Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

23 Mart 2017

 

21 Ekim 2013

Siyasette dar alanda seçim paslaşması ve sınırları

İnsanlar siyaset yaparken neden “o parti”den değil de “bu parti”den yana olurlar diye düşündüğümüzde bu farklılığın iki kaynağı olduğunu görüyoruz:

Siyasete bir dünya görüşü olarak bakanlar, kendi düşüncelerine yatkın olanı seçerken, kişisel çıkar açısından bakanlar doğal olarak kendi kişisel çıkarları ne taraftaysa o tarafa doğru yöneliyorlar.

Günlük dilimizde pek kullanılmaz ama siyasi dildeki kullanışıyla söylemek gerekirse, birincilerine “ideolojik davrananlar”, ikincilerine “pragmatistler (faydacılar)” diyebiliriz.
Kişilerin bu ikisinden herhangi birini seçmeleri kendi bilecekleri iştir.

Dünya görüşü, kafa yapısı, topluma karşı duyduğu sorumluluğu öncelikli olanlar birincisini; “Ben çıkarıma bakarım, kimseye de iyilik etmek zorunda değilim” diyenler ikincisini seçmekte özgürdürler. Toplumculuk güzel de, kimse kimseyi bu topluma hizmet etme, başkaları için fedakârlıkta bulunma, hayat görüşünü, yaşantısını buna uydurma konusunda zorlayamaz.
Kişiler için aynen böyle…
Adam çıkarı için bu gün böyle, yarın başka söylese ne diyebilirsiniz ki?
Beş kere saf değiştirdikten sonra karşınıza geçip “nihayet doğru yolu buldum” dese, “Hayır sen doğru yolu değil ama bu siyasal kıvraklıkla ‘bu işlerden’ epeyce yolunu buldun” denebilir mi?
Maazallah!

Peki ya partiler?
Yani bir kısım yazılı ilkeleri kabul edip bir araya gelen insanların kurduğu o hukuksal oluşumlar, tüzel kişilikler; yani “kitlelerin ortaya çıkardığı kimlikler” olan siyasi partiler açısından böyle bir serbesti var mıdır? Ya da varsa, bunların günün değişken şartlarına göre kolayca tavır değiştirme şansları hangi ölçüdedir acaba? Siyasal partiler çıkarları değiştikçe bu gün başka, yarın başka siyasetleri savunsalar olur mu?
Haydi kolay anlaşılsın diye en uçlardan örnek verelim: Mesela bir ülkenin komünist partisi seçim kazandırma şansı var diye bir kapitalisti partisinden aday gösterebilir mi?
*
Olmaz.
Olamaz daha doğrusu.
Siyasal partiler, bir “tüzük” etrafında kurulduğu için yöneticilerinin bütün tercihleri kitlelere mal olmuş o tüzükle sınırlıdır tamamen.
Hangi konuda ne yapacakları da tek tek orada yazılıdır.

Dolayısıyla, “pragmatik” yani günün icaplarına göre “bu da yarar”, “faydalıdır” deyip her türlü davranamazlar, hangi konu ile karşılaşacak olurlarsa olsunlar siyasi çizgilerini kendi benimsedikleri kurallara göre değiştirmedikçe ancak ve ancak kendi “umde”leri ve buna dayalı tüzüklerine bakarak değerlendirmeler yapabilirler.
Örneğin sosyal demokrat partiler, siyasetini benimsemediğini, sosyal demokrat falan olmadığını açıkça ilan eden birini kendi tabanlarını temsil etsin diye vekil edemezler. Çünkü vekilin bu vekaletten dolayı “üstlendiği” görevi, vekaleti verilen kitlenin görüşlerini savunmaktır.
Hiç mi esneklikleri yoktur bu konularda?
Vardır tabii.

Hayat şartları değişirken siyasi partiler de temel umdelerini günün koşullarına göre yeniden yorumlayabilirler.

Sonuçta” tabanlarının” yani belirli bir metinle etrafına topladığı üyelerinin kabul etmesi koşuluyla siyasi partiler de belirli konularda o tüzüklerini değiştirerek, kurum olarak pragmatik (faydacı) davranabilirler. Yani “önümüze çıkan bu duruma göre yeni bir tavır alalım, fırsatı iyi değerlendirelim, böylesi daha faydalı olur” diyebilirler.

Dikkat edilirse, bu pragmatizmin yani günlük çıkarlara yönelmenin olmazsa olmaz koşulu, buna kendi üst kadrolarının değil, ancak tabanın karar vermiş olması; yani kararın kurumsal olmasıdır.
Çünkü partinin sahibi üst yönetimler değil üye tabanıdır.

Bir partinin tabanının “böyle olsun” demediği hiçbir şey, o partinin tabanını oluşturan üyelerin tercihini yansıtamayacağı için, onlara rağmen alınan tüm kararlar “sadece” üst yönetimin kendi tasarrufu olarak anılmak durumundadır.
Dünya bazen çok hızlı döner.
Üst yönetimler her şeye rağmen “kendi tercihleri doğrultusunda” insiyatif kullanabilir mi acaba diye de bir düşünelim…
Bizce kullanabilir tabii.

Taban yani üyeler itiraz etmedikçe ya da itirazları bunu engellemeye yetmedikçe “pratikte” üst yönetimlerin kendi tercihlerine göre hareket etmesi mümkündür ve bu durum bizde de sıkça görülür.

Sonuç “başarılı” olursa ve “partiyi çizgisinden yani tabanın temel tercihlerinden saptırmamışsa” bir sorun da çıkmaz.

Ama bu ikisi birden olmadığı zamanlarda, o kararı alanların da, partinin de süre içinde ciddi siyasi sıkıntıları olacağı açıktır.
*
Denebilir ki, efendim siyasi partilerin yapısı adeta bir piramittir.
Tabandaki üyeden genel başkana kadar bütün yönetim kademeleri seçile seçile geldiğine, herkes bir üst kademeyi seçtiğine göre bu durumda en üst kademe de zincirleme olarak bütün tabanın temsilciliğini elde etmiştir. Dolayısıyla hukuken tabanın vekilidir ve ne yapılırsa yapılsın, aslında her yapılan şey o tabanın verdiği yetkilendirme dahilindedir ve yapılanlar tabanın iradesini taşır.
Örneğin: sıradan üyeler il delegelerini, il delegeleri il başkanını seçer; öyleyse il başkanı parti tabanının tercihine göre seçilmiştir mantığında olduğu gibi…

“Teorik olarak” doğrudur; üyeler delegeleri, delegeler merkez karar organını, merkez karar organı üst yönetimi seçmişse bu böyledir.
Peki ya bu seçimler çoğu zaman “şeklen” böyle olup da “siyaset pratiğinde” işler genellikle ters yönde gelişmişse, yani üst yönetim kendisini seçecek alt yönetimleri seçmiş, o alt yönetimler de kademe kademe kendilerini seçecek kişilerden bir delegasyon oluşturmuşsa, hatta o üyeleri seçen üyelerin üye kayıtlarının partililik anlamındaki samimiyeti konusunda bile çok ciddi endişeler varsa…

Kimseyi töhmet altında bırakmayalım ama soralım:
Bu günün siyaset pratiğinde; “Hayır üye tabanı ve delegasyon seçiminde, o ya da bu partide olabilir ama bizim partimizde hiçbir zaman böyle bir şey olmaz” denebilir mi?

Denirse amenna, diyecek söz yok.
Ama denemezse, yani “olur böyle şeyler siyaset bu” denirse; bu sefer de, bu yapısal zaafa dayanan bir üst yönetim hiçbir zaman tabanın sağlıklı bir vekaletini taşıyor sayılamaz, örneğin seçim zamanı gösterilecek bir aday konusunda “ kim olursa olsun, yeter ki bize seçim kazandırsın” da diyemez.

Çünkü böyle durumlarda partilerin tüzüklerine itibar edilecekse -ki öyle olmalıdır- yönetimler “kim olursa olsun, yeter ki bize seçim kazandırsın” diye kendi tabanlarının siyasi tercihlerine uymayan, tabanın üzerinde mutabık kalamayacağı bir aday belirleme kararı alamazlar.

Çünkü seçimde kazanması beklenen, parti yönetimleri değil; o partinin temel felsefesi etrafında toplanmış olan “taban”ın siyasetidir.
Elin oğlu buna rağmen bir karar alabilir mi?
Alabilir tabii.
Bazı işler de her iş gibi “kitaba uyabilir”
Ama kitaba uyan her şey mutlaka hayatın gerçeklerine uymaz,
Bazen çok kötü geri teper.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

Elfin Tataroğlu
24 Ekim 2013 14:27

Bugün Kanal B'deki programınızı keyifle izledim. Ekonomiyi herkesin anlayabileceği bir pratikle anlattınız. Çalışmalarınızda başarılar dilerim...

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI