Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

5 Eylül 2013

Dış Politikada Paralel Diplomasi ve CHP

Diplomasi denince ilk akla gelen, başta devletler olmak üzere uluslararası aktörlerin temsilcileri arasında resmi düzeyde yürütülen görüşmeler ve ilişkiler bütünüdür. Bu bağlamı ile resmi diplomasi, uluslararası sistemde yer alan tüm devletlerin kendi tekellerinde tuttukları birkaç işlevden birisidir. Diğer bir deyişle diplomasi yürütmek, uluslararası ve ulusal hukukla devlete tanınmış bir ayrıcalıktır.

Bir ülkenin başta komşuları olmak üzere bölge ülkeleriyle yürüttüğü resmi diplomasi, uyuşmazlık ve krizlerin çözülmesi, savaşların engellenmesi ve barışın korunmasında tehdit ve güç kullanımından önce başvurulan en önemli araçlardan birisidir. Diplomasiye yüklenen bu işlevin, teorik olarak doğru olmasına rağmen, pratikte her zaman geçerli olduğunu söylemek zordur. Soğuk Savaş sonrası gittikçe çok kutupluluğa evirilen uluslararası sistemde resmi diplomasinin, çatışmaları ve savaşları önlemekte başarılı olmadığı son yirmi yıllık süreçte patlak veren yüzlerce örnek nedeniyle apaçık ortada duruyor.

Resmi diplomasinin başarılı olamadığı ortamlarda gayri resmi diplomasiye, diğer bir deyimle paralel diplomasiye, daha fazla iş düşüyor. Devletlerin resmi görevlileri dışında sivil toplum örgütleri, iş adamları, bilim adamları, akademisyenler, toplum liderleri ve kanaat önderleri paralel demokrasinin aktörleri olarak dikkat çekiyor. Bu bağlamda diğer önemli aktörler olarak muhalefette yer alan siyasi partileri saymak mümkündür.

Türkiye’nin resmi diplomasisi bir dönemdir önemli sorunlar ve ciddi başarısızlıklar yaşıyor. Son birkaç yıldır komşularımızın hemen hepsi ile sorunluyuz. Hükümet; Irak’ta merkezi yönetimle konuşamıyor, en uzun ortak sınıra sahip olduğumuz Suriye’ye ABD’nin saldırmasını sabırsızlıkla bekliyor, karşısına Füze Kalkanı koyduğundan beri İran’ın artan tehditlerine ses çıkaramıyor, Lübnan’da pilotlarımız için eli kolu bağlı duruyor ve İran’dan medet umuyor, Mısır’da sadece “büyükelçi hamlesi” yapabiliyor ve el kol işaretli sembollerden medet umuyor.

Türkiye’nin batı ve kuzey cepheleri de çok farklı değil. Yunanistan ağır bir ekonomik krizin içerisinde kafa tutmaya devam ediyor. Doğu Akdeniz’de tarumar olmuş durumdayız. Deniz’i çevreleyenler arasında tek dostumuz kalmadığından “White Sea” ye yelken açtık! Rusya ile 2008’den beri sıkıntılıyız, AB süreci son beş yıldır bir adım bile ilerlemedi.

Böylesine olumsuz bir bağlamda CHP’nin ana muhalefet partisi olarak dış politikada attığı adımlar hayli dikkat çekici ve tartışmalı. Tartışmalar, bir grup CHP milletvekilinin Esad’ı ziyaret etmesiyle başladı. Kamuoyundan olumlu ve olumsuz tepkiler geldi. Hükümet kanadı ve yörüngesindeki medya, CHP’yi mezhep eksenli siyaset suçlamasıyla köşeye sıkıştırmaya çalıştı ve kısmen başarılı oldu. Esad ile yan yana çektirilen fotoğrafların servis edilmesi de bu amaca hizmet etti.

CHP Genel Başkanı’nın Maliki’nin davetine icabet ederek Irak’ı ziyareti de benzer tartışmalara neden oldu. Her iki ziyaretin amaçlarıyla ilgili siyasal iletişim hataları, kamuoyunun bir bölümünde mezhep eksenli siyaset algılamasının pekişmesine katkıda bulundu.

Şimdi Mısır’a yapılacak ziyaret var. İktidar Partisi’nin CHP’ye mezhep eksenli siyaset suçlaması burada tutmuyor. Bunun için “darbecilere destek” gibi havada kalan bir söylem geliştirildiği görülüyor. Kamuoyunun bir kısmının bu söyleme değer vermesi olasıdır. Mursi’ye karşı yapılan askeri darbenin yarattığı mağduriyet duygusu henüz sıcaklığını korurken gündeme gelen bu ziyaretin zamanlaması ayrı bir değerlendirme gerektiriyor.

Yapılan anketlerin çoğunluğu, hükümetin dış politikasının kamuoyunun önemli bir kesiminde yanlış bulunduğunu ve destek görmediğini gösteriyor. İktidar partisi açısından tek çıkış yolu konuyu mezhep eksenine ve darbe-mağduriyet söylemine çekebilmektir. Bu nedenle CHP’nin; hamlelerinin zamanlamasını, içeriğini ve iletişim dilini iyi ayarlaması gerekiyor.

CHP’nin bu hamlelerinin; iç siyasete yansımalarının ötesinde dış politikada resmi diplomasinin açıklarını az da olsa kapattığı, hasarın bir kısmını onardığı da tartışmasızdır. Bu anlamda CHP’nin açılımlarını “paralel diplomasi” olarak görmek mümkündür.

Bu bağlamda önceki ziyaretlerin sonuçlarının kapsamlı bir rapor halinde kamuoyuna, Cumhurbaşkanlığı’na, TBMM’ne, diğer siyasi partilere, ilgili devlet kurumlarına hatta hükümete sunulması gerekir. Benzer tutumun bundan sonraki ziyaret ve görüşmeler için de yapılması faydalı olacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI