Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

11 Ağustos 2013

AKP'nin 'kara kutu'su ve CHP...

Geride kalan Ramazan Bayramı'nın en önemli haberlerinden biri, hiç kuşkusuz ki; Kadir Topbaş'ın sözleriydi. AKP'li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, gazetecilere yaptığı açıklamada, İETT olarak bilinen toplu taşıma araçlarına "ses ve görüntü kaydeden bir cihaz'' koyacaklarını söyledi. Yeni alınacak 750 otobüse yerleştirilecek olan kayıt cihazı, sadece otobüslerin içindekileri değil, geçtiği güzergahtaki konuşmaları da kaydedecekmiş!

Kadir Topbaş, yaptığı açıklamada bu cihazın bir nevi ''Kara Kutu'' olacağını söylüyor. Söylüyor da; Topbaş uçaklarda kullanılan kara kutunun pilot ile kule arasında kullanıldığı gerçeğini yok sayıyor. Topbaş, belediye otobüslerinde yapılacak olan konuşmaları kaydedecek cihaza ''kara kutu'' diyerek, masumlaştırmaya çalışıyor.

Kadir Topbaş'ın gazetecilere alenen yaptığı bu açıklama, AKP'nin yaşadığı sendromu ortaya koyuyor. Bunun adı "Eylül Sendromu''dur. AKP'yi, Eylül ayında başlaması beklenen toplumsal eylemlerin korkusu sarmıştır. AKP bu yüzden, hareket eden her canlıyı kendisine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Korku; AKP iktidarına hukuku ve yasaları ayaklar altına aldırtıyor. Korku AKP iktidarını belediye otobüslerinin içinde ve geçtiği güzergahlarda yapılan konuşmaları kayıt altına aldıracak kadar kendinden geçiriyor. AKP, özel yaşamın gizliliği ilkesini yerle bir ediyor!

Başta CHP olmak üzere tüm siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve dernekler, AKP'nin ''Kara Kutu'' adını verdiği bu projeye karşı sesini yükseltmelidir. Bugün otobüslere konulan kara kutular, yarın farklı gerekçelerle hayatın her alanına yayılacaktır. Böyle bir ülkede bırakın muhalefet etmeyi ve siyaset yapmayı; halkın konuşabilmesi bile mümkün olmayacaktır. Bu proje uygulandığı taktirde, halk derin bir sessizliğe gömülecektir! Tıpkı 12 Eylül günlerinde olduğu gibi, iki kişi bir araya dahi gelmeye korkar olacaktır!

AKP iktidarı, bu uygulamasıyla, halkı ''potansiyel suçlu'' olarak gördüğünü itiraf ediyor aslında... İktidar, halktan korkuyor ve bu yüzden zulmünü artırıyor. Stadyumların girişinde ''alkol testi'' yapıyor. Bakanlar, ''Stadyumlarda slogan atılmayacak, atılırsa bedelini ödersiniz'' diyor. Başbakan Erdoğan'ın, hangi takımı kimin yöneteceğine bile karıştığı Türkiye'de, halkın stadyumlarda ''siyaset yapmaması'' isteniyor.

Oysa ki; spor dünyanın hiç bir yerinde siyasetten bağımsız değildir. AKP, spora siyaset karışmasından değil, stadyumlardaki öfkenin kendisine yönelmesinden korkuyor. Çünkü; AKP, ''diktatörlerin stadyumlardan yıkıldığı'' gerçeğini biliyor...

İşte bu yüzden, her geçen gün halka yönelik baskılar artıyor. Bu baskılar, daha da artacak... AKP iktidarı, kimsenin aklına gelmeyen yöntemleri uygulayarak, gelişen halk hareketini sindirmeye çalışacak. Herkes buna hazırlıklı olsun... ''Kara Kutu'' baskı yöntemlerinden sadece biridir... Peşinden yenileri gelecektir...

CHP'Lİ ADAYLAR KASIM'I BEKLESİN...


Yerel seçimler yaklaştıkça, meclis üyesi ve belediye başkanı olmak isteyenlerin heyecanı da artıyor. Bu heyecan, şu an en yoğun olarak CHP'de yaşanıyor. Zira; CHP yönetimi seçim sürecini erken başlattığı için, aday adayları bu duyguyu daha güçlü hissediyor. Aday adayları, genel merkezden gelecek ''aday açıklama takvimi''ni dört gözle bekliyor.

CHP'li aday adaylarına hemen söyleyelim:

Hiç bir aday adayı, Kasım ayından önce ''açıklama'' beklemesin... Zira; bilindiği üzere, AKP iktidarı bir süre önce beldeleri kapatma kararı almış ve yerel seçim hazırlığını da buna göre yapmıştı. CHP ise bu kanunun bir kısmını Anayasa Mahkemesi'ne (AYM) götürmüştü. AYM'nin beldelerin kapatılmasına ilişkin kararını Eylül ayının sonunda vermesi bekleniyor. Ankara'da siyasi kulislere yansıyan bilgilere göre, AYM, Avrupa Birliği ile yapılan sözleşmeleri esas alarak bir karara varacak. Bilindiği üzere, AB ile yapılan anlaşmalar, ''yerinden yönetim''i ve "özerk belediyeciliği'' şart koşuyor. AKP'nin yapmak istediği uygulama ise bunun tam tersi...

Bu yüzden, AYM, beldelerin kapatılması yönündeki kanunu iptal edebilir... AYM buna ilişkin karar vermeden, CHP'nin özellikle Marmara ve Ege'de adaylarını açıklayabilmesi mümkün değil. Zira; CHP'nin en çok belde belediyesi bu iki bölgede bulunuyor. Kısacası, AYM'nin kararı açıklanmadan, CHP hiçbir bölgede adayını açıklayamaz...

Peki adaylar ne zaman açıklanır?

CHP Genel Merkezi, aday adaylarının başvurusunu YSK'nın belirlediği takvime kadar bekler. Bu da Ocak ayının başı demektir... Ancak; genel merkez bazı bölgelerde adaylarını daha erken de açıklayabilir. Kasım ayının başı ile Aralık sonuna kadar belediyelerin CHP'de olmadığı yerlerin adayları açıklanabilir.

CHP'nin yönettiği belediyelerde ise bu süreç biraz daha uzar... Zira, bilindiği üzere, Kılıçdaroğlu, birçok belediye başkanı ile önümüzdeki süreçte çalışmayacak. Bunların yerine atanacak isimler, seçimlere 60 - 70 gün kala açıklanır. Böylece, aday gösterilmediği için kızıp hizmetleri aksatacak olan başkanların yaratacağı tahribatın önüne geçilmeye çalışılır. Ayrıca, aday gösterilmediği için başka partiye gidebilecek başkanların da önü kesilir...

Anlayacağınız, en büyük heyecan, belediyelerin CHP'de olduğu il ve ilçelerde yaşanacak. Bu yarış ise Ocak ayının ortalarına doğru tamamlanacak...

Bu gerçek, aday adaylarının kendisini gösterme ve genel merkeze kabul ettirebilme şansını da artırıyor aslında... İyi çalışan, örgütün desteğini alan, yapılan anketlerde önde çıkan aday adayları, partisini temsil etme şansını yakalayabilir...


www.twitter.com/barisyarkadas








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

sadrettin acaroğlu
17 Ağustos 2013 21:33

oztrk1
17 Ağustos 2013 16:29

Yazıdklarına aynen katılıyomr bularda hep yabancı marka hayranlığı var,hepsi ellit geçiniyo.Bunlar mesalağ Sümerbank özalleştirildi die laf eder ama sümerbank tan bi basma fistan bi ayakkapı versen giymez.Öğrenciler ODTÜ den Mcdanıld ı attı die havalara zıplar ama şehirde gidip gine ordan yer.Çoğusu AK Parti ye muhafelet olsun diye milliyetci buların.AK Parti ye muhafelet olmakda pirim yapıyo yağni,.Memlekette herşey bi kazanç vesiğlesi olmuş.Ötekilleştirme filan hep hikhaye insanlık ötekileşti siz daha uyuyn bakallım

oztrk1
17 Ağustos 2013 20:26

MADDE 9- Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
bu maddede sorun yok soyut anlatıyor mahkemelerce kullanılır.
karar somut bir olay ve türk milleti adına karar verdim diyor mahkeme heyeti olan insanlarca hakimlerce.hakimler hukuk adına karar verir
anayasada kurum makam merci anlatılıyor
cmk da ise heyet in verdiği kararın milletin kararı anlamı çıkıyor
özelikle akp döneminde demokrasinin sandık kısmının kutsallaştırıldığı her şeyin üstünde dayatması halbuki hukuk teknik bir konudur bireylerden oluşan milletin tüm konularda bilgi sahibi olamaz dolaysıyla milletin kararının mahkemelerce önemi olmamalıdır ve bu davalarda karara yakın dönemlerde 1 yıl diyeyim mahkemelerin millet adına karar verdiğini pompalamaya başladılar hafızam oldukça iyidir daha önce bu söylem yoktu ve pek çok konuşmacının söylediklerinede söylemek istediklerinede dikkat ederim
başbakanla aynı şeyleri düşünmemiz imkansız hangi kararla ilgili yakındı bilmiyorum mahkemeler onun yakınacağı kararlar hiç hatırlamıyorum kılıçdaroğlu kayseride yolsuzluk var işte liste dedi mahkeme o listeleri araştırcağına kılıçdaroğlunu mahkum etti

Çalıkuşu
17 Ağustos 2013 17:54

oztrk1,
Eylül'de okullar açılacak, çocuklarınız için yakıt parası istenecek.
Kamunun şu kadar benzin harcaması var ama, okullara, çocukları ısıtmak için yakıt ödeneği yok! Kitaplıksız okul var.
Sorunu yaratan sıratan kamu personeli değil.
Bunu anlamak gerek; sorunlar var; ama bunları gidermeyen ve hatta çoğaltan iktidardır. Öğretmenler kurul toplantısı yapıldığında, okuldaki sandalyelerin, okulun bütün öğretmenlerinin oturmasına yetmediği gerçeği var. Atla deve değil, sandalye, sandalye. Ama başbakanın bilmem kaç uçağı ya da makam arabası var.
Herkes çocuğunun sınıfı kalabalık olmasın istiyor; herkes hastanede beklemesin istiyor; herkes mahkemesi çabuk bitsin istiyor; herkes tapu dairesinde işi bir an önce bitsin istiyor..., istiyor da istiyor. Haklı da. Bunlar için de adam gerek.
Senin demeye getirdiğin, biz adı geçen ülkeler gibi olmadığımızdan, bizim çalışanlar daha az para alsın. Çalışan zaten aç, o zaman açlıktan ölsün.

***

Not: Küçük burjuvanın kaldığını sanmıyorum. Eğer, herhangibir ek geliri yoksa, memur, anca, yaşıyor; insan gibi de değil.
Kitap alacaksa, ayakkabısını yenileyecekse, çocuğunun eğitim taksidi varsa, bütçe denkleştirmekten anası ağlıyor memurun.
Yoksulluk sınırının kâh altında, kâh sınırında, öylece idare ediyor.

Çalıkuşu
17 Ağustos 2013 17:47

oztrk1,

1. Yargının “Türk milleti adına” hüküm vermesi konusunda, Anayasa ve CMK arasında anlam farkı var diyorsan, ben de, mesleğimden kaynaklı, işi şakaya vurdurup, Türkçe’den sınıfta kaldın, derim.

2. Anayasa, temel yasa belgesidir; her türlü başka yasa hükmünün üstündedir; yapılan her türlü yasa, genelge, vb. yasal düzenleme de, Anayasa’ya uymak zorundadır.
O nedenle, CMK’nun 2004’te yapılmış olmasının, bir önemi yoktur; Anayasa 1982 tarihlidir, daha eskidir.

3. Kocasakal, Feyzioğlu, Turgut Kazan gibi hukukçulardan hiçbirinin bu konuda bir itirazı yok; en azından ben duymadım. Google hukuku ile, bunu, onlardan iyi bilecek değiliz.

4. Geçmişte başbakan Erdoğan da yargının millet adına karar vermesinden yakınmıştı, beğenmediği yargı kararları nedeniyle; hem Anayasa’yı hiçe sayarak, kem kendi dönemindeki değişikliği unutarak. “Sinsi sinsi söylemin” kaynağı kimmiş, görülüyor, sanırım.

5. Ergenekon kararları, elbet kabul edilebilir değil; ama, oradaki durum kararların “millet adına” verilmiş olmasından kaynaklı değil. Davanın savcısı başkaban olursa, dava boyunca, sanıklar lehine karar veren hakimler görevden alınınca, o kararlar, sadece, şeklen, “millet adına” verilmiş olur.
Başka bir deyişle, bu mahkemede, karar, yasaların emrettiği gibi, “millet adına” değil, birilerinin intikam duygusu adına, birilerinin amacına hizmet için verilmiştir.

6. “Türk milleti adına karar vermek”, neden mahkeme kararlarına eklensin, sorusuna gelince:
En iyi bildiğim öğretmenlik olunca, bildiğimden örnek vereyim:
Biz öğrencilere nasıl dilekçe, nasıl rapor yazılacağını öğretiririz. Şu köşeye şunu, şuraya tarih, şuraya imza, vs. yazacaksın, diye.
CMK 232. Maddesi de, "bir hüküm, nasıl yazılır"ı gösteriyor.
(2011’de TÜRK sözü nedeniyle, Hasip Kaplan, bu maddenin değişmesi için önerge vermiş.)

oztrk1
17 Ağustos 2013 16:29

kemal.. tümü yanlış algılama büyük burjuvazi ulusalcılığın kenarından geçemez hiçde öyle yazmadım tabi ulusalcılıktan kast ettiğm hep yerli malı tüketimi vede ulusalcıların marka özelikle yabancı marka hayranlığı sadece budur
koç la ilgili o görüşüm büyük balığın küçük balığın yemesi sonucu büyük balıkların dahada büydüğünü kast ettim zaten aynı haberdeki başka yorumdada açıkladım burdan koç hayranlığı çıkmaz zaten değilim kapitalizmin doğal sonucudur demiştim
çalıkuşunun yorumunu merak ettim edidörün yayınlamadığı tekrar denerse belki yayınlar merakımda gitmiş olur

Tüm Yorumlar (68)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI