Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

27 Mart 2017

 

10 Ekim 2013

Haykırış ve Dipten Gelen Dalga

Birbiri arkasında otobüsler
Sirenlerin bağırışları eşliğinde
Ve gecenin sessizliğini bozarak
Demir kapıların önünde durdular.
Teker teker indi yolcular
Çoğu genç ve orta yaşlı.
Bavulları ellerinde yürüdüler
Omuzları dik.

Tel örgülerin dışında izledi
Meraklı bakışlarla birileri.
Gardiyanlar ürkek ve şaşkın.
Başlarını eğmişti doktor ve görevliler.
Görmemişlerdi böyle yüzlerce tutukluyu
Askerler
Gazeteciler
Bilim adamları
Öğrenciler…
Meraklının birisi tanıdı orta yaşlı olanını.
“O, kışlada baba diye bilinirdi,
Uğruna canlar verilirdi.”
“Hepsi öyle” dedi başkaları.

Ağır ağır kapandı demir kapılar.
Issızdı caddeler.
Çoktan geçmişti gece yarısı.
Beton ve demir yığınları
Gerisinde yüzlerce hayat.

Ağır bir rutubet kokusu ve loş odalar
Karşıladı gelenleri.
Genç olanları yardım etti ak saçlılara.
Elleri ter içinde
İçleri buruk
Yürekleri kabarık.
Saçlarını okşadı genç Teğmen’in
Yaşlı ve uzun boylu olanı.
Daha geçen yıl vermişti diplomasını onun.
Gözleri buğulandı
İçi ürperdi.
Kimse fark etmedi
Islak betonun üzerindeki bir damla gözyaşını.

Gençten biri bulamadı aradıklarını
Alelacele hazırladığı bavulunda.
“Ne fark eder?” diye mırıldandı
Uzun uzun bakarken
Gurbette bıraktığı çocuklarının resmine.
Parmaklarıyla okşadı yüzünü
20 yıllık hayat arkadaşının.
“Ne kadar sabırlı” diye düşündü.
“Yıllarca tek kelime etmedi ben dağlarda dolaşırken”
Bu sefer de gönül koymadı
“Vatan görevi” dedi.

Üst ranzalardan birine yerleşen
Nur yüzlü adam
Hiç konuşmadı, dalmıştı uzaklara.
“Annem çok yaşlı, yıllardır peşinde amansız hastalık”
“Oğlum deniz aşırı gitti aylardır, sağ salim gelirse adağım var” demişti.
“Bir şey söylemeyin, o beni denizlerde bilsin” demişti
Ayrılırken kokladığı can yoldaşına.

Aynanın önünde bir civan,
Karısını ve çocuklarını henüz düşünmeden
Teslim edemediği sancağına takılmıştı.
Daha bir ay önce teslim almıştı onu.
“Seni benden sonra sağ kalana teslim etmedikçe ölmek…”demişti.
Diri diri gömülmüştü civan ve sancak.

Bir gazeteciyi koydular
Loş odalardan birine
Issız yapayalnız.
Düşünmek istemedi yeni doğan çocuğunu
Beton duvarların arkasında.
Tam unutmuşken her şeyi
Yarım kalan yazısı gelince aklına
Tutkuyla sarıldı kalemine.

Daha niceleri yaşlıların ve gençlerin
Düşündüler nice çocukları
Ve hayat arkadaşlarını.
Mustafa, Kemal, Özlem, İrem, Handan, Dilara, Barış, Berk…
Teslim edemedikleri sancaklarını
Öpemedikleri bayraklarını.

Demir kapıların
Ve yüksek duvarların dışında
Çok uzaklarda da
İçten ve derin haykırışlar vardı.
Duymadı kimse bunları.
Fırtına korkunçtu
Kara bulutlar sarmıştı gökyüzünü
Herkes sığınmıştı sundurmanın altına
Saklanmıştı dalgakıranın arkasına.

Ekranlarda birileri, göbekli ve kirli sakallı
İşbirlikçi ve “demokratik bağnaz”
Kahkaha atarak el çırptılar.
Haykırışlar duyulmadı onların gürültüsünden.
Bazıları “Belki yapmışlardır” dediler.
“Yapabilirlerdi”dedi başka birisi.
“Yapanlarla çok benzerlikleri var”,
“Şapkaları aynı, omuzlarındaki yıldızlar da”,
“Onurlu davranıyorlar, pişman da değiller ”
“Bunlar açık kanıtlar, başka bir şeye gerek yok” buyurdu
Uzun burunlu ve yapışkan dilli olanı.
“Bilim adamı, asker, gazeteci ve öğrenci…
Gizli örgüt demektir” diyerek katıldı diğer işbirlikçi.
“Haydi, nakaratı hep beraber söyleyelim” dedi en vicdansızı.

Peşi sıra yeni konvoylar yapıldı
Sonraki günlerde.
Mustafa Kemal’in kağnısı değildi bunlar.
Yükleri mermi değildi bu sefer
Katar katar insan doluydu.
Genç ve yaşlı
Mustafa Kemal’in askerleri
Cumhuriyet’in emekçileri.
Babalık hakları alınmış ellerinden
Yoksun bırakılmışlar kocalıktan.
Bavulları ellerinde indiler yine.
Alışmıştı artık gardiyanlar
Şaşırmadılar bu sefer.
Yürüdüler birer birer
Başları dik
Omuzları kalkık.
Selam verdiler
El sallayanlara.




Demir kapılar tekrar kapandı.
Duvarlar aynı
Odalar yine nemli ve loş.
Aynı şeyler yine yaşandı
Uzun uzun anlatmak boş.
Kimse sormadı
“Biz niye buradayız” diye.
Küresel patronlar
“Ulus-devlet gereksiz” demişti
Sokrates’i hepsi okumuştu.
Gerisi boş.

******
Aradan bir süre geçti.
Yıl 2013
Aylardan Ekim
Günler birbirinden farksız
Hepsi kara
Ama dokuzu kapkara bir Çarşamba.

Salona girebilenler
Gergin ve huzursuz.
Diğerleri soğukta kuyruk olmuş
Evlerinde olanlar kızgın ama inatçı
İçeridekiler ağırbaşlı ve mağrur.

Genç bir kız
Beklemekten sıkılmış
Bir ağaca yaslanmış, dalmış uzaklara.
Üniversite sınavına yeni girmişti
Babası tutuklandığında.
Çok zor beş yıl geçirdi
Annesiyle birlikte.
Şimdi genç yaşta bir avukat
Çoklu davalarda yetişmiş
Hak ve adalete hasret
Vatan’a ve özgürlüğe tutkun
Hesap sormaya yeminli
Sonuna kadar.

Ve bir baba
Beyaz saçlı ve ağır başlı
Cumhuriyet aşığı
Atatürkçü bir emekli.
Dinlemeye gelmişti
Albay oğlu için okunacak kararı.
İkinci kez hapislere düşmüştü oğlu son otuz yıl içinde
İlkinde “Komünist”, şimdi “darbeci”.
“Bu ülkenin aydını, emekçisi, yurttaşı
Ne kadar çok çekti” diye düşündü bir an.
O’nun gözünde de hiç bitmemişti
Hileli oyunlar
Kirli tezgâhlar.
Bu sefer de hayale gerek yoktu
Karar çoktan verilmişti.
Yapılacak tek şey
Yaşamak ve direnmekti
Hesap sormaya kararlı
Teslim olmadan karanlığa.

Ve onlar gibi
Yüzler, binler, milyonlar
Hepsi genç.
Anne ve baba
Oğul, kız, eş, kardeş
Arkadaş ve vatandaş.
Hepsi üzgün, kızgın
Ama yeminli yüzleşmeye
Yenmeye makûs talihi.

Sürpriz değildi okunanlar
Bilinen ve beklenen oldu.
Duyulan ve hissedilen
Dipten gelen dev bir dalga
Ve tek bir haykırış oldu.
“Vatan Sağ Olsun”








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI