Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

11 Ekim 2013

Mustafa Sarıgül Vaka'sı

HAKAN GÜLSEVEN
GAZETECİ - YAZAR

Mustafa Sarıgül Bey’e ilk kez dikkatlice baktığım zaman, Türkiye Milli Futbol Takımı dünya üçüncülüğünü alıp Taksim’deki dev platformun tepesine çıktığı gündü. Sarıgül Bey, yanındakilere omuz atıp öne çıkmaya çalışırken, bembeyaz porselen dişleri gözümü almıştı. Hayır, sanki golleri İlhan Mansız değil de kendisi atmış gibi ahaliye öyle bir el sallayışı vardı ki...

Sonra Sarıgül Bey’i dikkatle izlemeye başladım, o porselen dişler hep gözümü aldı. O güne dek böyle acayip bir adam görmemiştim. Nerede bir toplaşma ve kamera varsa, Sarıgül Bey ve bana ayrı bir şahsiyetmiş gibi gelen porselen dişleri oradaydı. Öyle ki, hakkında ‘Düğün Evinin Tefçisi, Ölü Evinin Yasçısı’ diye kitap bile yazıldı...

Sarıgül Bey, 1987’de SHP’den milletvekili seçilip hemen TBMM’nin açılışında hır çıkartmış ve dayak yemişti. Böylelikle anında gündeme oturdu. 91 seçimlerinde Meclis’e giremeyen Sarıgül Bey, SHP Şişli İlçe Başkanı oldu ama ‘adam dövdürttüğü’ gerekçesiyle partiden atıldı.

O atılma, ailesiyle beraber beş parasız geldiği İstanbul’dan Romanya’ya gidiş ve ekmek fırınlarını açış vesilesi oldu. Evet, o beş parasızdı ama ilk evliliği sayesinde, 1980’de şaibeli bir biçimde öldürülen kayınpederinden geriye epey yüklü bir servet kalmıştı. Romanya’da o servet büyüdü. Türkiye’de daha da büyüdü. Çok büyüdü...

Neyse... Bu muazzam servet birikiminin ayrıntılarını merak eden kısa bir araştırma yapıversin...

Sarıgül Bey’e para yetmiyordu; siyasi hedefleri de büyüktü. Yeniden siyaset hayatına daldı. DSP macerası başladı; Hüsamettin Özkan kritik isim, Sarıgül Bey’in sahalara dönmesinde etkili...

Tabii her şeyin bir miadı var. DSP de Bülent Ecevit’in ani hastalığıyla birlikte iktidara yükseldiği parlak günlerin sonuna gelmişti. Yeni arayışlar başladı. Arayış olur da Sarıgül Bey olmaz mı? Olur...

O dönemde, rahmetli İsmail Cem ve Hüsamettin Özkan’ın peşine takılan Sarıgül Bey ve porselen dişleri YTP’nin kuruluşunda yer aldı. Kemal Derviş’in vücut çalımıyla batırdığı YTP projesini hatırlayınız. (Sahi, Kemal Derviş ne yapıyordur bu aralar? Rüzgar gibi geçti, değil mi?)
Malum, YTP batınca, Sarıgül Bey ortamı hızla terk edip CHP’ye geçti. Hafife almayın, 50 senelik siyasetçilere bile tur bindiren müthiş bir kariyerden söz ediyoruz burada. Ama devamı var. CHP’de erken bir genel başkanlık yarışına girip, pek olaylı bir kongrede müstafi genel başkan Deniz Baykal karşısında hezimete uğradı.

Haliyle Sarıgül Bey’in CHP ile yolları ayrıldı. Artık Türkiye Değişim Hareketi zamanıydı. Dağa-taşa ‘Çare Sarıgül’ sloganları yazılıyor, bir kısım hınzır ise ‘çare’ lafının başına ‘bi’ takısı koyup Sarıgül Bey’i ‘biçare’ yapıyordu. Bir süre toplum olarak öylece eğlendik.

Lakin beklenmedik bir şey oldu sonra. Ani ‘kaset’ vakası bütün dengeleri alt-üst etti. Deniz Baykal dönemi bitti ve CHP’nin başına, büyük bir popüler destekle, Kemal Kılıçdaroğlu geçti. Hal böyle olunca, Sarıgül Bey de içi yana yana Türkiye’yi değiştirme hamlesinden çark edip CHP’yi destekleyeceğini duyurdu. Onca harcama, bürolar, kampanyalar, imaj çalışmaları falan buhar olup uçmuştu...

Şimdi Sarıgül Bey’in yeniden CHP’ye dönüp İstanbul’a büyükşehir belediye başkan adayı olup olmayacağı tartışılıyor. Sarıgül Bey bütün memleketi dolaşıp demeç üstüne demeç veriyor. Makamda, koltukta gözü olmadığını ama vatandaşın kendisine görev vermesi halinde o görevi yerine getireceğini söylüyor. Görev adamı!..

Ya işte böyle... Görev adamımızın makamda mevkide gözü yok. Ne var ki, ta ABD’ye kadar giderek istişarelerde bulunuyor. Görüştüğünü ısrarla inkar ettiği Fethullah Bey’in hizmetlerini övmekten geri durmuyor. Bu esnada ‘cami- cemevi’ projesine Sarıgül sponsorluğunda otobüslerle ‘kütle’ taşınıyor. Türkiye’nin sempati kraliçesi Nagehan Alçı Sarıgül Bey’in hizmetlerini övüyor...

Aslında Sarıgül Bey’in karşılıklı övgüleri çok çeşitli. Seçim kampanyalarında Tuğrul Türkeş’e yazdığı, “Sizler ve bizler gibiler oldukça bu ülkede milliyetçiliğin ve Türkçülüğün önü kesilemez,” ve İmam Hatip Liseleri Mezunlar Derneği Başkanı’na yazdığı, “İmam hatiplerin orta kısımlarının kapatılması tamamen saçmalık hatta densizliktir,” gibi mektuplar hâlâ hafızalardadır. 10 numara sosyal-demokrat, Türkçü, imamcı, hatipçi... Amerikancı...

Dallas dizisi gibi bir şey işte... Sahi, Ceyar da gülünce dişleri ne biçim parıldardı, değil mi?
Aslında Zübük filmini hayatına uyarlayabilmiş bu zatı mahsusa ile bir kır kahvesinde oturup vakit geçirmek, onunla sohbet eder gibi kafa yapmak, “Aslansın abi, kaplansın abi!”

diye gaz vermek çok eğlenceli olabilirdi. Lakin gelin görün ki, Sarıgül Bey bize ciddi ciddi bir ‘kurtuluş umudu’ olarak takdim ediliyor!

“İstanbul’u AKP’den alırsa Sarıgül alır...” “Ne yapalım, içim kan ağlayarak Sarıgül’e vereceğim oyumu...” “Başka alternatif mi var? Hani nerede?..” “Hele şu AKP gitsin...” Böyle bir sürü laf icat ediyorlar. Hemen çevremizde yüzlerce benzerini duyuyoruz... Sanki memlekette bir Haziran Ayaklanması olmamış, yer gök sarsılmamış, bir Zübük’ten kurtulmak için diğerine muhtaçmışız gibi...

Evet, AKP tepetaklak gidiyor. Sadece Haziran Ayaklanması ve sonrasındaki direniş havası değil bahis konusu olan. Son birkaç vakaya bakın. Kürt ‘çözüm’ünün duvara toslaması, 1453 Kartalları fiyaskosu, bir taraftan ‘demokratik paket’ açıklarken bir taraftan Hasan Ferit Gedik cinayetini ve cenazesini ellerine-yüzlerine bulaştırmaları... Tüm bunlar kontrolünü kaybetmiş iktidarın düşüşünü gösteriyor...

Peki bu durumda, Türkiye finans sermayesinin yarıdan fazlasını elinde tutan, başta iletişim ve enerji olmak üzere bütün stratejik sektörlerde sermaye ağırlığına sahip olan emperyalizmin ve ‘yerli’ büyük burjuvazimizin kendi alternatifini yaratmak için ciddi bir uğraş vermeyeceği düşünülebilir mi? Eski DSP’li hükümetin perde ardındaki karanlık ismi Hüsamettin Özkan emperyalizm namına canhıraş bir çaba içinde. Türkiye’nin büyük sermaye sahipleriyle birlikte alternatifler hazırlamaya çalışıyor.

Belediye seçimlerinde İstanbul’un AKP’den alınması yeni bir dönemin hazırlayıcısı olacaktır, bunu biliyorlar. Ve İstanbul makamına en uygun görülen figür, iktidar için ne gerekiyorsa yapabilecek tıynetteki Sarıgül Bey’den başkası değildir. İcap ediyorsa, ileride CHP’nin de başına getirilmek için ısındırılacak, yetiştirilecektir...

Yani sadece İstanbul için değil, tüm bir CHP için benzer bir ‘dizayn’ çabası olduğunu söyleyebiliriz. Uzun zaman önce başlayan fakat mantıksal sınırlarına henüz ulaşamamış olan bu dizayn çabası, düzen içindeki tüm alternatifleri ABD kapısına bağlama harekatı olarak okunmalıdır. Sarıgül Bey olmaz, Morgül Bey olur. Aslolan şan, şöhret ve iktidar için her şeyi yapabilecek kişilik yapısıdır...

Ve AKP’nin İstanbul’da Sarıgül Bey’le yıkılacağı savına inanan değerli dostlarımız çok yanılmaktadır. Sarıgül Bey, AKP’nin talan düzeninin devamı ve tabii bir kent isyanının yenilgisi anlamına gelebilir ancak... Binlerce yaralının, gözü çıkan, yaşamını yitiren gençlerin pahasına devrilecek olan AKP’nin boşluğu, Sarıgül Bey gibi biri tarafından doldurulamamalıdır.

Bu konu neden önemli?

Evet, biz gidip CHP de dahil herhangi bir patron partisine oy vermeyeceğiz seçimde. Bir işçi sınıfı alternatifi dışında hiçbir yere oy atmak adetimiz değildir. Lakin samimi olalım, örgütsüz ayaklanmamız ve ardından sürdürdüğümüz cılız forumlar yerel yönetime kendi alternatifini getirecek güce sahip değil. Bu sebeple, ayaklanma sürecinde aktif yer almış, desteklemiş pek çok kişi istemeyerek de olsa, sırf AKP gitsin diye CHP’ye oy verecek.

Öte taraftan, ayaklanmalar muhalif düzen partileri içinde de etkisini gösterir; bizim durumumuzda da göstermelidir. Tabanında pek çok sol unsuru barındıran CHP, karşımıza oy verecek bir Zübük çıkarma cüretini kendinde görememelidir.

Ayaklanmanın basıncı CHP’yi hizaya getirmek zorundadır.

Ve nihayet, karşımızda porselen dişleriyle dalga geçer gibi sırıtıp duran Sarıgül Bey, devrimci ve sosyalist solun halka alternatif sunabilecek bir cephe, en azından bir eylem birliği inşa etmesi gereğini ispat ediyor. Muhtarlıkları, belediyeleri, Meclis’i alamasak da, oraları Zübükgillere dar etmek için buna ihtiyacımız var...








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

mehmeta
28 Ekim 2013 09:41

Pes doğrusu Gezi olaylarıyla başlayan halk hareketinin tek nedeni muhalefetsizlik. bunu Hakan Gülseven en iyi bilenlerdendir. baştada CHP nin muhalefet yapamamasıdır. ve aynı CHP nin en öndeki adamı Gürsel Tekin neyi başarabilmiş ki İstanbul dan aday oluyor. diye bir yazı yazamıyor Hakan Gülseven.Gürsel Tekin in icraatlarını yazamıyor, madem porselen dişlere taktın Gürsel Tekin in boynunun genişliğinden iliklenemeyen gömlek yakasını , göbeğinden iliklenemeyen ceketinide yaz . bende Gürsel Tekin dendiğinde sadece bu ayrıntılar gözümün önüne geliyor. öte yandan yurt gazetedeki patronunun CHP Çankaya adayı ona neden diyemiyor milletvekiliyken ne yapmışta belediye başkanlığına soyunmuş mevcut muhalefetszliğin sorumluları hala rant peşine düşmüşler gezide ölen onca gencin sorumluları sanki bunlar değil. Yazın bakalım yazın Moda oldu ya varsa yoksa Sarıgül. ama Sarıgül yoksa herşey aynı tas aynı hamam. cılız formlarda konuşalım duralım. alınacak oy % in üstüne çıkamaz.ne diye oy versin insanlar Gürsel Tekin gibilere.

Orhan keskinsoy
26 Ekim 2013 22:21

Muratg müthiş bir yorum yapmış.Aynen katılıyorum. Bir CHP li olarak İstanbul'da olsam CHP'ye yani M.Sarıgül'e oy verir miyim bilmiyorum. Örgütler omurgalı olurlar. Kaybederler ama gelecekte daha güçlü kazanırlar.Geziden önce,Geziden bonra diye konuşuluyor. Ama herkes Geziden önceki gibi yaşamak istiyor. yaşayamazsınız!

ŞABAN
26 Ekim 2013 18:37

ahmet ekiz
25 Ekim 2013 14:02

Fettullah Gülen'in gazeteye verdiği teşekkür ilanında Sarıgül'ün adının olmaması, Sarıgül'ün Gülen'i arayıp "geçmiş olsun" demediği anlamına gelmez. Bence, aramıştır. Ve aramışsa ve ilanda adı geçmiyorsa, bunun nedeni üzerinde düşünmek gerekir... Gürsel Tekin'in Gülen'i aramış olması konusuna gelince, bence yanlış davranmış; fakat sırf buna dayanarak, Tekin'in Gülenci olduğu söylenemez. Başka kanıtlar gerekir. Tekin, böyle bir ilanda adının geçmesinin doğurabileceği olumsuz kanaatlerin farkında olmayacak kadar saf bir politikacı olamaz. Herhalde, Sarıgül'ün adının geçmediği bir ilanla oyuna getirildi, diye düşünüyorum.

faruk
26 Ekim 2013 13:01

tarafsız ve önyargısız olarak,partinizi bir tarafa bırakıp objektif olarak düşünen herkes istanbulda akp ile sarıgülden başkasının başabaş mücadele edemeyeceğini çok iyi anlayabilir. eğer chp sarıgülden başkası ile istanbulda yarışırsa seçimi kaybetmek için seçime girecektir. zaten kılıçdaroğlu ve bahçeli için sürekli söylenen (muhalefet görevi verilmiş özel görevliler) lafları ortadayken sarıgülü görmezden gelirse İstanbul akp ye hediye edilmiş olur. şahsi hesapları bırakıp İstanbul için kim kamuoyunda itibarlı ise onunla girmek gerekir ki bu da sarıgülden başkası asla olamaz.

tufan
25 Ekim 2013 15:34

harika bir özet. yazarı kutluyorum.

Tüm Yorumlar (25)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI