Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

19 Ağustos 2013

Biz çok sevdik...

EMRAH ELÇİBOĞA

"Ölüme çok yaklaştım belki de ölebilirdim de. Mühim olan ölmek değil ölürken bile başkalarının üzerinde etkili olabilmektir." Bunu ilk okuduğumda hayatımın nasıl bir yönde gitmesine dair önemli bir ipucunu bulmuştum sanki. "Küçük Kara Balık" pusula oldu bir nevi. -Sonra ardından devşirmesi "Martı" geldi şimdi büyümekte olanların payına da "Kayıp Balık Nemo" düştü- Kitabın arkasında "bir kaşık suda boğulmak" deyimine tam denk düşen hikayenin yazarı Behrengi’nin ölümünü -öldürülüşü daha doğrusu- okuduğumda sol yanımın sertleştiğini, doğru söylemenin -biçimi ne olursa olsun- mutlaka bir bedeli olduğunu fark ettim. Peki vazgeçmeli miydim bundan sonra doğrudan? Doğru bildiğini gördüğünü söylemekten geri kalmak cesaretle esareti takas etmek ne kazandıracaktı bana? Nasıl hayal kurup nasıl uyuyacaktım aklım göklerde yada denizlerdeyken?

Mahallede kimse tarafından top oynatılmayan çocuğu takıma almak, bisikleti olmayana olandan alıp üç beş tur attırmak, elindeki gazozun bisküvinin sonunu beklemeden bölüşmek hatta iki tane almak, herkesin alay ettiğine sahip çıkıp “elin delisi” için kavga etmek “Pal Sokağı Çocukları”yla geldi Robin Hood la devam etti. Mahallelerde özellikle fakir mahallerde insanın sol yanı gelişiyor sağ tarafına pek yüz vermiyor. Kapıların üzerinde bırakılıyor anahtarlar, pazardan dönenin fileleri taşınıyor, kömür taşıyana ayran getiriyor karşı komşu, kokusu etrafa yayılacak canın çekmesine sebep olacak yiyecekler pişirilmiyor pişirilse de herkese ikram ediliyor, bayramda kimsede olmayan bir ayakkabı pantolon giyilmişse mahçubiyetle dolaşılıyor. Çünkü dedelerimiz sabrın tesbihini çekerken şöyle diyordu: “Komşusu açken kendi tok yatan bizden değildir.” Böyle buyurmuş Peygamber efendimiz.

Dinin öyle korkutucu bir şey değil ritüelleri olan herkesi kucaklayan maneviyatı olduğu zamanlar. Daha kimsenin yakılmadığı, öldürülmesi için fetva verilmediği, lanetlenmesi hapse atılması için hedef gösterilmediği Ramazan pidesinin buğusunda tatlı kuyrukların oluştuğu herkesin birbirini tanıdığı gevrek zamanlar. Akşam kapı önlerinde çayların demlendiği, çekirdek çitlendiği, meyvelerin soyulduğu, kadın erkek demeden gece vakti de olsa ip atlandığı, top oynandığı, büyüklerimizin neden başının örtülü olduğunun sorgulanmadığı rahatsız olunmadığı, hafta sonları bir kamyonetin arkasına yada minibüs içine doluşulup pikniğe denize gidildiği, mahalleden ikinci kez geçen yabancının sorgulandığı, bacılara gerçekten sahip çıkan bıçkın abilerin olduğu, imece usulü yaşandığı siyah beyaz televizyona inat renkli zamanlar. Düğünlerde olduğu gibi ölümlerde de yan yana olan insanların aynı acıyı çektiğini gördüğün “acaba bu ölen bizim akrabamız mıydı” sorusunu aklından geçirerek helva dolu tepsiyi mahallede dolaştırdığın, bir fincan kahveyi sıkılmadan istediğin, öğretmene doktora avukata gıptayla bakılan memurun işini yaptığı işini bilmediği, ikram edenin tabağını geri verirken boş geri verilmeyen,aşure çanağı gibi bin bir çeşitli zamanlar.

"Acı çekene göz yummak onu önemsememektir." der Migel Del Castillo. Gençliğini de acı çekenlerin yanında yaşam pratiği olarak geçirenler bilirler zor zamanların gerçek seslerini. Bir dokunuş bir ses bir nefes acısını yumuşatır güç verir insana ve ne kadar kalabalık olursa etrafın o kadar çabuk yürümeye başlarsın dalları kırılmış yollarda. Çıkarsız karşılığı olmayan bir dayanışmanın verdiği hazzı acının unutmaya yüz tuttuğu zamanlarda kah çayın deminde kah rakının beyazında alırsın. Çay içenle rakı içenin kurduğu sofralar nasıl da şenlikli muhabbetlere gebe olur yüreklerin nemleri nasıl da alınır “camdan cama değil candan cana” geçerken.

Bazen bazı insanlarla yaşarken karşılaşamıyor,tanışamıyor, sevemiyoruz aynı yolda yürümemize rağmen araya hayat ve coğrafya giriyor. Maalesef öldükten sonra sevmeye başlıyoruz sonun başlangıcı misali. Niye neden öldüklerini -hele ki öldürüldüklerini- bildiğimizde öğrendiğimizde arkadaşımız akrabamız kardeşimiz canımız gibi sevip yürek acısı yaşıyoruz. En çok da en gençleri çizik atıyor kapanmayan izleriyle kalbimizin sol yanına. Kahraman gibi dinlediğin Che, Deniz, Mahir, Hüseyin ve nicelerinin ne yapmak istediklerini bilip kalleşçe tuzağa düşürülüp öldürüldüklerini bildiğinde kapanmayan bir yara açılıyor zaten kapatmakta istemiyorsun.

Tankın altında ezilen, stadyumlara doldurulup kurşuna dizilen, toplama kamplarında gaza krematoryumlarda ateşe verilen, yaşı büyütülüp asılan, güneşe hasret bırakılıp açlığa mahkum edilen, işkence ve tecavüz edilen, camlardan atılan, sandalyeden düşen, linç söylemleriyle kahvelerde taranan, sokak araların sopalarla dövülen, otellerde yakılan, dini,dili,ırkı,kimliği ne olursa olsun yalanla iftirayla sahte belgelerle tutsak bırakılan,katledilen,öldürülen kim varsa kardeş belleyip yüreğimiz acyor. Ve biz onları öldükten sonra çok seviyoruz.

Şimdi kızıyorsun bana bize sahiplendiğimiz için onları. Siz ve sizin gibi düşünenler savunanlar gibi “oh çekmediğim, ölümlerini haklı görmediğim, göstermediğim için” bana kızıyorsun. Kusura bakmayın bizim de çok iyi bildiğimiz şeyler var en az sizler kadar.İnsanın, doğrunun, adaletin ne olduğunu çocukluktan beri biliyoruz çünkü biz ne olursa olsun sokaktan kopmadık. Niye öldüklerini, ne için, kimin için, ne uğruna öldüklerini bilerek onları en çok öldüklerinden sonra sevdik. Her zaman ki gibi umrunuzda olduğumuzu zannetmeyerek söylemek istiyorum; inanın sizleri de bu dünyada neler yaptığınızı da ne için yaptığınızı da çok iyi bildiğimizden ne yaşarken sevebildik ne de öldükten sonra sevebileceğiz.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

külyutmaz
27 Ağustos 2013 10:24

"Daha kimsenin yakılmadığı, öldürülmesi için fetva verilmediği, lanetlenmesi hapse atılması için hedef gösterilmediği zamanlar"

****

Ohhooo, sen öyle zannet dostum, sen öyle zannet...

sadrettin acaroğlu
23 Ağustos 2013 17:38

Ben eskiden bu Pal Sokağı Çocukları nı okumuşdum Nemeçik diye bi çocuk vardı sonunda kahramanlık edicem diye ölüyodru.En çokda limonlıkda geçen bir yeri vardı onu sevmişdim bu Nemeçik orda havuza giriyodu sonra hastalanıyodu.Bu kitapı öğretmenim vermişdi hala saklıyomr herkeze okumayı tasfiye ediyom

E.Uzun
19 Ağustos 2013 21:45

Ne guzel bir yazi, ne guzel bir yorum, ne guzel bir irdeleyis, ne guzel bir sunum!

Hep yazin, ellerinize, yureginize saglik!

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI