Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Mart 2017

 

12 Ağustos 2013

Zorlu Sınavdan Geçenler

Ekmek almaya gittiğinde gaz fişeğiyle başından vurulan 14 yaşındaki Berkin Elvan bilinci kapalı olarak günlerdir yoğun bakımda tutuluyor. Arkadaşları hastane önünde pankart açmışlar: “Sen iyileş, ekmeği biz alırız”.

Bu yalın anlatım, bu etkili sesleniş, bu içten dilek karşısında yöneticilerimiz ne düşündüler acaba derken, içişleri bakanından açıklama geldi: “Polisimiz sayın başbakanımızın da ifade ettiği gibi çok önemli ve zorlu bir demokrasi testinden başarıyla geçmiştir”.

Pankartta yazılanlar ve bakanın veciz açıklamaları beni alıp çok uzaklara götürdü.

Çocuktum. Evin en küçüğüydüm. Eve fırından taze ekmek almak, annemin pişirdiği kurabiyeleri fırına götürmek benim işimdi. Öğlenleri babama ve ağabeylerime sefertası içinde yemek götürmek bana biçilen görevdi. Bu işlerimi çoğu kez suratımı asarak yapsam da vazgeçme şansım yoktu. Ta ki yaz olup da kuzenlerim bize gelinceye kadar. O zaman çocuk sayısı arttığından görev dağılımı yapılır, sıra bana daha az gelirdi.

Kuzenlerimin gelmesiyle işlerimin azalması eş zamanlıydı. Ancak işin bir de arka planı vardı. Üç kuzenim, ben ve mahallenin diğer çocukları bir araya geldiğimizde gücümüz artar, sesimiz yükselir, gürültümüz çekilmez olurdu. Bu durum başta rahmetli annem olmak üzere ablalarımı rahatsız eder, onlar da çareyi bizi korkutmakta bulurlardı.

Tam da burada bir paranteze gereksinimim var.

Cumhuriyet kuşağından olan annem ve babam, bize öncelikle ulusal ve toplumsal değerlere saygı duymayı öğrettiler. Evimizin salonunun başköşesini de, babamın iş yerinin duvarlarını da Atatürk’ün resimleri süslerdi. Anne ve babamın değerler listesinde başı asker, öğretmen, polis, bekçi, jandarma, kaymakam, vali, savcı, yargıç çekerdi. Onlar çocuk aklımın güven kaleleri, saygıdeğer kişileriydi. Görevleri bizim haklarımızı, canımızı, malımızı, özgürlüğümüzü, ülkemizi korumak olan bu kişilere saygı esastı.

Parantezi kapatıp yine başa dönüyorum.

Yaz mevsimiyle birlikte kuzenlerimin geldiği, benim zorunlu işlerimin sıraya konduğu günlerde evi harabeye çevirmek, akşamın geç saatlerine kadar sokaklarda oynamak, bandonun peşine takılıp uzaklara gitmek, sık sık kavga etmek bizim için doğaldı. Ancak gerek annem gerekse son derece titiz olan ablam bizi korkutmanın yolunu şöyle buldular:

“Komşular şikâyet etmiş polis geliyor, birazdan jandarma gelecek, bekçiye haber verdim”.

Şimdiki çocukların gülüp geçeceği bu masum yalanlar ya da tehditler bizi muma çevirirdi. Süt dökmüş kediye döner, sus pus köşelerimize ve mevzilerimize çekilirdik.

Hiç unutmam, şimdi torun sahibi olan kuzenlerimle evi yangın yerine çevirdiğimiz bir gün, hiçbir tehdide kulak asmayınca rahmetli ablam canhıraş bir şekilde caddeye fırladı. Ve o sırada muhtemelen Kars’ta askerliğini yapan bir er görüp, ondan yardım istedi. Yanımıza gelen Mehmetçik biraz da üniformasının ağırlığını kullanarak bize kızdı ve süklüm püklüm olmamızı sağladı. O gün ablamın muzaffer bir komutan edasıyla askeri yolcu ederken yüzünde beliren zafer ifadesini hiç unutamam.

İçişleri bakanının, başbakanın deyimiyle destan yazan polisler hakkında söylediklerini duyunca, çocukluk günlerimi, evimizde sükûneti sağlayan o askeri ve öğretmeninden mühendisine dek istisnasız hepsine saygı duyduğumuz o yılların kamu çalışanlarını düşündüm.

Çocukluk yıllarımın unutulmaz kareleri Cumhuriyet’in dürüst, ahlaklı, çalışkan memurları, bürokratlarıydı. Özal’ın “işini bilen memurları”, Erdoğan’ın parti militanları değil.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI