Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

27 Eylül 2013

Medya, Diplomasi ve Emperyalizm

BARIŞ DOSTER

Demokratik parlamenter rejimlerde basın, üç temel erk olan yasama, yürütme ve yargının yanında “dördüncü kuvvet” olarak nitelenir. Çünkü kamuoyunu oluşturmada, yönlendirmede, biçimlendirmede temel işlevi vardır. Ancak bu durum basını aynı zamanda çok ayrıcalıklı, güçlü, imtiyazlı, bir o kadar da tehlikeli ve stratejik kılar. Medyanın, kamuoyunun görüşlerini sadece yansıtmadığı, aynı zamanda oluşturduğu kabul edilir. Bu nedenle iletişim bilimciler şu sözü sık kullanırlar: “Kamuoyu yoktur, oluşturulur”. Kamuoyu, medya üzerinden kurgulanır ve yönlendirilirken, kamuoyu baskısının da önceden programlandığı öne sürülür.

Uluslararası ilişkiler bağlamında da medya – dış politika ilişkisi önemlidir, derindir. Dış politika yapıcıları amaçlarına ulaşmak, arkalarında kamuoyu oluşturmak, kitle desteğini artırmak için medyayı kullanır, yönlendirmeye çalışırlar. Üstelik bu sadece iç kamuoyu için de yapılmaz. Diğer ülkelerin halklarını etkilemek, rakip – muhatap – düşman ülkenin kamuoyunu şekillendirmek için de kullanılır. ABD’nin Irak’ı işgal etmeden önce, tüm dünyada medyayı etkilemek, bu yolla kitlelere yön vermek için yaptığı özel çalışmalar, ayırdığı geniş mali kaynaklar belleklerdedir. Bu kapsamda Türk medyası için de ciddi bir bütçe ayrılmıştır. İşgal öncesinde ve sürecinde kurulan gazetelerin, televizyonların, internet sitelerinin yanında, mevcut olanların da etki altına alınması için çok çalışılmıştır. Bu kapsamda gazetecilere, sendikacılara, sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerine, araştırmacılara, yazarlara, bilim insanlarına verilen burslar, sağlanan yurt dışı eğitim – staj olanakları, düzenlenen dış geziler, reklam – ilan destekleri dikkat çekicidir.

Dış politikadaki karar alıcılar ile gazeteciler arasında yakın ilişki vardır. Unutmamak gerekir ki, dış politikadaki temel karar alıcılar, meslekten diplomatlar, hariciye bürokrasisi değildir. Son toplamda siyasetçilerdir. Siyasetçilerin de medya desteğine ihtiyaçları büyüktür. Öte yandan medya patronlarının da siyasetçilerle ilişkilerini sıcak tutmaları gerekir. Çünkü onlar da sermaye sahipleridir. Bu işe para yatırmışlardır. Hükümetle iyi geçinmeleri gerekir. Medya ile dış politika arasındaki bu ilişki, ilk bakışta belki, medya - ekonomi veya medya - iç politika alanlarında olduğu kadar yoğun, derin, girift gelmeyebilir. Ancak meseleye dikkatle bakınca, daha kuşkucu bir gözle dış haberleri okuyunca, dış politikadaki karar alıcılarla gazeteciler arasındaki ilişkinin de, diğer alanlardaki ilişkilerden farklı olmadığı hemen anlaşılır. Hele de küresel gelişmelerin, diplomasi gündeminin yaşamımızda önemli yer tuttuğu, haber bültenlerinde ilk sıralarda verildiği bir dünyada, bunun aksini düşünmek olanaksızdır.

Dış politika aynı zamanda ülkedeki egemen sınıfların, Batıyla bütünleşmek, merkezi kapitalizme eklemlenmek isteyen güçlerin taleplerinden, ihtiyaçlarından, çıkarlarından bağımsız değildir. Ulusal çıkar, egemen sınıfların çıkarıdır. Bu nedenle batının merkezi güçlerinin çıkarlarıyla bütünleşmiş olan TÜSİAD da, batıyla bütünleşmek isteyen, ama şu anda daha çok ülke içinde kollanan, dışarıda ise Ortadoğu’yla ilişkileri önceleyen son 10 yılın yükselen sermayesi de, kapitalist işleyişi bildiklerinden ve daha çok pay istediklerinden, medyayla yakından ilgilenirler. Özellikle bu ikinci grubun söylemleri incelenirse, 10 – 15 yıl öncesine oranla örneğin AB veya İsrail karşıtlığının sadece sahip oldukları gazetelerdeki birkaç yazarın köşesinde kaldığı görülür. Çünkü onlar da son yıllarda İsrail’le yaşanan siyasi bunalımların sadece diplomatik düzlemde kaldığının, ekonomiye hiç mi hiç ansımadığının farkındadırlar. Türkiye’nin İsrail’i tanıyan ilk devletlerden olduğunu, halkının çoğunluğu Müslüman olan devletler içinde ise ilk devlet olduğunu bilirler. İki ülke ilişkilerinin Soğuk Savaş boyunca genelde sıcak seyrettiğini, bazen gerginleşse de kopmadığını, kalıcı husumete dönüşmediğini bilirler. Demokrat Parti ve Menderes’in İsrail’e olan muhabbetini bilirler. Türkiye’nin her zaman için Arap alemi ile İsrail arasında dengeli bir politika izlediğini bilirler. Her iki ülkenin ABD’yle olan ilişkilerini, İsrail’in İngiltere’yle birlikte ABD’nin dünyadaki iki stratejik ortağından biri olduğunu, bunun da Türkiye – İsrail ilişkilerinin olgunlaşmasını sağlayan önemli unsurlar arasında geldiğini bilirler. Ayrıca iki ülkenin askeri işbirliğinin, Türkiye’nin İsrail’den aldığı ileri teknoloji askeri araçların, mali boyutunu bilirler.

Bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin İsrail’le yakın zamana dek “gerginmiş” gibi görünen ilişkileri ekonomiye hiç yansımamıştır. Gazete manşetlerinde kalmıştır. Ne ihaleler iptal edilmiş, ne İsrail malları boykot edilmiştir. ABD de, Türkiye’yi Arap dünyasında parlatmak, İran’ın etkisini azaltmak amacıyla, İsrail karşıtı söylemlere, danışıklı dövüşe, iyi polis – kötü polis oyununa göz yummuştur. Kaldı ki Türkiye’nin izlediği dış politikadan İsrail çok memnundur. Irak’ın kuzeyinde Barzani’ye verilen destek, İsrail’in en büyük iki düşmanı olan Suriye ve İran’la ilişkilerin gergin olması, İsrail’in lehinedir. İçeride militan tabanı hoş tutmak için, bilinen bazı yazarlar tarafından ara sıra yazılan birkaç İsrail karşıtı yazı dışında, medya organlarının yayın politikaları, ülkenin dış politikasıyla son derece uyumludur.

Türk medyasının, ABD’de Türkiye karşıtlığıyla bilinen Rum ve Ermeni lobilerinin dengelenmesinde, kongrede, senatoda, diğer yönetim birimlerinde Türkiye karşıtı karar tasarılarının engellenmesinde bir dönem Yahudi lobisinin oynadığı rolü hayli abartılı şekilde yansıttığı da bilinmektedir. O nedenle en İsrail karşıtı medya organlarında, Mavi Marmara saldırısı sonrasında İsrail’le savaşmaktan bahsedenler, Türkiye’nin İsrail’le arasını düzeltmek için attığı adımları, yolladığı özel elçileri, ABD’de tuttuğu lobi şirketlerini hiç haber yapmamışlardır. Eş başkanın ABD’deki Yahudi lobisinden aldığı ve ilk kez Yahudi olmayan birine verilen büyük nişanı, Suriye sınırındaki mayınların temizlenmesi karşılığında 49 yıllığına İsrail’e kiralanmak istenen araziyi, İsrail’in Suriye’deki önemli tesisleri vururken Türkiye’nin hava sahasını kullanmasını hiç anımsatmamışlardır.

Türkiye’nin İsrail Büyükelçisi’nin İsrail makamları önünde alçak iskemlede oturtulması, Başbakan Erdoğan’ın Davos Zirvesi’ndeki “one minute” çıkışı, Mavi Marmara gemisine yapılan baskın sonrasında Türk yurttaşlarının öldürülmesiyle gerilen ilişkiler, Türkiye’nin yüksek perdeden konuşmasıyla geçiştirilmiştir. ABD Başkanı’nın bastırmasıyla İsrail Mavi Marmara nedeniyle özür dilemişse de, karşılığında neyi aldığı açıklığa henüz kavuşmamıştır. “Esad, Suriye’yi vuran İsrail uçaklarına bir taş bile atmadı, misillemede bulunmadı. Demek ki İsrail Esad’ı destekliyor” şeklinde yorum yapıp komik duruma düşenler, elbette Türkiye’nin Suriye’de desteklediği İslamcı örgütlerin, dahası Mısır’ın, zengin Arap şeyhlerinin İsrail’le olan ilişkilerini sorgulayamazlar. İsrail’le mücadele eden Lübnan Hizbullah’ına Suriye’nin yaptığı yardımı haber yapamazlar. İsrail askerlerinin Özgür Suriye Ordusu’na verdiği desteği yazamazlar. Çünkü yazarlarsa, Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Katar gibi Müslüman ülkelerin İsrail’le aynı safta olduğu belirginleşir.

Kısacası emperyalizm, hangi hariciye vekillerini kullanacağını da, hangi gazetecileri devşireceğini de çok iyi bilir.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Çalıkuşu
10 Ekim 2013 12:18

Neden, mesela Koray Çalışkan'ın akademik kariyerinin rastlantı olup olmadığı sorulmaz?

Kürtçülük'e prim vermek mi gerekir, kişinin emperyalizm karşıtı olduğunu kanıtlaması için?

B.DÜZÜ
7 Ekim 2013 01:17

sn doster,BAŞARI TESADÜF DEĞİLDİR.
Sizde bal gibi bilirsiniz,bizim gibi az gelişmiş-yada gelişmkte olan ülkelerde gerçekte enti emperyalist birinin doktara yapması akedemik kariyer sahibi olması bayağı ZORDUR... Sahi size bu paye nerden veriliyor.......herkes yusuf yusuf bir siz ve yılmaz özdil....

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI