Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

30 Mart 2017

 

12 Eylül 2013

Hedefi 12’den Vuran Darbe: 12 Eylül

BARIŞ DOSTER

12 Eylül 1980 darbesi, 24 Ocak Kararları’nın dipçik gölgesinde, dikensiz gül bahçesinde uygulanması için yapılmıştı. En az iç dinamikler kadar ABD’nin Türkiye’den talepleri etkiliydi. AB üyeliği söz konusu olunca “demokrasi”, “özgürlük”, “insan hakları” adına ensemizde boza pişiren Avrupa da 12 Eylül darbesini desteklemişti. Ekonominin tamamen serbest piyasaya bağlanıp, dünyaya açılması, piyasanın ABD dolarıyla dolması, kamuculuğun tasfiyesi, ideolojik düzlemde toplumun eğitimden bürokrasiye dek muhafazakârlaştırılması, Türk – İslam sentezinin egemen kılınması, YÖK’ün kurulması ilk akla gelen uygulamalardı. Ekonomi liberalleşiyor, KİT’ler özelleşiyor, eğitim dinselleşiyordu. Hedef 12’den vurulmuştu.

Darbe diplomaside ve güvenlikte de ABD’nin taleplerini karşılıyordu. Örneğin, Türkiye 12 Eylül sonrasında Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönme talebine, hiçbir şart, hiçbir koşul öne sürmeden, pazarlıksız evet demişti. Darbeci Kenan Evren, NATO generali Rogers’ın sözüne güvenip, Ege ve Kıbrıs konularında Atina’nın önüne hiçbir talep koymamıştı. NATO Paşası Evren, “NATO komutanı bana asker sözü verdi. Ben de ikna oldum. Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşü için biz de oy verdik” demişti.

Türkiye kısa sürede yoksulluk, cehalet, bağnazlık üçlüsüne teslim oldu. Atatürk’ü dilinden düşürmeyen darbeciler ve onların Turgut Özal gibi müttefikleri, Atatürkçülüğün içini boşalttılar. Gazi’nin vasiyetini çiğneyerek, Türk Dil Kurumu’nu, Türk Tarih Kurumu’nu kapattılar. Solu ezdiler. Halk feodal değerlere, alt kimliklere daha çok bağlanır oldu. Toplum yüksek enflasyonun da etkisiyle hızla çürümeye, çözülmeye başladı. Türkiye bir yandan dünyaya açıldı, bir yandan da yolsuzluklar patladı. Siyasal partiler kapatılması, 650 bin insanın fişlenmesi, o binlerin işkenceden geçmesi kitleleri susturdu, korkuttu, sindirdi.

DİSK ve Halkevleri kapatılırken, Türk İş darbe hükümetine bakan veriyordu. Atatürkçü, devrimci, ilerici bilim insanları 1402’lik olup üniversiteden atılırken, Aydınlar Ocağı, Akıncı Gençlik, Komünizmle Mücadele Dernekleri referansıyla gelenler bürokraside, üniversitede basamakları beşer onar çıkıyorlardı. Darbeciler arkalarına ABD’yi, büyük sermayeyi, darbecilere duacı olan tarikat ve cemaat şeyhlerini almışlardı. İkinci cumhuriyetçi yağdanlıkların, döneklerin “sivil”, “özgürlükçü”, “değişimci” ve de “büyük devrimci” ilan ettikleri, darbe öncesinin DPT müsteşarı, başbakanlık müsteşarı Özal, darbe sonrasında Bülent Ulusu hükümetinde ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olmuştu. “Sivil”, “özgürlükçü”, “demokrat” Özal, siyasi partileri kapatan, siyasilere yasaklar getiren cuntanın bakanı olmayı içine sindirmişti.

Büyük sermaye darbeci paşalara saygısın sunmakta çok hızlıydı. Darbe öncesinde gazete ilanlarıyla Ecevit hükümetini düşürmeye çalışan TÜSİAD, darbeci paşaların önünde hazırolda bekliyordu. Günümüzün özgürlükler şampiyonu Sabancı Holding’in patronu Sakıp Ağa, övgüler düzdüğü büyük ressam Kenan Evren’in tablosunu satın alıyordu. (Sahi bu tablo şimdi Sabancı Üniversitesi’nin hangi numaracı cumhuriyetçi, yetmez ama evetçi, ikinci cumhuriyetçi, yandaş basın yazarı, her devrin adamı AKEPE’misyeninin odasının duvarında asılıdır? Kim bilir? Cemil Koçak, Halil Berktay, Fuat Keyman, Tosun Terzioğlu…). Nazlı Ilıcak, Mehmet Barlas gibi kalemler darbenin faziletlerini anlatıyorlardı döne döne. Grev yasaklanıyor, sendikal mücadele baskılanıyordu. 12 Eylül anayasası topluma deli gömleği olarak giydiriliyordu. Eski siyasilere getirilen yasağı, “sivil” ve “demokrat” Özal, yasaklar için yapılan referandum öncesinde, meydanlarda başbakan olarak, devlet olanaklarını kullanarak savunmaktaydı.

Özal’ın icraatları da darbeye uyumluydu. “Anayasayı bir kere delmekle bir şey olmaz” diyen oydu. Kendisi cumhurbaşkanıyken, eşini ANAP İstanbul İl başkanı seçtiriyordu. Bunu eleştiren yeğeni dahil herkesi “Cahiliye devri artıkları” diye suçluyordu. “Ben zenginleri severim” diyordu. Nitekim Semra Hanım’ın papatyalarının eşleri, ihalelerin büyüğünü götürüyor, voliyi vuruyorlardı. Bu arada büyük oğlu Türkiye’nin ilk özel TV kanalının ortağı oluyordu. Kızı Bağdat Caddesi’nde davulcu kocasıyla birlikte dükkân açıyordu. Küçük oğlu ise magazin sayfalarının değişmez haber konusuydu.

1977 genel seçimlerinde Necmettin Erbakan’ın MSP’sinin İzmir milletvekili adayı olan Nakşibendi Özal, darbeyi yapan Atatürkçü ve de laik generallerle çok iyi anlaşıyordu. Ortak Pazar ve faiz karşıtı, Milli Görüşçü Özal gitmiş, yerine serbest piyasa şampiyonu olan, iktidarında enflasyonu yüzde 70’lere tırmandıran, Körfez Bunalımı’nda “bir koyup üç alacağız” diyen Özal gelmişti. “Orta direk” diye diye çalışan, emekçi, ücretli kesimleri ezerken, “Seçimden önce zam yapacak kadar enayi değilim” diyordu. 1984 yılında PKK ilk terör eylemini gerçekleştirdiğinde, konuyu önemsemeyip “Üç beş eşkıyanın işidir” diyen de, Anayasa Mahkemesi’ne bir hukukçuyu değil, serbest muhasebeci – mali müşaviri atayan da oydu.

Gelelim bugüne…

ABD eskiden darbe tezgâhlarken büyük sermaye, ordu ve paramiliter güçlerle, yani antikomünist örgütlerle, gladyoyla, süper NATO’yla, NATO milliyetçileriyle iş tutardı. CIA, aktif olarak devrede olurdu. Günümüzde yumuşak güç daha fazla öne çıktı. Eskiden Amerikancı generaller eliyle sivil siyasileri terbiye ederdi. Günümüzde Amerikancı siyasiler eliyle orduyu tasfiye ediyor. Eskiden darbelerde silah kullanılırdı. Şimdilerde yumuşak güç, psikolojik harp, algı yönetimi, toplum mühendisliği devreye girdi. Medya, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, aydınlar, sendikalar, gençlik örgütleri piyasaya sürüldüler. Eskiden sol ve sağ birbirine kırdırılırdı. Artık etnik, dinsel, mezhepsel bağlar, aidiyetler, duyarlılıklar kaşınıyor, kışkırtılıyor, kullanılıyor. Tarikat, cemaat, aşiretlere rol veriliyor.

Yeni darbeler, sivil görünümlüler. O nedenle ortalama insanın gözünde ABD düşmanlığına zemin yaratmıyorlar. Kimse ABD’yi darbe yapmakla, darbecilere arka çıkmakla, insan haklarını ihlal ve ülkeyi işgal etmekle suçlayamıyor. Bu yeni tip darbeler maliyet olarak da düşükler. Üstelik yeni darbeciler hep mağdurlar. Dillerinden “insan hakları, özgürlük, sivil toplum, demokrasi, hukuk devleti, pazar ekonomisi” lafları eksik olmuyor.

Kısacası Türkiye 12 Eylül karanlığında yaşamayı sürdürüyor. 12 Eylül anayasasına yüzde 92 oranında “evet” diyen halk, darbenin sivil görünümle ve de ağırlaşarak sürmesi için, darbenin 30. yılında yapılan referandumda yüzde 58 “evet” diyerek, halinden memnun olduğunu gösterdi zaten. 1980 darbesiyle rejimi değişmeye başlayan, darbenin 30. yılında rejimi tamamen değişen Türkiye, yeni anayasayla siyasal haritasını, sınırlarını, tekil yapısını değiştirmeye hazırlanıyor.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

E.Uzun
12 Eylül 2013 23:18

http://www.ozgurlukdunyasi.org/arsiv/259-sayi-237/664-akpnin-resmi-tarihi

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI