Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

3 Ekim 2013

Çuval, Torba, Paket ve Demokratikleşme

Türkiye siyasetinin Çuval, Torba ve Paket ile ilişkisinin ilginç bir serüveni var. 70’li yıllarda sıklıkla zam veya ekonomik istikrar paketleri açıklanırdı. O zamanın siyasetçileri bir gece yarısı sessiz sedasız zam yapacak kadar kurnaz değillerdi. Atılan her adım devletin radyo ve televizyonu ile üç beş gazeteden hemen öğrenilirdi. Şimdilerde zamlar paket olarak çıkarılmıyor, gündemin arasına serpiştiriliyor, üç maymunu oynayan onlarca kanalın ve gazetenin tek sesli korosu eşliğinde hazmettiriliyor.

Paket’in diğer bir serüveni makarna, salça, bulgur ve benzerlerinden oluşan küme ile başladı ve yardım paketi olarak nam saldı. Son yıllarda Zam’dan ayrılan Paket, yardımla ilişkisini devam ettirirken demokratikleşme, reform ve açılım ile flörte başladı.

Paket’in demokratikleşmeyle birlikteliği bizdeki demokrasi zihniyetini de açıklıyor; yardım paketi kıvamında demokrasi.
Bugünlerde de lütfedilmiş fakir fukaraya Ramazan’da ya da seçim öncesi hazırlanan yardım paketi gibi demokratikleşme paketi hazırlanmış. Her ikisinde de amaç aslında aynı; seçimlerde oy ile sonrasında rantın getirisi ile keseyi doldurmak, yani keseli siyaset.

Türk siyasetinde Çuval da en az paket kadar meşhurdur. Parti, belediye hatta siyasetçi isimleri yazılı kömür çuvallarının yüksek görünürlük kazanması ile askerimizin, dolayısıyla ulusumuzun başına çuval geçirilmesi arasında zamansal ve amaçsal ilişki var. 2000’lerden sonra çuvalın önlenemez bir yükselişi var; her yerde çuval, her şey çuval gibi.

Torba ise çuval hadisesi sonrası siyasette ve devlet hayatında etkisini artırdı. Torba yasa tabiri son on yıldır zirve yaptı. Birbiriyle benzemez düzenlemeleri aynı torbaya doldurarak, kurnazlıkla halktan, siyasi partilerden ve kamuoyundan mal kaçırırcasına yasa çıkarmak norm haline geldi. Meşhur 2010 Anayasa değişiklikleri de böyle yapıldı. O zaman torbanın içindekileri tam olarak göremeyen Yetmez Ama Evetçiler bir süredir hayal kırıklığı yaşıyorlar.

Şimdilerde yeni bir paket var; 30 Eylül demokratikleşme paketi.

Paketin hazırlanışının yardım paketi tarzında olması şaşırtıcı değil. İhtiyaç sahibine sormadan, fikir almadan, tartışmadan, geniş toplum kesimleriyle uzlaşma sağlamadan kamusal özelliği olan bir paket hazırlamanın mantığını, yardım paketi zihniyetinde aramak gerekiyor. Yardıma muhtaç insanları tek tip görerek hepsine çubuk makarnayı yedirmek isteyen, kaloriferli evlere bile beyaz çuvallarla kömür dağıtan zihniyetimiz, burada da halkı dışlayarak gizlilik içinde (!) ve sürprizlerle (!) dolu bir paket hazırlamayı marifet olarak pazarlamaya çalışıyor.

Paket üzerinde şimdiden çok farklı yorumlar ve tartışmalar yapılıyor. Paketin demokratikleşme, reform, sessiz devrim ve AB perspektifiyle bağlantısını ortaya koyabilmek için mikroskop gerekiyor. Pakete dikkatli bir bakış, iktidar partisinin paketi hazırlarken; PKK’nın baskı ve tehditleri, kendi seçmen tabanının olası tepkileri, Taksim Gezi Parkı sürecinde ve dış politikada yapılan hataların yarattığı olumsuzluklardan kurtulma arzusu ile her ne pahasına olursa olsun bir sonraki seçimleri kazanma zorunluluğu arasında sıkıştığını gösteriyor.

Paket bu haliyle iktidarın artık Türkiye’de reform yapabilme gücünün kalmadığını, öz güvenini kaybettiğini ve bekaya yöneldiğini açığa vuruyor.

Paket özünde Öcalan ve PKK-BDP’yi tatmine yönelik maddelerden oluşmaktadır. Ayrıca gerçek amacı gizlemek için birkaç rötuş maddesi ile muhafazakâr, dindar ve milliyetçi seçmene yönelik düzenlemeler dikkat çekmektedir.
Pakette yasal ve idari düzenleme gerektiren yirmiye yakın ana konu yer alıyor. Bunların yaklaşık yarısı doğrudan Öcalan-PKK-BDP’yi tatmine odaklanmış; diğer bir deyimle çözüm sürecinin ikinci aşamasının gereği olarak yapılacak değişiklikler.

Bu bağlamda görülebilecek düzenlemeler arasında; Andımızın kaldırılması, özel okullarda ana dilde eğitim, nefret suçları, seçim sistemi seçenekleri, siyasi partilere devlet yardımı, eş genel başkanlık, siyasi partilerin teşkilatlanmasının kolaylaştırılması, farklı dil ve lehçelerde siyasi propaganda imkânı, belirli harflerin kullanılmasına izin verilmesi ve köy isimlerinin değiştirilmesi sayılabilir.

Paketin en çarpıcı maddesinin Andımızın kaldırılması olduğu söylenebilir. Bununla Öcalan cephesine büyük bir jest yapılmış, göz kırpmanın ötesinde yakın bir ilişki kurulmuştur. Bu maddenin, artık tutulmakta oldukça zorlanıldığı açıkça belli olan yüzde 50’de yaratacağı rahatsızlıklar, kamuda türban serbesti, yardım toplama kolaylıkları ve yaşam tarzına saygı gibi düzenlemeler ile aşılmaya çalışılmıştır.
Özel okullarda ana dilde eğitimin muhatapları tatmin etmediğini herkes biliyor. Ancak iktidar partisi için şu aşamada Kürtçenin ana dil olarak kabulü ve eğitimine, yumuşak ve aşamalı geçişten başka bir seçenek olanaklı görünmüyor.

Bu düzenlemeyi Öcalan cephesi de, basına farklı konuşulmasına rağmen, anlayışla karşılayacaktır.
Partilere hazine yardımı için oy barajının yüzde yediden üçe düşürülmesinin hedefinin BDP-PKK’nın siyasi seçkinlerini madden tatmin etmek ve kimlik siyasetini ödüllendirmek olduğu açıktır. 2011 seçim sonuçlarına göre Türkiye’de yüzde 3 ile 7 arasında oy alan tek parti BDP’dir.

Ancak bu düzenlemenin merkez sağ ve soldaki küçük partilere yeni bir motivasyon sağlayarak mevcut muhalefet partilerinin aleyhine çalışacağının hesaplandığını dikkate almak gerekir. Bu tür kurnazlıkların istenenden farklı sonuçlar çıkarması ve iktidar partisine de zarar vermesi olasıdır.

Seçim barajının yüzde beşe düşürülmesi veya tamamen kaldırılarak dar bölge sistemi getirilmesi; BDP-PKK’nın önünü açacak, doğu ve güneydoğudaki illere ilaveten, batıda ve güneydeki büyük illerde temsile olanak sağlayacak bir hamledir. Seçim bölgeleri belirlenirken yapılacak bir iki ilave düzenleme ile CHP ve MHP’nin önemli oranda güç kaybetmesi olasıdır. Yüzde üç oya hazine yardımı vaadi ile güç kazanacak küçük partilerin de CHP ve MHP aleyhine sonuçlar çıkaracağı dikkate alındığında 2015 sonrası Türkiye siyasetinin ağırlığının AKP ve BDP/PKK şeklinde olabileceğini öngörmek mümkündür.

Siyasi partilere üyelik ile düzenlemelerin ayrıntılarını bugünden görmek zor. Ancak Öcalan dâhil PKK kadrolarının “çözüm” sonrası toplumla bütünleştirilmesi ve bu kapsamda siyaset yapabilmelerine kapı aralandığı algısını tamamen yok saymak da mümkün değildir.

Paketin asıl muhatabı Öcalan cephesinin ilk tepkilerinin analizi; henüz zamanı gelmediği ve kırılgan dengeler gözetildiği için açıklanmayan adımların farkında olunduğunu ve “çözüm sürecinin” sıkıntılarıyla birlikte devam edeceğini göstermektedir. Aslında Türkiye sınırları ötesinde Kuzey Irak’ta ve Suriye’de Kürt gruplarının kendi içindeki mücadelesi ile Suriye’de radikal İslami unsurlarla Irak’ta merkezi hükümet arasındaki çatışma ve krizlerin dinamikleri Öcalan ve PKK’nın manevra sahasını daraltıyor. Bu nedenle Türkiye’deki “çözüm” sürecinin geleceği, iç gelişmelerden ziyade bölgesel dinamiklere bağlı kalıyor. Bu ise paradoksal bir şekilde, dış politikada sıkışan ve bölgede yalnızlaşan Türkiye’nin elini kendi “Kürt Sorununda” kuvvetlendiriyor.

Açıklanan paketle; Taksim protestoları ve dış politikada yanlışlarla içte ve dışta zor durumda kalan iktidar partisinin imajının düzeltilmesinin de amaçlandığı görülüyor. Ancak bunlarla hedeflenen kitle ne “batı” ne de “Gezi çocuklarıdır”. Alevilerin, Nevşehir Üniversitesi ismiyle kandırılamayacağı, Süryanilere verilecek iki dönüm arazinin “batı”yı tatmin etmeyeceği, toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununda bir iki şekli değişikliğin protestolara ve şiddete neden olan koşulları sonlandırmayacağı biliniyor. Bu düzenlemelerle esas olarak cepteki yüzde 50’ye “bakın biz her şeyi yaptık” mesajı veriliyor.

Sonuç olarak bu paketle “çözüm sürecinin” bir süre daha garantiye alındığı söylenebilir. Türkiye bir süreliğine de olsa “PKK sorunu, darbe sendromu ve mağduriyet vesayetinden” kurtulursa siyaset; demokrasi, adalet ve özgürlükler eksenine kayacak, iktidar; hukuksuzluk, yolsuzluk, dış politika yanlışları ve ekonominin yakıcı sorunları ile yüzleşmek zorunda kalacaktır.











Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI