Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

9 Ağustos 2013

Hangi vesayet?

Bir ‘suçu’ ortaya çıkarmak konusunda en önemli kavram nedir?
Şüphe!
Ya ‘suç’ ve ‘suçluyu’ ortaya çıkardıktan (!) sonraki şüphe?
İşte bu kabul edilemez bir durum!

Hukuki bir karar açıklandıktan sonraki ‘ suç ‘ ve ‘ suçlu’ konusunda vicdanların rahat olmaması kadar vahim bir durum var mıdır hayatta?
İnsan olan herkes böyle bir durumdan rahatsız olur, hatta acı çeker, isyan eder, hayatı zindan olur…

Hele hele akıllarda şüphe ile birlikte ‘ intikam’ gibi kavramlar kaldıysa, ‘rahat yaşamak’ artık mümkün değildir…

Hukukun temel ilkelerinde ‘intikam karşılığı ceza’ yazmaz çünkü…
Hatta hukuk ‘bireysel intikam peşinde olanların’ peşine düşer!

Ya devleti temsil edenlerle ilgili intikam şüphesi?
Bir ülkenin tüm değerlerini yerle bir etmez mi?
Masumiyeti, ‘mutlak bir kavram’ olmaktan çıkarmaz mı?
Sıradan vatandaşı, ‘çırılçıplak ve savunmasız’ hissettirmez mi?

Gerçi bu topraklar, gece sessizce evinden alınıp, akıbetinden haber alınamayan, faili meçhullerin, cesetleriyle dolu…
Yani hukukun temel ilkeleri, bazı bölgelerde hiç işlemedi bu topraklarda…
Devletin ‘davası’ hukuk üzerinden sürmedi bu açıdan…

Tam tersine, kiralık katiller, hiçbir dönem olmadığı kadar ‘saygın’ halde dolaştılar ortalıklarda…
Böyle bir dönem bitsin diye ellerini taşın altına koyanlar çok oldu...

Hukukçular da, siyasetçiler de, yazarlar da, gazeteciler de vardı bunların arasında…
‘Azınlık’ gibi durdular ama hukuk mücadelesinden hiç yılmadılar…

Başarıları devletin başarıları(!) yanında çok büyük olmayabilir ama her bir adımları, ‘büyük umutlar’ açtı, en azından bazı hoyratlar açısından ‘caydırıcı’ bir hal alabildi.

Çok uzun süren ‘yüzkarası’ dönemin bir şekilde bitmesi çok ama çok önemliydi, hatta son yıllarda ‘bitti’ diye bakanlar da olmadı değil…
Hele ‘savaş’ dönemi…
Sürekli kan sızdı, faili meçhullerin üzerindeki topraklardan…

Henüz tam demokrasi için çok fazla umut yoktu ama ‘barış’ için umutlanan çok oldu…
Gerçi barış ve demokrasiden birini seçmek gibi bir durumla karşılaşmaya hiçbir toplum layık olamazdı ama o kadar çok kan akmıştı ki, sanki ‘kan duracaksa, tam demokrasi biraz daha ertelenebilir’ gibi bir sanrıya bile kapıldı insanlar…
Biri olmadan birinin anlamının olmayacağı çok geçmeden anlaşıldı zaten…

Sadece düşündüğünü yüksek sesle söyleyenlerin, öldürülmelerine, kör olmalarına, sakat kalmalarına sıra gelmişti artık…

Suçu sabit olanlar, eğer devletten ise (görüntülere rağmen) savunuldular, korundular…
Yani sonuçta devlet şiddeti savunur hale geldi!

Bütün bunlara eşlik eden başka bir ‘durum’ ise devlete ve devleti temsil edenlere göre sonuçlandı (!)
Kimilerine göre ‘ileri demokrasi adına’ sonuçlandı, kimilerine göre, ‘bir kesimin bir kesimden intikamına’ göre…
Ama işte sorun buydu!
Ne adaletin ne de temel hak ve özgürlüklerin ‘intikam’ denilen kavramla uzaktan yakından ilişkisi yoktu!

Hele ileri demokrasinin hiç!
Ama şüphe tohumları düşmüştü bir kere toprağa…
Belli ki çoğalacaktı!

Ne uğruna çoğalacağı ise çok açık:
Vesayet uğruna!
Hangi vesayet olduğunun bir önemi var mı?








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI