Bu bölüm arşiv niteliğindedir. Güncel sitemiz için lütfen tıklayın.

Kılıçdaroğlu her şeyin farkında

BARIŞ YARKADAŞ

Siyasette Stratejik Planlama

ELFİN TATAROĞLU

Adalet suç işlerse!

NURHAN YÖNEZER

Amerika’da olsa... ve Rahman Altın

NECEF UĞURLU

29 Nisan 2017

 

22 Ekim 2013

Atatürk ve Aleviler -2-

Tatil rehaveti ile yazım biraz gecikti. Bunun için affınızı diliyorum.

Başlık konumuza bugün birkaç girizgâhla döneceğiz. Aleviler neden dönüştürülmeye çalışılıyor buna biraz cevap arayalım. Sırası gelmişken, yıllardır dillendirdiğim gibi, Türkiye’de asıl başarıyla dönüştürülenin, Anadolu’nun o kadim hümanizmi ile, tasavvuf ile derinleşmiş Sünni geleneği olduğuna olan inancımı da burada bir kez daha belirtmek isterim. Muhafazakârlık hastalığına bulaşmış, kent sakini “dindar” kesimler, sahip oldukları güç ve imkânlarla Anadolu’yu da hızla kendilerine benzettiler. Karmaşık bir süreçti… Çocukluğumuzda kasabalarımızda, kenar semtlerimizde, çok diyalog da olmasak bile gördüğümüz o nur yüzlü insanlar artık neredeyse kalmadı. Neyse ki yeni nesil “samimi” dindar gençlik büyük bir sağduyu sahibi ve olanları görüyorlar ve özlerine dönmek için, kalanı korumak için çaba sarf ediyorlar. Bunu Gezi Direnişi’nde de net olarak hep birlikte gördük. Onların mücadelesi de en az Aleviler’in mücadelesi kadar önemli.

Geçen yazımda da altını çizmiştim: Türkiye Cumhuriyeti Devleti Aleviler’in bütün taleplerini yerine getirse bile, Aleviler’in dönüştürülmesi çabası, ivmesinden hiçbir şey kaybetmeyecektir. Bu saplantı çoğunca hastalıklı bir geri kalmışlıkla ilgili diye düşünüyorum. Özellikle malum cemaatin insanın kanını donduran o bencil hegemonya hevesi de bu “hastalığa” dâhil elbette. Onların şifası zor! Bunca çok yönlü baskı altında, Aleviler’in varlıklarını sürdürme kararlılıkları da çok yönlü bir mücadeleyi gerektiriyor.

Şimdi konumuza bir adım daha yaklaşalım. Biraz derinlere inelim, biraz da geriye gidelim. Çok değil, birkaç yıl öncesine…

Başbakan’ın o meşhur “one minuet” çıkışını yaptığı Davos zirvesindeki tartışmanın moderatörü olan The Washinton Post’un köşe yazarı David İgnatius “ilginç” biri… Aynı zamanda Hollywood için de çalışan eski bir CIA uzmanı. Davos zirvesinden birkaç ay önce senaryosunu yazdığı, ülkemizde “Yalanlar Üstüne” adıyla beyaz perdeye yansıyan "Body Of Lies" filminin Türkiye gösterimi için İstanbul’a gelmiş, bir haber kanalının kültür sanat programına konuk olmuştu. Türkiye hakkındaki görüşlerini anlatırken, o dönemde ABD ve Avrupa basınında çok sık tekrarlanan/tekrarlanacak bir ifadeyi kulandı. Şöyle demişti İgnatius: “Türkiye Ortadoğu için çok önemli bir ülke. Bölgesinde lider olabilir. Diğer Müslüman ülkelere rol model olabilir, ama bunun için biraz daha “İslamlaşması” gerekiyor!”

Demir Perde döneminde de ABD Türkiye’nin İslamlaşmasını “teşvik” ediyordu. Hepinizin de bildiği gibi şimdilerde “hocaefendi” diye saygı gören “bir kısım” şahıslar, o dönemin “keşfi”. ABD’nin, “komünizm tehlikesi” kalktıktan sonra hangi nedenlerle Türkiye’nin İslamlaşmasını istediği ayrı bir tartışma konusu. Bu konuda da çok derinlere inilebilir; fakat bu ülkede Alevi karşıtları, ABD’nin bu “vizyonundan”, özellikle Irak teskeresi konusunda kendisi ile uzlaşmayı reddeden modernleri bir tarafa bırakıp, kendileri ile “bir kez daha” iyi ilişkiler kurmasını “sağlayan” çevreler, bu dayanışmanın ikincil fırsatları da getireceğini akıl edecek kadar “az uyuyorlardı.”

Şimdi bir soru ortaya atabiliriz: Türkiye’nin daha fazla İslamlaşması’nın önündeki engel ne-ydi- neler-di-? Kendi yorumumuzla hayata aktardığımız, kör topal yaşadığımız Laiklik mi? Mesela laiklik konusunda net bir tavır alan (en azından geçmişte) ordu mu? O tamam! (Bu arada ordu müdahalelerini tasvip etmediğimi kesin kez belirtmek isterim) Mesela Atatürk düşüncesine bütün gücüyle sahip çıkan kişi ve kuruluşlar mı? Onlar da kısmen halledildi! Peki ya Atatürk ve onun en büyük, en önemli devrimlerinden laiklik konusunda son derece hassas olan Aleviler? Acaba Aleviler’in laiklik konusunda yumuşamaları, Cumhuriyet değerlerine gösterdikleri bağlılıktan kopmaları mümkün müydü? Aleviler’in Atatürk’ten biraz olsun “soğutulmaları” Türkiye’nin İslamlaşması konusunda zorlu bir dönemeci aşmaya yardım eder miydi? Bu başarılabilir miydi? Bu devşirme İslamcılara göre EVET! Uzun lafın kısası Alevilerin dönüştürülme çabasının en önemli dayanaklarından biri işte budur: Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile, tüm Müslüman ülkelerle “daha yakın” ilişkiler kurabilmesi, onlarla aynı potada “eriyebilmesi”, onlarla aynı “hedeflere” hizmet edebilmesi için onlara dönüşmüş, devletin dini detayları da içine aldığı bir yönetime evrilmesi. Elbette Aleviler bu büyük dönüşümün parçalarından yalnızca biridir.

Bu ülkenin çağdaş bloku ve her zaman bu blokun içinde yer alacak olan Aleviler Atatürk’ün çağdaş bir toplum için yaptığı ve güncel önemini hala sürdüren (mesela Diyanet’in var olan pozisyonu bunlardan biri değildir) devrimler konusunda hassas kalmalı ve onları korumak konusunda uyanık olmalılar.

Aleviler’e Atatürk’ü Atatürk düşüncesini “Kemalizm” diye yansıtmaya çalışanlar, kurnazca bir oyun içindeler. Aleviler bu oyuna gelirlerse, gelecekleri için asla iyi bir tablo onları bekliyor olmayacak.

Bu oyunun bir parçası olarak kullanılan “Dersim Olayları”nı bana “hatırlatan” bazı mesajlar aldım. Konuya en ufak bir hâkimiyeti olmayan bu insanlara da yıllardır sorduğum bir soruyu sordum/soruyorum: Dersim Olayları Aleviler’e yönelik bir “jenosit” ise, neden o bölgeden çok daha fazla Alevi yaşayan yerlerde de bu katliam sürdürülmedi? O dönemin şartlarında bu o kadar basitti ki!

Dersim Olayları kendi içinde ve zamanının şartlarında yalnızca tarafsız uzmanların değerlendirmesi gereken bir konudur. Oysa önüne gelen bu olaylar hakkında yorum yapıyor. Benim anne tarafım da Dersim göçmenidir. 19.yy’da aşiretler arası çatışmalardan kaçmışlardır. Bölgenin, özellikle olayların yaşandığı o dönemki, o çok karmaşık yapısını çok iyi bilmeden, kulaktan dolma, wikipediadan okuma, ideolojilerle açıklama gibi gayri ciddi yöntemlerle hiçbir konu anlaşılamaz ve anlatılamaz. Elbette hiçbir gerekçe, çoğu sivil olan insanların öldürülmesini mazur gösteremez. Bu olaylar Alevi kimliği ile yapılmış bir isyan değil, Kürt kimliği ile yapılmış bir isyandır. Son yıllarda “bazı” AB ülkelerinin ve cemaatin, ya da cemaat ile “kafadaş” çevrelerin Aleviler’e Dersim olayları üzerinden Atatürk karşıtlığı empoze etmeye çalışmaları, bu olayları güncel sorunları kaşımakta kullanmaları, bunu yaparken Aleviler’in kendi içinden “satılmışlar” ile işbirliği içinde olmaları dikkat çekicidir. Dersim olayları tüm kesimlerin sağduyu ile analiz etmesi gereken çok üzücü bir olaydır.

Aleviler’in Atatürkçülük konusunda değil, son onyıllarda artık “paramiliter” bir anlayışa evrilmiş olan “Kemalizm” konusunda dikkatli olmaları gerekiyor. Aleviler her ne olursa olsun yalnızca sivil düşünceleri desteklemeliler. Laikliğin korunması konusunda yıllarca “her şeye rağmen” paralel durdukları ordu gücünün de artık geçerliliği kalmadığına göre, modern ve çağdaş kesimlerle çok daha gelişmiş işbirliğini güçlendirmeliler. Geçmişe baktığımızda özellikle darbeler döneminde Aleviler’in maruz kaldıkları durumlar ortada.

Dünya siyaset tarihinde, insanlık tarihinde bütün kesimleri tam anlamı ile tatmin eden uygulamalar yapmış devlet adamı yoktur. Ancak özellikle Atatürk söz konusu olduğunda, özellikle de Aleviler, teraziyi sağduyu ile tartmayı her zaman bildiler ve Onu çok yönlü olarak sevmeye devam ediyorlar. Bunu anlayamayacak kişiler, kesimler olsa da bu gerçek değişmeyecektir.

Aleviler’in sorunları çok… Gelecek yazılarda bu konuyu işlemeye devam edeceğiz. Gazete makaleleri bu kadar önemli bir konuyu tartışmak için yeterli olmasa da, bir şeyler ortaya koymaya çalışıyoruz. Dünya’nın her yerinden gelen o güzel ve ilginç mesajlarınız için, katkılarınız için çok teşekkür ederim.

Cami-Cemevi projesine karşı çıktığımı ve bu projeden vazgeçilinceye kadar da kararlılıkla sürdürülecek mücadeleye destek olduğumu bir kez daha ifade etmek isterim. Bu asimilasyon projesine alet olan Cem Vakfı ile de her türlü fiili ilişkim kesilmiştir.

Not: Alevi kimliği nedeni ile özellikle Polis Akademileri başta olmak üzere ( bu okullarda topluca namaza “gitme”, namaza gitmeyenlere inancı konusunda yapılan sorgulamalar çok sık dillendiriliyor. Çoğunca masum bir “öğrenci işi” gibi gösterilen bu saygısızlığa seyirci kalınamaz.) ayrıca diğer tüm eğitim kurumları, devlet daireleri veya herhangi bir yerde Alevi kimliği nedeni ile hakaret gören, sıkıntı yaşayanlar, Uluslararası Af Örgütü Türkiye aktif üyesi olarak, Türkiye’nin en çok okunan internet haber sitesinde köşesi olan biri olarak bana iletişim adresleri ile birlikte hiç çekinmeden ulaşabilirler.

Ayrıca Pir Sultan Abdal Derneği, Ali Kenanoğlu arkadaşımızın da bu konularda son derece hassas olduklarını hatırlatmak isterim. “Normalde” bu, devletin yapması gereken bir şeydir, ancak bu mümkün görünmüyor. Zira sorunun taraflarından biri devletin ta kendisi! Şu halde iş başa düşüyor. Lütfen yaşadığınız saygısızlıklara asla boyun eğmeyin. Dayanışma içinde sorunların aşılması için mücadele edelim. Lütfen korkmayın, çekinmeyin. Bu, Türkiye’nin daha demokratik bir ülke olması için, hep birlikte huzur içinde yaşayabilmemiz için çok gerekli.








Lütfen tüm alanları doldurun. Girdiğiniz bilgiler kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.








Lütfen tüm alanları doldurun. E-mail adresiniz kesinlikle yayınlanmayacak, başka bir amaçla kullanılmayacaktır.

zirvehan
26 Ekim 2013 10:19

çok teşekkürler

akaltun23
25 Ekim 2013 21:09

Sn. Çağlayan, nevi şahsına münhasır görüşlerinizden kafaların epeyce karışık olduğu anlaşılıyor. Detaylı yazdıklarımız nedendir burada pek yayınlanmıyor, belki de tartışmaların biteceğinden endişe ediliyordur. Arkadaşların da elbet bir bildiği vardır diyor ve konu hakkındaki "Alevilik hakkında karar verilmezlik" başlıklı Haberx haberi altındaki yorumumuza da bir bakmanızın farklı bir açı sunacağı ve bu başlığınıza epey denk düşeceğini sanıyorum.

feza
25 Ekim 2013 16:51

yorumcu sn. Riza, kendinizi Alevi olarak tanıtıp, sonra da sünniler insan gibi yaşamayı hak etmiyor demeniz zaten mesajınızı sırf provokasyon için yazdığınızın resmi.Biz bu oyunlara gelmeyiz.Hiç kendinizi öyle yorupda zamanınızı falan harcamayın.Alevilerin insana bakışı bellidir.Adımızı, felsefemizi kirleten, Alevi olmayıp ortada böylesi terbiyesizce laflarla Alevilerin tepki görmesi için kendini vakfetmiş senin gibi daha binlercesi var.Sizin zamanınız bolsa bizimkide bol her yerde sizi deşifre ederiz.Allah sana da senin gibi Alevi düşmanlarına da vicdan versin.Kirli piyonlarsınız yanlızca.Kimse bu zatlan muhatap olmasın canlar. Ne olduğu belli.

Riza
25 Ekim 2013 13:39

Hanfendi, Dersimimi tartismak istiyorsun, yoksa Alevilerimi? Aleviler neden tek olarak sahip cikip kendilerini bu sacma devlet icin kurban etsinki? Gezi olaylarinda sadece Alevi gencleri öldü, Suriyede aleviler katl ediliyor. Birazda sünniler kendilerini öne atsin, hep aleviler sigorta olacak degillerya. Bizde Aleviler olarak cekip gideriz, oda problem degil aslinda, kendimize yeni memleket buluruz, alisikiz ve uyum saglamasini biliyoruz nasil olsa! Hak icin savasan can her yerde var bu dünyada! Sünniler insan gibi yasamayi hak etmiyorlar, bosuna ugrasiyorlar aleviler!

H.YILMAZ
24 Ekim 2013 16:50

'' BULAŞIK OĞLAN GÖRÜNTÜSÜ VEREN NURİŞ''.. HZ.ALİ'NİN SÖYLEDİĞİ GİBİ, ''GÖREN GÖZE KARANLIK PERDE OLAMAZ; GÖRMEK İSTEMEYEN GÖZE IŞIK NE YAPSIN?''

Tüm Yorumlar (9)

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI