Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

10 Ekim 2013

Kore’den Suriye’ye

BARIŞ DOSTER

Dilinden “milli irade” lafını eksik etmeyenlerin çoğu bilmez, bilenler de anımsamak istemezler. Başvekil Adnan Menderes, ülkeyi NATO’ya sokmak için Kore’ye asker gönderirken, TBMM’ye sorma gereği duymamıştı. Muhalefetin görüşüne itibar etmemişti. Hükümet kararnamesiyle gitmişti Kore’ye Mehmetçik. Sonrası malum. ABD’den sonra en çok kayıp veren ülke oldu Türkiye Kore’de. ABD çıkarları için Kore’de savaşmayı İslam dininin emri sayan fetva veren din adamlarının olduğu bir ülkede, Kore’de yaşamını yitiren Mehmetçiklerin şehit sayılıp sayılmayacağı tartışması da yapılmadı elbette. Ama ABD’nin anlaşma yaptığı ülkeleri kendisine çok sıkı bağlarla bağladığını, adeta kendisine mecbur, mahkûm, muhtaç hale getirdiğini çok acı derslerle öğrendi halkımız.

Mesela; askeri anlaşmalarda şart koşulan “ABD tarafından verilen silahlar, verildikleri amaç dışında kullanılamazlar” hükmünü, 1964 tarihli Johnson Mektubu ile bir kez daha anımsattı Washington. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda ise Türkiye’ye uygulanan ambargo sayesinde yaşayarak öğrendik ABD ile “dostluğun” ne anlama geldiğini. ABD’nin bu sayede siyasi, iktisadi, askeri, idari, toplumsal, kültürel, bilimsel anlamda iç bünye üzerindeki etkisini nasıl kurduğunu, hangi yol ve araçlarla güçlendirip, pekiştirdiğini gecikmeli de olsa kavradı bir kısmımız.

Zamanla meselenin diğer boyutları da ortalığa döküldü. Ordunun araç, gereç, teçhizat ve mühimmatının, tanktan topa, uçaktan mermiye dek neredeyse tamamına yakınının ABD’den alındığı görüldü. Sam Amca, sadece malzemeyi vermiyor, subayları da eğitiyordu üstelik. Dahası, eğittikleri subayların dosyalarını tutuyordu. Terfilerinde belirleyici oluyordu. Bu durum, milli vasfını yitirip, tipik bir NATO ordusuna dönüşen ordunun, ABD gibi düşünmesine, ABD için düşünmesine, ABD uğruna ölmeyi, “vatanseverlik” sanmasına neden oldu. NATOtürkçülük Atatürkçülük olarak algılandı. NATO milliyetçiliği, Cumhuriyet ulusalcılığının yerine geçti. İslam’ın yerini ise ABD’nin ürünü olan emperyalizmle uyumlu İslam, namı diğer “ılımlı İslam” veya “Amerikan İslam’ı” aldı. Truman Doktrini, Marshall Yardımı, Yeşil Kuşak hep bunun içindi.

Türk- İş bu amaçla kuruldu, Amerikan tipi sendikacılık yapsın, darbe hükümetlerine destek çıksın, hatta bakan versin diye… ODTÜ bu niyetle, ABD’nin büyük desteğiyle eğitime başladı. Neyse ki o yoldan yürümedi, ülkemizin yüz akı olmayı başardı, çok farklı bir siyasal anlayışı benimsedi… Ancak her kurum ODTÜ gibi çıkmadı. Yüksek öğrenimden iş dünyasına, sivil – asker bürokrasiden tarıma dek öylesine yoğun bir ABD etkisi söz konusu oldu ki, komik durumlar belirdi. Örneğin; orduda askerlerin eğitiminde kullanılan en basit, sıradan, günlük talimnameler bile, ABD ordusunun talimname kitapçıklarından tercüme edilir hale geldi. Kuruluş tarihi olarak, M.Ö. 209’u, yani Mete Han’ın tahta çıkış tarihini esas alan bir kurum, üniformalarını ABD ordusununkine benzetti. Gazi Mustafa Kemal’i yetiştiren Harbiye geleneğini ve ekolünü bir kenara itti. ABD Silahlı Kuvvetler Akademisi’ne, Westpoint’e özenir oldu. Bu özenti, Kore’den sonra Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da, Suriye’de ve daha nice yerde ABD adına, ABD uğruna, ABD için ölmeye hevesli olan bir yapı çıkardı ortaya. Mustafa Kemal Atatürk’ün, İsmet İnönü’nün, Fevzi Çakmak’ın, Kazım Karabekir’in, Albay Reşat’ın, Yüzbaşı Selahattin’in geleneği unutuldu. ABD’li çavuşun paltosunu tutan, albayın şapkasını taşıyan Rüştü Erdelhun’dan ABD için darbe yapan Kenan Evren’e, Hilmi Özkök’ten Necdet Özel’e uzanan farklı bir yapı ortaya çıktı.

Acı gerçeği kabul edelim: Artık Harbiye Marşı, Mülkiye Marşı, Yemen Türküsü, Çanakkale Türküsü önemsizdir. Andımız ile aynı yazgıyı paylaşmaları an meselesidir. İstiklal Marşı bile zoraki okunmaktadır çok yerde. Okunduğunda ise ayağa kalkmayan kamu görevlilerinin sayısı artmaktadır. Türk bayrağı, hem de askeri lojmandan, hem de komutan emriyle indirilmiştir. Sadece TÜSİAD’ın, TESEV’in anayasa önerilerinde değil, kimi üniversitelerin önerilerinde bile özerklik, federasyon vardır, Türk adı geçmemektedir. Şehitlik ve gazilik yoktur. Profesyonel askerlerin ABD için ölmelerinin hukuksal altyapısı hazırdır. Yurdunu, vatanını, namusunu savunmak için değil, emperyalistlerin petrol yağmasında erketede beklerken, talan edenlerin gözcülüğünü yaparken, yağmacılara bekçilik ederken ölenler şehit değil, olsa olsa iş kazasına kurban giden, işletme zararı olarak kayıtlara geçen kişilerdir çünkü. Nitekim bunu çok iyi gören George Soros durumu saptamış ve Kenan Evren’in hem darbesine, hem de resmine olan hayranlığıyla bilinen Sakıp Ağa’nın üniversitesinde şu sözlerle tarihe not düşmüştür: “Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü Türk ordusudur”.

Sadede gelelim. Tarihsel belleğini, toplumsal vicdanını, ulusal bilincini yitiren bir halkın silkinip ayağa kalkması hayli zordur. Kuryeliğini, fedailiğini yaptığımız emperyalist sistem, sadece devlet katında değil, medyada, üniversitelerde, sendikalarda, sivil toplum kuruluşlarında değil, milletin içinde de güçlüdür, etkilidir, kök salmıştır. İş adamlarıyla, din adamlarıyla, bilim adamlarıyla, kültür adamlarıyla, gazetecileriyle, yazarlarıyla örgütlüdür. Soğuk Savaş boyunca NATO’nun en ön saftaki ülkesi, cephe ülkesi, “ileri karakolu” olarak öne çıkan bir ülkede emperyalizme bağımlılık, kılığı kıyafetiyle, yeme içmesiyle, tüketim alışkanlıklarıyla, harcama kalıplarıyla, eğlence kültürüyle, hatta kullandığı dille iliklere kadar işlemiştir. Washington’a sadakat yemini etmeyenlerin, siyasette bir yere gelememesi başka türlü açıklanamaz. Çünkü bu tek yanlı bağımlılık ilişkisi, dönemsel değildir, yapısaldır. Partiler üstüdür. Çok boyutlu, çok derin ve çok yaygındır. Cezayir’in bağımsızlığı için 1958’de BM Genel Kurulu’nda yapılan oylamada “çekimser” kalırken de, Suriye’ye saldırmak için bahane ararken de kendini gösterir.

Türkiye, emperyalizme başkaldıran, onu yenen, bu yönüyle de mazlum milletlere, ezilen uluslara örnek olan, umut olan, öncü olan tarihine ihanet etmiştir. Emperyalist projelerde tetikçilik yaparak, tertemiz ellerini kirletmiştir. Kendi tarihine, geçmişine, birikimine, geleneğine sırtını dönmüştür.

Bugün yaşadıklarımızı bir de bu gözle değerlendirmek gerekir.

Unutmayalım; hem tarih affetmez, hem de ihanetin bedeli ağırdır.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI