve siyasete karşı hangi yanlışı yapmışsanız” onu anında bulur ve dosta düşmana afişe eder. Sansür, saptırma gibi şeyler, klasik siyaset ve medyacılıkta kalmıştır, burada sökmez.

Sansürün hiçbir zaman teknolojiye yetişme şansı yoktur.
Bunları bilmez, eskiye takılıp kalırsanız; “Zello” diye bir örgüt var sanırsınız, sansürlemeye, engellemeye kalkarsınız; o meğerse tanımadığınız teknolojinin adıdır.
*
Bu konuda söylenecek söz de yapılacak iş de çoktur.
Bunun önemini kavradığımız, esen rüzgarını iliklerimizde hissettiğimiz için biz demokrasi ye hasret bırakılmış insanlarımız adına çok keyiflendik.

Bu keyfi yüreği gerçekten toplum için atan, emeğini bu toplumun geleceği için kullanmak isteyenlerle de paylaşmayı istediğimiz için belki biraz da uzunca anlattık. Aslında dinlemek isteyenlere daha anlatacak ve yapılması önerilecek çok şey var.

Hem izleyecek, hem her fırsatta ve her yolla duyurmaya devam edeceğiz.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Akın Aydemir
4 Ağustos 2013 06:27

CHP önce bizim paramızla bizi manüpüle eden Milliyet, Hürriyet, Vatan, Akşam gibi gazeteleri ve Star, Show, ATV, CNN, NTV gibi kanallardan CHP tabanını uzaklaştırmaya gayret edip, kaynaklarını sosyal medya ve çok izlenen internet siteleri (Gerçek Gündem,Oda TV gibi) başta olmak üzere alternatif yurtsever yayın organlarına yönelmelidir. (Halk TV, Yurt, Sözcü, Cumhuriyet vb. gibi) Ayrıca yerel basından da azami ölçüde faydalanmalıdır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI