Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

6 Ağustos 2013

Gezi Parkı direnişi ve geleceği

TÜRKİYE’Yİ VE BÖLGEYİ SARSAN
GEZİ PARKI DİRENİŞİ VE GELECEĞİ

Dr. Mehmet Ali EDİBOĞLU
CHP Hatay Milletvekili
Dışişleri Komisyon Üyesi

Bilindiği gibi, İstanbul Taksim’de Gezi Parkı protestoları ilk olarak, Taksim’in göbeğinde bulunan Gezi Parkı’nın yıkılarak yerine, Topçu Kışlası ve eşliğinde AVM yapılması kararından sonra başladı. Aslında masum bir taleple Gezi Parkı’nın içindeki asırlık ağaçların kesilmesini engellemek, yeşili korumak, kent rantının talanına karşı çıkmak, “canlıların ve insanların yaşam alanlarına müdahaleyi engellemek” amacıyla yapılan bu eyleme polislerin orantısız güç kullanması olayların büyümesine neden oldu.

31 Mayıs 2013 tarihinde başlayan ve ilk 10 günü hiç ara vermeden zirve noktasında devam eden ve kısa sürede tüm ülkeye yayılan zaman zaman tekrar alevlenen ve günümüze kadar gelen bu eylemlerde; TTB verilerine göre 5 masum gencimiz yaşamını yitirdi, 8163 kişi yaralandı.

Bunlardan 106 kişi kafa travmasına uğradı, 63 kişi ağır yaralandı, halen 3 yaralının hayati tehlikesi mevcut, 11 kişi gözünü kaybetti, 1 kişinin dalağı alındı. AKP’nin uyguladığı orantısız şiddetle bu vahim tabloya neden olan bu eylem tarzı, hem direnişi, hem de dayanışma duygusu ile şimdiden tarihte yerini alarak dünyada ezilen toplumlara örnek oldu, diktatörlere ise korku saldı.

Anayasa'nın 34. maddesine göre herkes izin almadan, silahsız ve barışçı gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip olmasına rağmen, bu süreçte polisin biber gazı, gaz bombası, plastik mermi, zaman zaman gerçek mermi ve kimyasal su kullanarak sağa sola cop savurması olayların rengini değiştirmiş, sıradan vatandaşın da bu duruma tepki göstermesine neden olmuştu.
Peki bu sürece nasıl gelinmişti?
AKP rejiminin Sünni İslam toplum mühendisliği ile yola çıktığı ve yeşil kuşak projesinin bir devamı olarak iktidarı devir aldığı bu 11 yıllık süreçte, toplumda “ötekileştirmeyi” arttırarak, yaşam biçimine çok kabaca müdahale etmesi, yandaş olarak oluşturduğu Sermaye’nin inşaat odaklı ve rant eksenli bir birikim yaratma gayreti toplum katmanlarında büyük bir tepki yarattı.

İlk başta, AKP için yandaş sermayeye devletin olanaklarını sunmak ve kendi zenginini yaratmak temel amaçtı. Bu düşünce ile yola çıkan AKP için, yandaş sermayeye ivme kazandırmak, amaçladığı otoriter İslami neo-liberal rejimin inşasına katkı sağlamakla eşdeğerdi.

Bu amaçla büyük kentlerin talan edilmesi gerekti. Bunun için her yol mübahtı, bu şekilde kent rantının talan edilmesi gerekiyorsa edilmeliydi. Nitekim oluşturma fırsatı bulduğu sermaye grupları bu yolla palazlandırıldı.

Bu amaçla da TOKİ öncülüğünde kontrolsüz, başına buyruk devasa imar faaliyeti, yeni yandaş sermayedarı palazlandırmanın, ama aynı zamanda rejime taban yaratmanın önemli bir aracı, politika taşı haline geldi.
Erdoğan’ın alkol tüketimi ve kürtaj gibi konulara ek kısıtlamalar getirmesi, ülke nüfusunu artırmak için her kadının en az üç çocuk doğurması çağrısı, halkın yediği ekmekten, özel televizyon kanallarında kendilerince uygunsuz gördükleri sahnelerin sansürlenmesine, gençlerin giyeceği kıyafetten, hangi ortamlarda bulunacaklarına kadar özel yaşam alanlarına müdahalelerde bulunması, halkın bir çoğunun tepkisini çekti. Medyayı susturma girişimleri sonucunda ise Gazetecileri Koruma Komitesi'nin verilerine göre Türkiye'de İran ya da Çin'den daha fazla tutuklu muhabir bulunuyor.

Öyle ki, artık yalaka, yandaş basın ve kamu görevlileri de toplumdaki kutuplaştırmayı artırma adına gemi azıya almıştır. Kendilerine belki çıkar sağlamak ve belki de ismini ezberleterek daha üst görevler bekleme adına şimdilik bize çok absürt gelen açıklamalarda bulunuyorlar.

TRT’deki iftar programına katılan birisi, “Hamileliği davul çalarak ilan etmek bizim terbiyemize aykırıdır. Böyle karınla sokakta gezilmez. Şimdi ise maşallah, kanatlısı kanatsızı televizyonlarda uçuşuyor. Ayıptır ayıp. Bunun adı terbiyesizliktir” demekte, bir diğeri kız ve erkek çocukların okullarda “aynı merdivenleri kullanmasından utanç duymakta ve kendine yedirememekte” dir.

Artık neredeyse birileri çıkıp, hamilelerin erkek çocuğunu ana rahminde taşımasının bile günah olabileceğini söyleme noktasına gelmiş bulunmaktayız.

Tüm bu olumsuzlukların getirdiği baskıyı içinde hisseden ve kaba bir şekilde yaşam alanlarına ve şekline müdahale edilen halk, herhangi bir kurum veya partinin çağrısı olmadan hızla tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Parkı direnişi ile korku duvarının yıkılmasına yol açtı. Bunun yanı sıra, büyük şehirlerin topraklarına rant gözüyle bakan, hukuk tanımayan saldırısını polis zulmüyle pekiştiren AKP hükümeti bir anda patlayan Gezi direnişi ile neye uğradığını şaşırdı.

Talan ekonomisi yaratmada İstanbul’u bu plan için merkez olarak seçen AKP hükümeti (Kanal İstanbul, 3. köprü, 3. havaalanı v.s), hesaba katmadığı en sert direnişi ve darbeyi de İstanbul’da yedi. Hesaba katılmayan bilinçli İstanbul halkı ve genci Erdoğan’ın karizmasına izi çıkmayacak kalıcı bir çizik attı. Başkanlık ve Cumhurbaşkanlığı rüyalarının adeta kabusu oldu.

Bütün toplumda, farklı sınıf, farklı dinsel, cinsel, etnik kimliklerde bir isyana yol açan ve günler, gecelerce süren bir ayaklanma pandoranın kutusunun da açılmasına neden oldu. Artık cin şişeden çıkmıştı. Korku duvarını aşan halk, artık korku tanımadığını ilan etmiş oldu.

Bunun yanında şuursuzca yapılan polis saldırıları, dünyanın dikkatini çekmiş, son olarak Gezi direnişine yönelik polis saldırıları Nobel ödüllü bilim insanları tarafından kınanmıştır. Dünyanın çeşitli üniversitelerinden ödüllü 25 bilim insanı AKP’nin polis şiddetine son vermesini istemişlerdir.

Cumhuriyet’in haberine göre Nobel ödüllü Robert F. Curl (Kimya, 1996), Paul Greengard (Fizyoloji veya Tıp, 2000), Roald Hoffmann (Kimya, 1981) ve Richard R. Schrock’un (Kimya, 2005) da arasında bulunduğu, dünyanın farklı üniversitelerinden 25 bilim insanı New York’taki New School Üniversitesi’nde bir araya gelerek basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında açıklanan bildiri, Science dergisinin son sayısında yayımlandı. Bildiride, Gezi Parkı Direnişi’yle başlayan olaylarda polisin uyguladığı şiddete ilişkin rakamları açıklayan Türk Tabipleri Birliği’nin değerlendirmelerine yer verildi.

Görüldüğü üzere Gezi Parkı eylemleri tüm dünya ve halkları tarafından artık dikkatle izlenerek değerlendirilmektedir.

Tüm bu olumsuz olaylara karşın enseyi karartmaya gerek yoktur. Artık muktedirleri korku salmıştır. Son olarak Müslümanların en kutsal gecelerinden biri olan Kadir Gecesi’nde, herhangi bir kurumun Taksim çağrısı olmamasına karşın İstanbul Valiliği ve Emniyeti’ni eylem korkusu sardı. Sosyal medyada yayılan bir buluşma çağrısını gerekçe göstererek Taksim Gezi Parkı'nı halka kapattı.
Polis, “olmayan eyleme” saatlerce saldırdı. Kadir Gecesi’ni gerekçe göstererek içkili mekanlarda oturanlar, kaldırımda sigara içenler darp edildi, keyfi göz altılarda sınır tanınmadı. Çöp yığınları dahi bu korkudan nasibini aldı.

Bütün bu yaşananlar yanında, artık hiçbir şey 31 Mayıs öncesine dönemez. Herkes hesabını İstanbul’da başlayan Gezi Parkı direnişinde ortaya çıkan ve sonrasında tüm ülkeye yayılan özgürleştirici enerjinin gücünü dikkate alarak yapmak zorundadır.

Türkiye’de normalleşmeyi sağlamak için bir an önce, uzlaşı kültürünün önü açılmalı, halkın bir kısmını ötekileştiren tutum ve kararlardan vaz geçilmelidir. Gençlerin istekleri ile ilgili empati kurulmalı, hayat tarzlarına karışılmamalı, gelecek kaygıları giderilmeli, onları da bu süreçte aktif politikada yer almaları için cesaretlendirmeliyiz.

Artık daha mutlu yarınlar yaratmada, Türkiye’nin yakın tarihine yeni bir kırılma noktası ya da milat olarak geçen, Gezi Parkı direniş ruhu önümüzü ve politikalarımızı aydınlatacak ve yol gösterecektir.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Teoman
13 Ağustos 2013 11:19

Gezi direnişi direnişi bir rüzgardı geçti gitti. Kafaya fazla takmamak lazım. Her gün de Gezi Gezi diye yaşanmaz ki.

Sema
8 Ağustos 2013 17:45

İnsanlar artık hayat tarzlarına müdahale edilmesinden bıktı. Parkta bir ağacın dibinde filizlenen Gezi Direnişi, bireysel özgürlük çığlığıdır.

Bireysel özgürlüklerin önündeki önündeki engellerin kaldırılması için çaba sarfetmek lazım. Kimsenin insanların hayat tarzına müdahale etmeye hakkı olmamalı.

Melih Kaşıkçı
7 Ağustos 2013 17:12

ana çizgilerine katıldığım ve olumlu bulduğum bu yazıyı CHP hatay milletvekili yazmış. sayın milletvekilinin şu saptaması çok yerinde: "artık hiçbir şey 31 mayıs öncesine dönemez. herkes hesabını ... [bunu] dikkate alarak yapmak zorundadır." - gerçekten de, politik ortamın *niteliği* kökten değişti. peki, bu durum CHP politikalarına yansıdı mı? CHP politikalarında ne gibi değişiklikler oldu? oldu ise, bunlar toplumsal hareketin taleplerini karşılayabildi mi ya da karşılayacağı yolunda olumlu işaretler var mı? bilen, söyleyebilecek olan var mı? - bence, sayın milletvekili bu konuyu ele alan bir yazı da yazarsa, iyi olur.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI