Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

13 Ağustos 2013

Başbakan’ın dili

Başbakan’ın 12 yıllık –özellikle tırnak içinde yazma gereği duyuyorum- “devlet adamlığı” Türkiye ve dünya siyaset tarihinin “bir devlet adamı nasıl konuşmamalı” konusuna verilecek dramatik örneklerle dolu.

Buraya bir kaçını yazıp canımızı fazladan sıkmaya gerek yok; zira hepimizin hafızalarında yeteri kadar örnek ne yazık ki var. Ancak asıl üzücü olan Başbakan’ın bazı danışmanlarının ve Bakanlar’ın da şaşılacak kadar sorumsuz bir üslupla Onun yarattığı bu geleneği takip etmeleri... Bunun sokaktaki insanın zaten var olan ve onlar sayesinde derinleşen siyasi ayrımlarını nasıl da beslediğini umursamıyorlar bile. Siyasi amaçları için halkının toplumsal yarılmalarını bu kadar kışkırtan bir devlet adamına tarihte rastlayamazsınız. Çünkü temel olarak bir devlet adamının görevi, toplumu bir arada tutmak, farklılıkları uzlaştırmaktır.

Devlet bunun için icat edilmiş bir aygıttır ve bu anlayış ile karşılıklılık ilkesi ile varlığını sürdürür. İnsanları bir arada tutma, ortak amaçlara yönelik hevesleri pekiştirme amacı gütmüyorsanız, güdemiyorsanız, halkın bir kısmını, diğerine karşı “dolduruşa getiriyorsanız” sizin iyi niyetinizden bahsedilemez. Bu kalkışma kişisel cehaletinizle de besleniyorsa, vay geldi o halkın başına!

Başbakan her sıkıştıkça Menderes’ten, Özal’dan dem vuruyor. Oysa onların hem siyaset dilleri, hem devlet adamlığı dil ve üslupları Başbakan’ınkiyle karşılaştırılamayacak kadar pozitif yöndeydi. Güttükleri siyasetten bağımsız olarak söylüyorum bunu. Örneğin Menderes’in yargılandığı dönemdeki kayıtlara baktığınızda ifadelerindeki özen dikkat çeker. Safiye Ayla, anılarında siyasi duruşunu eleştirmesine rağmen, Menderes’in nezaketini özellikle vurgulama gereği duymuştur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan bunu beklemek beyhude bir zaman kaybıdır. Her şeyden önce bu beklentimizi karşılayacak kadar sorumluluk sahibi, olgun ve aydın bir şahsiyet değil…

Dünya’da Başbakan’ın durumuna tam tersi yönde verilebilecek çok ilginç ve başarılı devlet adamları var. Örneğin: Abraham Lincoln.

Abraham Lincoln, oldukça fakir ve eğitimsiz bir ailenin ilk çocuğu olarak 1809’da dünyaya geldi. Amerika Birleşik Devletlerinin 16. Başkanı. Kurucusu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin ise ilk… Bildiğiniz gibi 1865’de bir suikast sonucu öldürüldü.

Suikasta kurban gittiği gün, hangi görüşten olursa olsun Amerikan Halkı’nın büyük çoğunluğunun tam bir şok yaşadığı anlatılıyor kaynaklarda. Bunun en önemli sebeplerinden biri, Onun farklı kesimleri anlama, anlayış gösterme, müzakere seçeneğini her zaman öncelikli olarak kullanma taraftarı olmasına bağlanıyor.

Örneğin, Kızılderililer ile ilişkilerin geliştirilmesine önemli katkılar sağladı. Yüzlerce yıl sorunlu bir ilişki sürdüren tarafların, birbirini anlama, empati yapma yeteneğine hatırı sayılır etkileri oldu. Belki de Kızılderililer’e bayılmıyordu; bilemeyiz. Ancak tüm Amerikan Halkı’nın “yurttaşlık bilinci” bir Lincoln mirasıdır dersek abartı olmaz. Bu kadar birleştirici bir siyasi dil ve üslup kullanmıştır.

Katıldığı ilk seçimlerde o dönemlerde çok büyük bir tartışma konusu olan köleliği kaldıracağını vaat etti; seçimlerden sonra da kaldırdı. Onun bu radikal kararı, yoğun olarak tarımsal ekonomi ve -o dönem için- buna bağlı olarak köle iş gücünü kullanan Güney eyaletlerini, bir karşı cephe olarak birleştirdi. Köleliğin sürmesinden yana olan bu birlik, iç savaşta Güney Cephesi’ni oluşturdu.

“Civil War” denilen Amerikan İç Savaşı, Amerikan halkını ve tüm bir kıtanın tarihini öyle etkiledi ki, o süreci konu alan “Rüzgar Gibi Geçti” filminin girişinde anlatılan dönem özetinde “...bir medeniyet yok oldu!” denecekti. Savaş sonrası dönemde tam 50’yıl, Güney eyaletlerinde doğmuş birinin Amerikan başkanı seçilememesi de, bu savaşın ne kadar etkili bir psikolojik kırılmaya yol açtığını göstermesi açısından önemli bir detay olabilir. Ancak sonuçta çiçeği burnunda bir devletin, insanlık dışı uygulamalarla yoluna devam edemeyeceğini, etmeyeceğini Amerikan Halkına öğretmiş ve zencilerin eşit yurttaşlar olacağı o meşakkatli ve uzun yolu açmıştır.

Onun, hitabet yeteneği o kadar etkiliydi ki, iç savaşın gidişatını etkilediği söylenen “Gettysburg Konuşması” yalnızca iki paragraftan oluşuyordu, ancak Amerikan halkını birleştirmeye, ortak hedefe birlikte yürümeye motive edecek kadar etkiliydi. Belki de bu yüzden Gettysburg Konuşması dünyada üzerine en çok tartışılmış, bilimsel makalelere konu olmuş bir “nutuk” olarak bilinir.

Bugün halen Amerikan başkanlarının diline pelesenk olan “özgürlük, Amerikan değerleri, hukuk, eşitlik” gibi slogan öznesi kavramlar, -bilhassa- Lincoln’ün -iç siyasete yönelik- mirasından günümüze kalan bir söylem geleneğidir. Lincol pekâlâ kolaycılığa kaçıp “ siz Katolikler, artık biz Quaker’lar gibi ibadet edeceksiniz” ya da siz Güneyliler var ya siz Güneyliler!” gibi ifadelerle de siyaset yapabilirdi ki bu o dönemlerde en yaygın siyaset diliydi.

Bir lider, halkını bütünleştirmek, bir arada tutmak istiyorsa, farklılıkları ortaklıklarla pekiştirmeli, ayrımcı dil kullanmamalı, yapıcı olmalı, saygılı ve hoşgörülü bir dil kullanmalı. Bu olumlu yaklaşım, bu ifade tarzı “hamaset ustası” “laf cambazı” liderlerce de kullanılabilir elbette, ancak iş peynir gemisinin yürümesine gelince buz dağına toslayanlardan, ne lider olur ne de kaptan! Açıkça belirtmek isterim ki, “küstahlık” saygın bir devlet adamlığı dili değildir. İşleri içinden çıkılmaz bir hale sokmaktan başka hiçbir amaca da hizmet etmez.

Atatürk’ün liderliğine burun kıvıranlara, Lincoln’ün aklını, liderlik becerilerini biraz araştırmalarını öneririm. Hele de kendi içinde, ülkesinde, memnuniyetsiz bir sürü kesim oluşturmuşken, hiç utanıp sıkılmadan demokrasi naraları atıp, insan hakları dersi verenlere…

Tabi, William Shakespeare’in, cadılar tarafından gaza getirilip, kral olmaya heveslendirilen ahmak Macbeth’i gibi trişkadan bir liderlikle yoluna devam etmek isteyen varsa da, sözümüz “meclisten” dışarı.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

salim05
16 Eylül 2013 01:32

Dil konusunda tek söyleyebileceğim bunların hepsi planlı şeyler. Maalesef karşımızda sadece belirli bir kitlenin egosunu tatmin etmek isteyen insanlar topluğu var ki başkanları ne derse yanındakiler de aynısını hatta dahada aşırısını söyleyebilir. Sonuçda bu bir politika ve sadece belirli bir gözlüğe sahip bakış açısı olanlara hitap ediyo. Ben şahsen iyi niyet gösterip diğer insanları anlamaya çalışacaklarına inanmıyorum.

ŞABAN
15 Ağustos 2013 09:40

Konu, biçimsel bakımdan karmaşık. Çok kısa, dolayısıyla çok eksik yazacağım... Gerek Erdoğan'ın, gerek AKP sözcülerinin dilinin 12 Eylül'le birlikte zamanla oluşturulduğunu düşünüyorum. Lümpen bir kültür ve ona eşlik eden bir dil yaratıldı. Jargondan ayrı olarak, geniş halk kesimleri bu dile alıştırıldı. Erdoğan'ın dilinin, kendine özgü yanları olmakla birlikte, genel geçer dilden ayrı olduğunu sanmıyorum. Kaba çizgileriyle bu dil, iki döneme ayrılabilir: 1. Evren'in başlattığı, Özal'ın geliştirdiği, Çiller'le doruğa ulaşan dönem (Baykal'ın da hemen hemen son zamanlarına kadar, yani AKP iktidarı döneminde de az çok bu dili kullandığı oldu. - İçeriği kastetmiyorum.); 2. İlk dönemin devamı olan, Erbakan ve Demirel kaynaklarıyla da beslenen (sonradan terkedildi), bıçkın, takiyyeye elverişli dil. - Kısaca, demem o ki, başbakanın dili, kendi marifeti değildir...

sadrettin acaroğlu
14 Ağustos 2013 20:23

Sen burda neyi eleştiryonki bi kere Tayyip beyin karismatik şahsiyyetini vede hitağbet kağbiliyetini bütün dünya kabul ediyo.Dediyin gibi olsa 20 miylon oy nasl alıcakki??Tamam fikrini beyenmiyo olabilirssin ama meseleye ideyolojik yaklaşmmammak lağzım.Senin o dediyin Lilcon avukat ağzı laf yapıcak tabi.Bide çok uzun boylu biri ondan lafını dinletiyo

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI