Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

25 Mart 2017

 

12 Eylül 2013

Neyiniz Eksik?

Düşünmek önce kendini düşünmemektir derler ya! Başbakanın TOBB’nin yemeğinde dedikleri tam da bunu kanıtlıyor. Başbakan kendini değil, halkını seviyor, kendini değil, bizi düşünüyor. Bazen %50, bazen 76 milyon dese de geçenlerde ; “Biz, bizi sevmeyeni bile seviyoruz” demiş. Son derece gerçekçi, inandırıcı, insanı sarıp kavrayan bir açıklama. Gözlerim doldu. Bu sözlerinde o küçümseyen, aşağılayan, ayar çeken, ötekileştiren hava yoktu sanki. Ve başbakan yüzdelere girmeden, sayılara dalmadan sevdiğini söylüyordu.

Bu açıklamayı geç kalmış saydım ve biraz derinlere inmeye çalıştım.

Keşke bu sözü Gezi parkında, Kuğulu parkta; tüketime, eğlenceye, bilgisayara kaptırdığımızı zannettiğimiz gençlik hem bize, hem ülkeyi yönetenlere, hem de polisin sınır tanımayan müdahalesine unutulmaz bir ders verdiğinde söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü gezi sonrası işsiz kalan 80 gazeteci işinden olurken söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü Trabzon Milli Eğitim müdürünün; “Kızların erkeklerle aynı merdivenleri kullanması beni rahatsız ediyor, diken üstünde oturuyorum” açıklamasını yaptığında söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü sporseverlerin fişlenmesinden, öğrencilerin burslarının kesilmesine, futbol tribünlerinden üniversite kampuslarına dek insanların hayatına müdahale edilmesi sırasında söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in; “Gezi olaylarına katılmak müebbetlik suçtur” şeklindeki cezayı baştan kesen açıklamaları sırasında söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü Mısır halkına bayram mesajı verirken; “Allah zulüm altında, tehdit altında, işkence- baskı altında inim inim inleyen insanlara tahammül gücü, dayanma gücü, sabır ihsan eylesin” derken ülkesini de araya katarak söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü; “Hanım kardeşlerime sesleniyorum, bu kadar hakkım olmasın mı, bu tavsiye benim en doğal hakkımdır. Gelin en az üç çocuğu bu vatan hibe edin” derken söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü hükümet sözcülerinin yüzleri asık, kaşları çatık, bakışları öfkeli, bedenleri gergin, hareketleri meydan okurcasına biriktirilmiş öfkelerini, bilenmiş kinlerini, intikam dillerini dışa vurduklarında söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü cezaların kesilmesinden sonra özel yetkili savcıların bazı sanıklar için verilen cezaları yetersiz buldukları zaman, Ergenekon savcılarının; “verdiğimiz karar noktasında vicdanen çok rahatız. İsabetli, çok hukuki, yerinde bir karar verdiğimizi düşünüyoruz” şeklindeki açıklamaları sırasında söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü baş danışmanı Yalçın Akdoğan’ın Ergenekon için; “Bu cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki hesaplaşmasıdır” Hüseyin Çelik’in; “Türkiye’de Ergenekon failleri içeri alındıktan sonra faili meçhul cinayet görülmemiştir. Ayı ne kadar yol bilirse, avcı da o kadar hile bilir” Adalet bakanının; “Bu davadaki yargılama son derece teknik bir şekilde yapıldı. Karardan rahatsız olan varsa, üst mahkemeye gider ve hakkını arar” şeklindeki kan davası gibi, intikam gibi, ‘dün bizeydi, bugün size’ gibi, kısasa kısas gibi açıklamalarından önce yapsaydı başbakan!

Keşke bu sözü adaletsiz hukuk, diplomatsız hariciye, amiralsiz donanma, pilotsuz hava kuvvetleri, seyircisiz maç, izleyicisiz duruşma, habersiz medya el birliğiyle yaratılmadan önce söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü; “A’dan Z’ye cumhuriyet tarihinde verilmemiş olan hakları verdik, görülmemiş reformlar yaptık. Dış politikadan kamu yönetimine, ülke bütünlüğünden ayrıştırmaya 10 yılda asırlık işler yaptık(!), 80-90 yıllık birikmiş sorunları çözdük” demeden önce söyleseydi başbakan!

Keşke bu sözü; “Güvenlik güçlerimiz haddini bilmeyene haddini bildirir. Kininizin takipçisi olun. % 50’yi evde zor tutuyorum” gibi hoşgörüden yoksun, intikamı öne çıkaran sözlerinden önce düşünseydi başbakan!

Bazen pencerede, bazen balkonda, hep yollarda evlatlarını bekleyen anaları, babaları, evlatları düşünerek konuşsaydı başbakan. Ethem’i, Ali İsmail’i, Abdullah’ı, Mehmed’i ve aylardır derin uykusundan uyanamayan Berfin’i düşünerek konuşsaydı başbakan.

Gece gündüz sabah akşam demeden babasını özleyen 6 yaşındaki Beray’ı, gardiyanları bile ağlatacak şekilde ‘beni de babamın yanına koyun’ diye ağlayan 5 yaşındaki Deniz’i, özelde eşine, genelde Silivri zindanındakilere Âşık Mücrimi’yle seslenen; “Aşkınla perişan oldum/ Bu bir sevdadır sevdiğim/ Gahi devrişan olduğum/ Bu bir davadır sevdiğim” diyen Şule Perinçek’i düşünerek konuşsaydı başbakan.

Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Bey başbakanın; “neyiniz eksik?” sorusuna şu yanıtı vermeden konuşsaydı başbakan. Ne diyor dertli baba; “Mehmet eksik, Ethem eksik, Abdullah eksik, Medeni eksik, Ali İsmail eksik. Türkiye’de düzen, geçim, adalet eksik. Ne tam ki? Oğlum eksik ötesi var mı?”

Not: Konular birbirinden bağımsız olsa da insan hem alim, hem uzman, hem deha, hem eksper, hem plancı, hem din bilgini, hem büyük hatip, hem yaşam koçu gibi çok yönlü hasletlere sahip olan başbakandan 76 milyonu sarıp sarmalamasını, anlamasını bekliyor da!








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI